Nazlı Karabıyıkoğlu

Nazlı Karabıyıkoğlu

Yazar
7.1/10
13 Kişi
·
18
Okunma
·
3
Beğeni
·
743
Gösterim
Adı:
Nazlı Karabıyıkoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1985
1985’te Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. İngilizce ve İspanyolca eğitimi aldı. Öyküleri Varlık, Kitap-lık, Sözcükler, Özgür Edebiyat dergilerinde yayımlandı. Hazırladığı “Delistan” adlı ilk dosyası “2010 KYÖD Sanat Ödülleri” adı altında düzenlenen Naci Girginsoy Öykü Ödülü’nü aldı ve sembolik olarak kitaplaştırıldı. Yazarın ikinci öykü dosyası “Düş Çeperi”, 2010 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. İlk öykü kitabı “İskele” Komşu Yayınları tarafından basıldı. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazmaya devam etmektedir. İkinci öykü kitabı geçtiğimiz günlerde Alakarga Yayınları aracılığı ile okurlarıyla buluştu.
Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin,
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi.
Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden.
Kesmeliyim soluğunu
doğmuş olmanın!

Nilgün Marmara, "Savrulan Beden"
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 43 - Alakarga Yayıncılık
Hayat, fare yeniği bir masanın üstüne koyup yazmaya çalıştığım beyaz bir kağıttı da, benim mi kalemim denk geldi hep boşluklara?
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 20 - Alakarga Yayıncılık
" Herkes fıtık olmuş bu şehirde. Otobüslerin bile kamburu var. Asfalt hepimizden bıkmış. Yorgunlar yokuşlardan çıkarken iyice dertop oluyor. Renkler sulanmış. Su karışmayan tek şey kan son günlerde. "
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 53 - Alakarga Sanat Yayınları
" Belki bir kuruntudur yaralayan kalbimi
Her insan bir uyumsuzluktur ölü olmadıkça "
Turgut Uyar
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 71 - Alakarga Yayıncılık
"Tek başıma oturduğum zamanlarda gördüğüm ölümün, kendisi gelmese de isteğinin, girdabına kapılıp gitmenin uyuşuk salınışına kapıldım yine."
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 35 - İthaki Yayınları
"Çıktım bakır kapıdan.
Çıktım hayatı damıtmak için onu bulduğum meyhaneye gittim. Çok içtim. Şehri dört ucundan tutuşturdum geldim..."
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 40 - İthaki Yayınları
Oldum olası Öykü kitaplarına karşı bir zaafım vardır.Okurken tıkandığım zamanlarda hep kılavuzum olmuştur öyküler..Elimden tutmuş şevkatle çıkarmıştır beni girdiğim çıkmaz yoldan.Yine böyle bir dönemde karşılaştım Nazlı Karabıyıkoğlu ile.Girdiğim kitapçının öykü reyonuna gidip,daha önce bilmediğim kimler var diye bakınırken gözüme ilişti yazarın ilk kitabı İskele.Kitaplığımda yalnızlık hissetmesin diye yazarın ikinci kitabı Olivya Çıkmazını’da almadan edemedim.
Ve hemen okumaya koyuldum.Kitap 122 sayfa.Serseri Yangeçler ve Grotesklere Konu Olabilecek Alışkanlıklar isimlerini vermiş yazar bölümlere.Kitabın başındaki Anıl Altın’ın İskele şiirinden esnlenmiş olunsa gerek bölümler adlandırılırken.Serseri yengeçlerin ilk öyküsünden başlayarak, bana göre kurgu itibariyle birbiriyle ilintili öyküleriyle yakın tarihimizdeki seksen darbesi ve sonrasındaki dönemin yaşattığı acıları ve hüznü haykırmaya çalışmış yazar.İkinci bölümde ise öyküler kurgu ve tema itibariyle biraz farklılaşarak ve farklı bir üslupla ,protest duruşunu koruyarak ama mizahi göndermelerle süslenmiş.Öyküleri tematik anlamda başarılı bulduğumu ifade etmeliyim.Ancak yapılan siyasi göndermelerden pek hoşlandığımı söyleyemem.
Nazlı Karabıyıkoğlu daha ilk cümlesinden itibaren oldukça özgün bir dille karşılıyor okurunu.Ve her çevirdiğiniz sayfada bu özgün dili muhafaza etme kaygısını yoğun bir şekilde hissedebiliyorsunuz.Bir süre sonra bu durum öyle bir hal alıyor ki ,bazı anlaşılması zor betimlemelerle kendisini bır çıkmaza sokmakla kalmayıp, sizi de sürüklüyor beraberinde.Bu kaygı bir süre sonra yorucu bir hal almakla kalmayıp ,biraz da hırpalıyor demekten alamayacağım kendimi.Ayrıca “Adaevveda,Kavrukaldırımadamı,Geceötüşlükuşlar” gibi bazı kelimelerin birleştirilerek yazılması bu özgün dilin imzası olsa gerek...
Eğer kitabı okumaya karar verirseniz, bir de sizi sırılsıklam edecek yoğun bir metafor yağmuruna hazır olmanız lazım.
Ben yazarın diğer kitabını İskele ile birlikte kitaplığıma kaldırıyorum.Okurken tıkandığım bir zamanda kılavuz olarak okumayı düşünmüyorum.Ancak boş bir zamanımda, Usta öykücülerimizin kadrini kıymetini anımsamak için okuyabilirim belki.
Daha önce Olivya Çıkmazı'nın karanlık güzelliğinden etkilendiğim Nazlı Karabıyıkoğlu'nun ilk öykü kitabı "İskele".

