Melda Dinçel

Melda Dinçel

Çevirmen
8.2/10
1.335 Kişi
·
2.844
Okunma
·
0
Beğeni
·
253
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
384 syf.
Her ne kadar beklediğim türden bir distopya romanı olmasada oldukça sürükleyici bir kitaptı, zaman zaman yazarın yaptığı ters köşeler Piyon'u elimden bırakamaz hale getirdi, fakat ben kitabın adına göre daha stratejik bir kurgu beklerdim ama ne yazık ki kitap aile içi entrikalar üzerineydi ki kızımız tüm bu olanlara karşın biraz şanslıydı, yani kitabın adına yanaşır hamleler göremedim bu romanda.

Sonuç olarak kitap kurguda her ne kadar beklentilerimi karşılamamış olsada kitabı sevdim, kızımız belli ki bu kitapta bir piyondu, kızımızın ikinci kitapta daha çok açılacağını sanıyorum. Daha güçlü ve zeki bir Kitty beklentisiyle ikinci kitaba başlıyorum.
400 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bir insanın iki dünyası ola bilirmi?
De Warenne Dynasty serisinin dokuzuncu kitabı.
Öncelikle söylemeliyim ki ,kitap bana serinin ilk kitabı olan gönülçelen'i hatırlattı..hem ruhen hem de fiziki ıztıraplar, kırbaçlanma olayı.

Emilianın annesi bir çingene, babası ise İngiliz kontudur. Çocuk doğduktan sonra annesi onu babasının malikanesine götürmüş, babası ise evli olduğu için çocuğu ve kadını geri çevirir..bir kaç yıl sonra babasının karısı çocuğunu doğururken ölür ve varissiz kalır..adamını çingene kadından olan oğlu Emilianı bulması için gönderir ve 12 yaşında annesinden ayrılmak istemediği için zorla babasının malikanesine getirilir ..ama herkes bir çingene olduğu için onu hep küçümser..babası öldükten sonra malikanenin başına keçer ve eskisinden daha güzel bir yere dönüştürür..derken dayısının çingenelerle birlikte yaşatığı kampı bulur ve annesinin sokakta İngilizler tarafından linç edilip öldüğünü öğrenir ve İngilizlere nefreti daha da büyür. Bu arada çingeneler kamplarını de Warenne ailesinin erazisinde kurular..Clif de Warenne bundan mutsuz olur ama 1 gün kalmalarına izin verir..babasıyla birlikte kampa giden Ariella gördüğü an Emiliana vurulur. Emilian ilk başlarda annesinin intikamı için Ariellanı kullanmayı niyetlenir ve yapar da..malikanesini ve her şeyini geride bırakıp romanlarla birlikte gider ..lakin yaptığının çok yalnış olduğunu anlar..ne kadar israr etse de bir yanının roman olduğu kadar İngiliz olduğunu anlar..Ariella ondan vazgeçmez sonda Emilian da ona aşık olduğunu anlar.

