Mustafa Çevikdoğan

Mustafa Çevikdoğan

YazarDerleyenEditör
8.2/10
269 Kişi
·
61
Okunma
·
2
Beğeni
·
179
Gösterim
Adı:
Mustafa Çevikdoğan
Unvan:
Türk Yazar
... tüm insanlar dünyada barış istiyordu. Bütün dinler, bütün öğretiler kan dökmeyi yasaklıyordu.
Peki, neden savaşmadan duramıyorlardı?
Uyanmış olduğundan emin olmak için poposunu çimdikledi. Acı hissettiğine göre gördükleri gerçekti. Bir an saçma bir düşünceye kapılarak, belki de popom gerçek değildir, diye düşündü...
Kimse mutlu değildir ama hiç değilse çevrelerinde mutsuzluklarını paylaşacakları insanlar olduğu fikriyle avunurlar - zenginlerin bundan mahrum olduğu inancı bir çeşit eşitlenme duygusuyla benimsenir.
352 syf.
·Puan vermedi
Kitabı okumaya başladığımda dikkatimi ilk çeken yabancı kelimelerin çokluğu oldu. Gün görmemiş yada benim neslimin pek bilmediği kelimeler. Zorlandım açıkçası metne girerken. Yeri geldi bırakmayı düşündüm. Sabrettim. Zamanla alıştım. Bir müzik ritmine dönüştü kelimeler, cümlelerin akışı. Sakin ağır ağır akan inceden hüzünlü bir müsıki şölenine. Türk halk müziği misali. Diğer sanat dallarına da dönüştü müsiki zamanla. En çok da yakın dostu resme. Yıldızlı Gece. Ahmet Hamdi Tanpınar’ı düşündüm. O da sever müsikiyi, resmi. Ritmiktir, en esaslı tablolardır cümleleri.

Yazılma yılını düşündüm. İlk tefrika edilmeye başlanması 1896. Batılı anlamda yazılmış ilk roman. İlkliği batılı anlamda olmasından mı yoksa roman olmasından mı? Yoksa ikisini beraber mi değerlendirmek gerekir. Her ikisi de demek en uygunudur zannımca. Konu ve teknik olarak. Doğuda roman yoktur, roman yerine mesneviler vardır. Uzun manzumeler. Aşka bakışı da farklıdır bu mesnevi yazarlarının, tekniği de.

Bu derin etkinin, derin tahlillerin kaynağı neresi? Çok düşünmemize gerek yok, romantizm deyince akla ilk gelen ülke. Fransa. Yazar da metinde Lamartine, Hugo, Musset etkisi altına sokuyor baş kahramanını. Bir de romantizmin nirvanası Sheakspeare’ın trajedyaları. Bilmiyorum benden başka Ahmet Cemil’i trajedya kahramanlarına benzeten oldu mu? Umudu, hayalleri, yıkılışı, arınması…

Sanatın konusunun yine sanat ve yayın dünyası olması sonra. Bir eser yaratmak istiyor Ahmet Cemil. Sanata ilişkin görüşlerini tartışıyor. Yayın dünyasının pisliğini. Çektiği sancıları. En sonunda yazmak istediği eserin içinde kendisini bulması.

Bir kanal var Türk edebiyatında, Halit Ziya Uşaklıgilin öncülüğünü yaptığı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz ATAY ile devam eden. Daha önceden de AHT ve Atay’ın Mai ve Siyah’ı çok beğendiklerini anlattıkları söyleşilerine rastlamıştım. Eserin kendisini okuyunca fark ettim ne kadar etkilendiklerini. Müzik ve resimden AHT’nin. Ahmet Cemil’in yalnızlığından, içe kapanıklığından ATAY’ın.