Söylemeliyim ki, belki de bazı okurlar Emiliana Ariellaya yaptıkları için nefret eder..ama ben okuduğum kitaplarda her şeyin kusursuz dört dörtlük olduğunu sevmem..hayatın zorlu şartlarını hep göstermeliler yazarlar..bunun için Brenda Joyceni alkışlıyorum
448 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Peng Shepherd “The Book Of M”.. Hindistan’da bir festival sırasında herkesi şaşkınlık içinde bırakan bir olay gerçekleşir. Bir adam, gölgesini yitirir. Bu olay tüm dünyaya yayılır, gölgesini kaybedenler, yeni ve olağan dışı güçler kazanır. Gölgesizliğin bedeliyse ağırdır, tüm hatırlarını, kimliğini hatta ileriki safhalarda, yeme içme ve dahi nefes almayı bile “unutmak”. Buraya kadar arka kapak yazısının verdiği bilgiden taşmadım. Okuyacak olanların keyfini kaçıracak firem yok
Kuvvetle muhtemel devamının gelip, seriye bağlanacak (çünkü sonu açık) eserin türü “post-apokaliptik”, yani kıyamet prototipi. Başlangıçta bana başka bir eseri hatırlatan, kasvetli, belirsiz sebeplerle bezenmiş zemini, geriye dönük (geçmiş-şimdi / geçmiş-şimdi) zaman akışıyla, budaklı bir konuya sahip. Tali konular budandığındaysa, elde kalan, edebiyatın son dönem gözdelerinden “kolektif bilinç”. Neden bazılarının gölgesini yitirip, bazılarının yitirmediği, şayet bir hastalıksa nasıl bulaştığı, doğru tedavi ya da insanlık için kurtuluş mümkün mü gibi soruların yanıtlarını, en azından bu kitapta alamıyoruz. Benliklerini ve anılarını, dolayısıyla kimliklerini yitiren insanların, şiddete meylini ya da buna direnmek için mücadele edenlerin akıbetini okurken, bana her şey hep olası geldi. Bu türe dair okuduğum tüm eserlerde benzer hisleri yaşadım. Ne kadar uç, ne kadar olasılık dışı gibi bile görünse, alternatif sonlar hep mümkün.
Yazarın bir noktada hem fikrinin hem de kaleminin savruklaştığını düşündüm. Sanki en başta anlatmak istedikleriyle yolun bir yerinden sonra anlattıkları amaç değiştirdi. İlk kıvılcımın çaktığı Hindistan, sona doğru Hindu mistisizmi olarak, esere yine nüfuz etti. Türe uzak olanlar için, içinde harmanladıklarının çeşitliliği bakımından şans verilebilir derim, akıcı mıdır derseniz o kısmı da okuduğunuzda konuşalım. Saygılarımla
384 syf.
·2 günde·8/10
Distopyalarda az çok nelerin işleneceğini, düzenin nasıl olacağını tahmin eder sıklıkla bu türü okuyanlar. Ama Piyon da kurulan düzenin ötesinde bu düzenin başındaki kişilerin taht oyunlarını okuyoruz. Bu da kitabı benzer türlerinden farklı bir yere taşıyor bana göre. Her ne kadar bazı kısımlarında distopya klişeleri atlanmamış olsa da özgün bir kurgu ve akıcı bir okumaya sahip.

İnsanlar 17 yaşına girdikten hemen sonra yapılan bir sınavın sonucuyla rütbeleri enselerine kazınıp, rütbesine göre yaşamak zorunda kalması gereken bir yönetim şekline sahip olan Amerika'da geçer olay. 1 alanlar direkt öldürülüyor ve 6 alanlar ise hükümete hizmet veriyor. Ayrıca bir de hükümet ailesinin ensesine işlenen puan var o da 7. Ülkenin düşük rütbelileri "Başkayer" adlı bir yere sürgün edilirler ve orada yaşarlar. Rütbe sistemine karşı olan "Karaceketliler" adlı bir isyancı grubu vardır.

Ana karakterimiz Kitty Doe sınava girer ve beklediğinden daha düşük bir rütbe olan 3 alır. Yani vasat tabakadan. Sonra entrikalar devreye giriyor ve Kitty maskeleme işlemiyle başbakanın yiğenin yerine geçiyor – burası Kurtlar Vadisinde Polatı anımsattı bana-

Aşktan tutun, savaşa kadar her konuyu içinde barındıran kitabın her sayfası bir öncekinden daha olaylı ve daha akıcı geçiyor. Kitap bittikten sonra şunu fark ettim, hepimiz aslında bir Piyon değil miyiz? Bir üst sınıf için savaşmıyor muyuz?
368 syf.
·3 günde·7/10
Serinin son kitabı da oldukça hareketliydi, bir taraf kazanacak gibiyken diğer taraf atağa kalktı, şimdi oldu derken olaylar tersine döndü.

Seriyi değerlendirmek için şunları söylemeliyim; 1. kitap olayların başlangıcı olduğu için merak içinde okuyorsunuz. 2. de olaylar derinleşiyor hatta acımasız, kıran kırana bir dünya oluşuyor gözlerinizin önünde. 3. de heyecanlıydı ama biraz Cüneyt Arkın filmlerindeki gibi insanlar ölmüyorlardı. Öldü denilenlerin geri döneceğini biliyorsunuz. Okuduğuma pişman değilim ama daha iyisi olabilirdi.

İncelememi bitirmeden önce aklıma takılan bir kaç şey daha eklemek isterim, bundan sonrası spoiler olarak değerlendirilebilir.
1. kitapta bakan çocuklarının sınava girmediği bilgisini almıştık. Peki Maddox için aile neden endişelendi. Knox sınava girmediyse Maddox neden girsin? Yazar Knox için bir neden bulmak istemiş ama çelişki oluşturmuş.
Diğer konu Benj. Çocuk zekasını kullanarak alabileceği en yüksek rütbeyi almış ama yazar onu çok pasifleştirmiş.
Son olarak Kitty'in de güç tutkunu olduğunu düşünüyorum. Önceleri kendisinden zeki olan Benj'i güçlü bulduğu için ona aşıktı. Sonra Knox'un karaceketlilerin lideri olmasından dolayı hoşlanmaya başladı. Eski haline dönmedi çünkü Lila'nın gücü hoşuna gitmişti.
Aktaracaklarım bu kadar herkese iyi okumalar.
Arkadaşımın tavsiyesi ve büyük bir beklentiyle aldığım kitabı , okumak için kendimce en uygun zamanı bekledim. Genelde ıkı gün içinde bu kalınlıkta bir kitabı bitiren ben söz konusu bu kitap olunca iki günde 100 sayfa bile ilerleyemedim. Kitabımızın konusu Hindistanda başlayıp yayılan bir salgın. Okudukça anlam vereceğim beklentisiyle zor da olsa ilerlesem de salgının neden başladığı , nasıl yayıldığı , neden herkesde aynı etkileri ortaya çıkarmadığı, İnsanların önce gölgelerini ( gölge de kaybolur mu demeyin oluyormuş her nasılsa) sonra hafızalarını kaybetmelerinin ( gölgeyle hafızanın bağlantısını da anlamlandıramadım ) neden bunca saldırganlığa sebep olduğu gibi bir sürü sorum havada kaldı benim için. Kurgu olarak beni içine çekememesinin yanında olayların çok yavaş ilerliyor olması da daha fazla tahammül edemememe sebep oldu. Mine urgan' ın bi sözü var "Karpuzu kestin. Baktın ki kabak. Gene de zorla yiyecek misin o karpuzu ? Canım Fethi Naci'nin bu cümlesinden sonra başladığım her ne ise hoşlanmadığım yerde bırakmaya karar verdim.Kitabı da, insanı da" diyor. Okumak benim için bir serüven. Kendimi dinleyebildiğim, ortamdan ,kendimden ,herkesten uzaklaşabildiğim bir kaçış okumak benim için. O yüzden ben de fazlasıyla katılıyorum Mine Urgan 'a ve bana birşey kattığını düşünmediğim ya da verim alamadığım ya da anlamak, birşeyler çıkarabilmek için kafa yorduğum , samanlıkta iğne aradığım bu serüveni yarı da bırakıyorum. Devam edebilmeyi isterdim beni bir o kadar yorup aynı zamanda okuma hızımı düşürüyor olması ile benim için verimsiz bir okuma bir o kadar da zaman kaybı oldu. Fantastik ,bilim kurgu sevenlere hitap eder umarım. Verimli okumalar...
384 syf.
·2 günde
Öncelikle Hart ailesi üyeleri kadar sinsi insanlar ne tanıdım ne okudum. Özellikle Augusta çok fena bir karakter. Tabi Daxton ve Celia'nın da bu konuda hakkını yememek lazım.

Kitap oldukça akıcı elimden bırakmak istemedim. Seri 3 kitaptan oluşuyor. Bu seride bir Piyon nasıl Şah'a dönüşür onu okuyacağız.

Kitabın konusuna gelirsek; bu kitapta toplumun birden yediye kadar sınıflandırıldığını görüyoruz. Insanlar 17 yaşına geldiklerinde bir sınava tabii tutuluyorlar ve sınavdaki başarısına göre toplumda yaşamaya çalışıyorlar.Ve bunu çok değerli Hart ailesi başbakanlığa geçince yapıyor. Sınavda 4. rütbeye yükselemeyenleri Başkayer'e gönderiyorlar ve orda yaşamalarını bekliyorlar fakat kitabı okuduğunuzda anlayacaksınız ki iş çok başka.