Eser çok iyiydi. Ben çok beğendim. Yazılma zamanından bağımsız olarak çok beğendim. Günümüzde yazılmış olsaydı yine çok beğenirdim. Hayatın küçücük detaylarındaki derin manaya nüfus ediş, tablosal ve ritmik anlatış, derin ruh tahlilleri… Hepsi devasaydı. Türk Edebiyatı kesinlikle Halit Ziya Uşaklıgilsiz olmaz.
336 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İtiraf ediyorum, korkarak başladım.
Edebiyat derslerinden kafama yer eden o bilgilerle, nedense Mai ve Siyah benim için korkulu bir rüya olmuştu. Ama şimdi...
Şimdi bu güne kadar bu şahane kitabı niçin okumadığımın derdine düştüm.
Sanırım en büyük şansım, eserin günümüz Türkçesi'ne çevrilmiş halini okumamdı. Bu sebeple kelimesel anlam düzeyinde hiçbir sıkıntı yaşamadım. Buna rağmen bazı yerlerde betimlemeler, ruhsal ve mekansal tasvirler o kadar yoğundu ki, okumayı biraz ağırlaştırıyordu. Ama muhteşemdi. Kitabın baştan sona her kelimesi muhteşemdi.
Okumaya başlayacaklara şunu söyleyebilirim; ilk 50 sayfası en zoru. Burayı atlattıktan sonra öyle içten ve öyle gerçekçi bir hikaye karşılayacak ki sizi, elinizden bırakmak istemeyeceksiniz.
Servet-i fünun edebiyatının en güzel örneklerinden olan bu kitabı biraz da konusundan bahsetmek gerekirse; edebiyat aşığı, hayalperest ve romantik ana kararkterimiz Ahmed Cemil, babasının ölümü üzerine hayallerinin ipini göğe salıp, gerçek hayatla yüzleşmek zorunda kalıyor. Artık evin erkeği olan Ahmed Cemil, ailesinin geçimini üstlenirken bir yanda da hayallerini gerçekleştirmeye çalışıyor. Böylelikle, ana karakterimizin hayatından trajik bir kesim okumaya başlıyoruz.
O kadar çok söylemek istediğim şey var ki aslında hikayeye yönelik... Ama kopya vermemek için söyleyemiyorum.
Mai ve Siyah oldukça karamsar bir hikaye. Bunun büyük kısmı hayatın gerçeklerinin getirdiği dayatmalardan, kalan kısmı ise Ahmed Cemil'in karakteristik özelliklerinden kaynaklanıyor. Ağır ve kasvetli bir havası var; o kadar ki sonuç bölümüne girdiğinizde göğsünüzün sıkıldığını, nefesinizin daraldığını hissediyorsunuz.
Ah, ben bu kadar acı çekiyorsam kim bilir onun acısı ne denli büyük, diye düşünüyorsunuz.
Yine lafı çok uzattım. Velhasılı kelam; ilk sayfadan son sayfaya kadar Ahmet Cemil'in mai göğünün nasıl siyaha döndüğünü okuyorsunuz.
Tereddüt duyuyorsanız hiç düşünmeyin, çok beğeneceğinize eminim.
336 syf.
Çok beklentim olmadan başlayıp beni hayran bıraktıran bir türk edebiyatı klasiği.

Mai hayal ve ümitleri, siyah ise hayal kırıklıklarını ve hayatın gerçeklerini temsil etmektedir. Kitap bittiğinde adı çok daha anlamlı hale gelmekte.
Halit ziyanın ustalık eserlerinden biri olarak geçen bu kitap gerek kurgusu, gerek betimleme ve psikolojik çözümlemeleriyle sizi içine alıyor.
Kitabın anakarakterinin serveti fünun dönemi yazarlarının hayatlarıyla örtüştüğü söylenmekte. Belki de bununda etkisiyle karaktere daha bir yakınlık duyuluyor.
Son söz olarak kendisi gerçekten beğendiğim ve önereceğim bir kitap.
336 syf.
·2 günde·Beğendi
Spoiler İçerir

Yazar olma çabası içinde olan Ahmet Cemil, babasının ölümünden sonra üstlenmek zorunda kaldığı sorumlulukla ve ailevi sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalır. Karakterin hayat hikayesinde çaresizlik, geçim sıkıntısı, hayal kırıklıkları ve karamsarlık hakim.
Günümüz Türkçesiyle olan versiyonunu okudum. Ona rağmen yine de bilinmeyen birçok Osmanlıca kelimeler vardı. Kitapta geçen mekanları gözümün önüne getirerek okuyunca daha bir keyif aldım. Sirkeci'deki "Bab-ı Ali Yokuşu" bana sürekli bu romanı hatırlatır. Edebi eser yaftasını kesinlikle hakeden bir kitap. Beğendim.
208 syf.
·7 günde·Beğendi
“İnsan ateşten bazen kolunu bacağını, bazen de canını yakar Peyami...”
Benim için bu cümle kitabı özetleyen cümlelerden biri oldu. Roman baş karakteri Peyami’nin, kendi yaşamından çok diğer silâh arkadaşlarının yaşamından kesitler sunduğu bir kitap.

Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı dönemde; savaşın bütün acı gerçeklerini gözler önüne sermiş Halide Edip; Peyami, İhsan, Ayşe, Kezban ve Haşmet Bey aracılığı ile. Savaştaki yıkım, acı, ölüm, hasretlik ve aşk; anlatılmamış adeta “hissettirilmiş”.
Ayrıca belirtmek isterim ki bu roman Kurtuluş Savaş’ının ilk romanıdır.

Şaşırtıcı bir sonla bitmesi ise yazarın heyulasının ne denli güçlü, kuvvetli olduğunun göstergesi.

Kitapta Osmanlıca kelimeler çoğunlukta tabi malumunuz; ama bunların anlaşılması için sonuna bir sözlük eklenmiş.

Ne zorluklarla bugünümüze geldiğimizin yazılı bir kanıtı olan bu kitabı, okumanızı tavsiye ederim. Ki elimizdeki nimetlerin farkında olmamız ve onlara sahip çıkmamız(!!) açısından son derece önemli bir kitap..
Kitapla, sanatla ve hayatla kalın..
216 syf.
·4 günde·4/10
Ahmet Haşim çoğunlukla şiirleriyle bilinir. Deneme yazılarının da olduğunu bilmiyordum, kitap kulübünde Mart ayı kitabı seçilince haberim oldu. Kitaba büyük bir beklentiyle başladım ancak maalesef beklediğimi bulamadım. Düşüncelerinin büyük bir kısmının benimle uyuşmadığını fark ettim ve ne yazık ki biraz sığ buldum. Kadınlar hakkında söyledikleri beni hüsrana uğrattı. Resmen kadınlardan nefret ediyor ve onları alt bir sınıf olarak değerlendiriyordu.
* * *
Görüşleri benimle uyuşmayan her kitabı beğenmemezlik yapan birisi değilim, farklı fikirlere açığım ama bu kitap; okuma grubumuzda genel olarak sevilmedi diyebilirim.
208 syf.
·4 günde·8/10
Ateşten Gömlek; Kurtuluş Savaşı'nı, Milli Mücadele dönemini anlatan "ilk" romandır. Halide Edib bu romanını mücadelemiz devam ederken yazmıştır. Halide Edib'in Milli Mücadele'ye bizzat katılmış olması romanı etkileyici kılan unsurlardan biridir. Nitekim Sultanahmet Mitingi'nde yaptığı konuşma romanda da geçmektedir.

Romanda Milli Mücadele döneminde İstanbul'un ve Anadolu'nun ne durumda olduğunu görmekteyiz. İşgal kuvvetleri yurdu sarmışken kendi içinde bile bölünen bir toplum var. Onların boyunduruğu altına girmek isteyenlere karşın bağımsızlık mücadelesi veren ve damlaya damlaya okyanus olan Ayşeler, İhsanlar, Cemaller, Peyamiler... "Bir umuttur yaşatan insanı" diyerek başladılar mücadeleye. Giydiler "ateşten gömlek"leri. İnsanları da ısıttılar düşüncelerine. Birlik ve beraberlikle düşmana karşı mücadele verdiler ve tarihe altın harflerle kazındılar. Rahmet olsun...