Baş karakterimiz Kitty bu sınavdan aldığı rütbe 3 ve bu rütbeyle . Başkayer'e gitmemek için tanıdığı birinden yardım istiyor ve gece kulübünde çalışmaya başlıyor. Burda en nefret ettiğim karakterlerden biri olan Daxton devreye giriyor. Yeğeni Lila öldüğü için onun yerine geçecek, ona benzeyen birini arıyor ve Kitty'yi bunun için biçilmiş kaftan olarak görüyor. Tabi burda sadece gözlerinin benzediğini söylemek isterim. Ve Daxton Kitty'ye hiçkimsenin reddemeyeceği bir teklif sunuyor. Ya 7 olup Hart ailesiyle yaşamaya çalışacak ya da sevdikleriyle birlikte o da ölecek. Ve inanın Kitty sevdikleri için özellikle Benjy için her şeyi yapar.
384 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Bu kitaba başladığımda hiç okuyasım gelmiyordu. Ama azim ettim ve kitabı bitirdim. Bitirdikten sonra kitabı çok sevdiğimi ama karakterlerden hoşlanmadığımı anladım. Kitty'nin mükemmel bir karakter olmayışı hoşuma gitti. Her ne kadar hoşuma gitse de bazen aldığı kararlar o kadar saçma oluyordu ki beni çıldırtmıştı. Karakterler mükemmel değil ama kitap mükemmel. Alın okuyun derim
448 syf.
·5/10
İlk Hindistan'da canlı yayın esnasında bir adamın gölgesini kaybetmesiyle başlıyor tüm olaylar. Birkaç gün sonra hafızasını kaybediyor. Yaş, cinsiyet fark etmeksizin farklı ülkerden insanlar da aynı durumu yaşıyor ve zamanla tüm dünyaya yayılıyor. Gölgesiz insanlar yani hastalar çoğunlukla paniğe kapılıyor; ne olduğunu ya da nerede olduklarını ve hatta kim olduklarını anlayamadıkları için hepsi şiddete eğilimli oluyor. Gölgesizler ve normal insanlar arasında savaş başlıyor ve sonrasında dünyadaki insanların çoğu her şeyi unuttukları için evlerinin yolunu bulamayıp açlıktan ölüyor. Artık dünyada gölgesi olan sayılı insanlar kalıyor. Onlar da gölgesizlerden korktukları için ve hasta olmayan aç insanlardan korunmak amacıyla sığınaklarda yaşamaya başlıyor. Tüm marketler, dükkanlar yağmalanıyor, geriye hiçbir şey kalmıyor, elektrik yok, yiyecek yok, su yok. Bu insanlar açlıktan ölmemek için dışarı çıkıp yiyecek bulmak zorunda.

Kitapta Ory ve kısmen hafızasını kaybetmiş eşi Max (Kasete aktarıyor, bizde onunla birlikte adım adım yaşadıklarına tanık oluyoruz), bir kazada hafızasını kaybeden lakabı Unutan-Toplayıcı olan bir adam ve İranlı Naz'ın yaşadıklarını okuyoruz.
Karakterlerin iç sesleri, duyguları, korkuları ve mekânlar en küçük detaylarına kadar ayrıntılı yazılmış. Yazar yok olan bir dünyayı resmederken; bizler de ara ara olayların başlama noktasına gidiyor, günümüze geliyor, tekrar geçmişe dönerek yaşanan karmaşaları ve endişeleri detaylı bir şekilde okuyoruz.
Kitap başlarda güzel ilerledi ama sonrasında tüm ilgimi kaybettim. 450 sayfanın yarısından çoğu detaylardan oluşuyor. Asıl hikayenin gerçekleştiği sayfaları toplasan aşağı yukarı 200 sayfa anca eder. Konu ilginç ama hikaye akıp gitmiyor. Felaket sıkıldım okurken. Özellikle Unutan ve Doktor Zadeh'in diyalogları beni boğdu. Her defasında kitabı yarım bırakmak istedim, açıldı açılacak diye diye sonuna kadar okudum. Son sayfaya gelince de "şükür bitti" dedim.
384 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Piyon serisinin ikinci kitabi. İlk kitap gibi ikinci kitapta oldukça sürükleyici ve maceralı geçiyor. Serinin Bu bölümünde kitty doe daxton tarafından Başkayer'e gönderiliyor ve maceralar kaldığı yerden devam ediyor.
Güzel bir seri bence. Ben distopya okumayı pek sevmediğim halde yine de kitap okutturdu bana kendini. Bu tarzı sevenler için tavsiye edebilirim seriyi. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 2.844 okur okudu.
  • 62 okur okuyor.
  • 1.297 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.