Romanda yaşanan aşklar da dikkat çekiciydi. İhsan'ın Ayşe'ye karşı ilk görüşte başlayan yangını hiç sönmedi. Ayrıca Peyami de sessiz ve sedasız aşkını içinde yaşadı. İkisi için de "kavuşmak mahşere kaldı."
216 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Efendim şimdi Ahmet Haşim Beyciğim ile Bize Göre üzerine uzun uzun tartıştık... Zira kitapla konuşmalarım onunla konuşmuşum hissi verdi bana... Tamam sıkıntı yok ruh sağlığım yerinde...
.
Kitabı ben okumuş gibi değilim de yazar bana anlatmış gibi geliyor şu an... Öyle garip hisler içerisindeyim ki nasıl tarif edeyim bilemiyorum... Kitaba başlar başlamaz anlatımına vuruldum... Şair kimliği kelimeleri dans ettiriyor... Alıyor parmağında döndürüyor, başın dönüyor, o sarhoşlukta öyle bir yere vuruyor ki ne olduğunu şaşırıyorsun... Daha kendine gelemeden tekrar alıyor seni uçuruyor... Kendi içinde yazara savaş açıyorsun ama yazarın umrunda değil... Seni orada bırakıp öyle bir yere gidiyor ki ardından bakakalıyorsun... Uzun uzun bakıyor dalıp gittiği yere... Masal gibi anlatıyor bir şeyler ama senin aklın hâlâ seni vurduğu yerde...
.
Hadi diyorsun tamam unutmadım bunu ama bakalım daha neler yapacaksın meraktayım... Sinsi bir gülüşle tırnaklarını çıkarıp batırıyor hayatın akışına... Deli oluyorsun bu hallerine ama bırakıp da gidemiyorsun... Çünkü bazı söylemleri sinirini tavan yapsa da, hak veriyorsun başka çıkarımlarına... Bazen ağırdan gidiyor bunaltıyor seni bazen de merakla okuyorsun her hareketini...
.
İşte böyle bir şey... Bilmem anlatabildim mi hislerimi?.. Bol inişli çıkışlı bir okumaydı... Okudukça bitmiyordu sanki kitap... Cidden bitmeyecek sandım... Okuduğuma pişman değilim gerçekten detay konusunda çok iyi ve ben çok severim... Güzel şeyler anlattı kesinlikle bu denemesinde, güldürdü de... Ama bir yerde de sabır sınırlarını da denedi yazar... Kadınlar hakkındaki yazıları insanı çileden çıkartacak cinsten ama şairane anlatımı takdire şayan... Yalnız bir süre kendisini görmek istemiyorum... Biraz sakinleşmem lazım ... Ve sanırım Ahmet Haşim için şu atasözü çok yerinde olacaktır....
"Yiğidi öldür hakkını yeme"
208 syf.
·23 günde·7/10
Senelerdir Halide Edib okumak isteyip bir türlü fırsat bulamayan biri olarak “Kalp Ağrısı”ndan sonra ara vermeden ikinci bir Halide Edib romanı okumak istedim. Tarihi romanları çok sevdiğimden ve Kurtuluş Savaşı yıllarına canlı tanık olduğundan bu kez tercihim “Ateşten Gömlek”ten yana oldu. Ateşten Gömlek Türk milletinin yeniden varolma mücadelesini bir aşk üçgeni etrafında ele alıyor. Romanın arka planında bir hastane dekoru olduğundan savaşın en kanlı sahnelerine de tanıklık ediyoruz aynı zamanda. Halide Edib’in hayatını okuyanlar ya da TRT’nin 1994 yapımı Kuruluş-Kurtuluş-Cumhuriyet dizisini izleyenler bilecektir, Halide Edib bu romanının ismini Yakup Kadri’den almıştır. Kitabın başında Yakup Kadri’ye yazdığı açık mektupla teşekkür detayı hoşuma gitti. Kendi yorumumdan ziyade kendisiyle aynı liseden mezun olduğum için tanışma fırsatı bulduğum Selim İleri’nin romanla ilgili yazdığı sonsözdeki şu cümleler romanı özetleyecektir: “Güzel ve önemli Kurtuluş Savaşı romanları sonradan yazılmıştır. Birçoğunu bugün de tutkuyla okuyabiliriz. Ama pek azı Halide Edib’in Ateşten Gömlek’i ölçüsünde içten tanıktır.” Keyifli okumalar :)
216 syf.
·2 günde·8/10
Ahmet Haşim ile tanışmak isteyen okurların uğraması gereken ilk nokta bu kitap olabilir.

Can Yayınları tek kitap içerisinde ‘üç eseri’ bizlerin okumasına sunuyor:

- Bize Göre (1928)
- Gurebahane-i Laklakan (1928)
- Frankfurt Seyahatnamesi (1933)

Bize Göre ve Bir Seyahatin Notları başlıklı diğer bir baskı için İş Bankası imzalı şu kitaba da bakabilirsiniz: Bize Göre ve Bir Seyahatin Notları.

Bize Göre’de Ahmet Haşim’in İkdam gazetesindeki köşe yazılarından yapılan seçmeler yer alıyor.

Gurebahane-i Laklakan’da Bursa’da tanışmış olduğu Türk kültürü hayranı Gregoire Baille ile başlattığı yazıları yer alırken,

Frankfurt Seyahatnamesi’nde ise rahatsızlığı sebebiyle gitmiş olduğu Almanya’daki gözlemleri yer almakta.

Bu yazılarda muazzam bir üslup mevcut. Bu etkileyici üslupla yeri gelecek ‘kadından’ yeri gelecek ‘ilişkilerden’ yeri gelecek ‘canlılardan’ bahsedecek.

Yakup Kadri, Recaizade, Abdülhak Hamit ve Süleyman Nazif gibi Türk sanatçıları bulacağınız gibi Darwin, Freud, Bergson, Jacques Lacan ve Goethe gibi birçok bilim ve edebiyat insanını da bulacaksınız.

Yani sizleri sadece üslubuyla etkisi altına almayacak Ahmet Haşim. Bilgisi, gözlemleri ve tanışıklıkları ile süslüyor olacak dimağlarınızı.

Buyurun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Çevikdoğan
Unvan:
Türk Yazar

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 61 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 57 okur okuyacak.