Kitap, yazarın babasına ithafıyla başlıyor. Ve o ithaf sadece sözde değil. Öykülerde hep bi' baba teması var; güçlü, güven veren, sevgili bi' adam vardı.

Hikâye benim çok özendiğim, sevdiğim ama zor bulduğum bi' türdür. Samimiyeti, olaylar halinde akıtabilmek, okura temas edebilmek güzel, harika bi' şey. Bazı öyküler elimden tutarken, bazıları beni sıkıca sardı bu kitapta da. Özellikle ikisinden bahsetmek istiyorum: Dönme Dolapta Yedi Dakika ve Geceötüşlükuşlar.

Dönme Dolapta Yedi Dakika bi' insanın tv kumandasıyla olan bağını anlatıyor. Televizyonun açılışı, "yalnız"lığa ortak oluşu, kişinin bilmediği, alakasız olduğu siyasetçi, oyuncu, şarkıcı, sunucu nice insanla kurduğu çöpten ilişkiyi anlatan komik, hüzünlü bi' hikayeydi.

Geceötüşlükuşlar ise çok "daha"ydı. Tesadüfen hikayeyi sesli okuyordum ve okurken içime yayılan his, direkt ben nerde rastladım buna oldu. Hikâye tam anlamıyla Zeki Demirkubuz'un Masumiyet'inden bi' parça gibi. Hikayedeki başkarakterin adının Bekir olması, filmle hikaye arasındaki bağ fikrini güçlendirir nitelikte. Yazar bunu bilerek mi, bilmeden mi kurgulamış bilmiyorum ama aktarılmak istenen bi' his varsa eğer, o kesinlikle geçiyor karşı tarafa. Derbeder, anıştırmalı, kader mahkumu olan hikayedeki Bekir'in hayatındaki/hayallerindeki baba ise "Orhan Baba"ydı.

Samimi ele alışları, ilginç cümleleriyle yeni parıldayan yazarlardan Nazlı Karabıyıkoğlu. İskele'sini okuyup tanışmanızı tavsiye ederim.
Nazlı KARABIYIKOĞLU – Gök Derinin Altında

Nerden başlasam yoruma ya da nasıl yapabilirim doğru ve eksiksiz yorumu bilemiyorum. Ruhuma işledi kitap… En derine daha da derine… 4 bölüm içinde 17 öykü ama klasik dediğimiz türün çok çok dışında. Beklentilerin çok çok üstünde. Şamanizm de var efsaneler de, cinsellik dibine kadar... Ama doğru bakan gözler ve yürek ile…

Bana göre Nazlı KARABIYIKOĞLU bu döneme damgasını vuracak ve gelecek dönemlerin en değerli yazarlarından biri olacak.

Okuduğum ilk eseri, daha ilk satırında beni inanılmaz heyecanlandırdı ve diğer eserlerini de temin edip, yürek çarpıntısı ve nefes alamadan okuyacağım.

Kitap bittikten sonra ilk düşündüğüm durum şu oldu; ‘’Şimdi ben ne yapacağım ve nasıl devam edeceğim?’’ daha bu soruya cevap bulamamış iken; ‘’Şimdi ne okuyacağım? Nasıl okuyacağım?’’ sorularını sordum kendime ki hala da cevaplarını verebilmiş değilim.

‘’Gök Derinin Altında’’ birbirinden harika öyküleri barındırıyor. Birbiri ile ilişkisiz dursa da bir şekilde bağlantılı olduğunu hissini vererek ve bilerek… Şehir şehir, ülke ülke geziyorsunuz. Trenle seyahate çıkıyor, Baykal Gölü’ne uzun uzun bakıyorsunuz mesela… Bir bakmışsınız Kars’tasınız. Sonra İstanbul, Ankara, Sibirya… Ve Moğolistan’dan gelin almışsınız… En derin yaralarımdan biri oldu ‘’İn İllo Tempore’’, nefesimi kesti ‘’Noli Me Tangere’’, hayatı sorguladım ‘’Islak Derinin Altında’’ ve yaşadığıma tereddüt ile baktım ‘’Şifaaağ’’ ile… Daha da yazarım da yürek dengem yetmez hepsine… Ne güzel bir kitapsın sen ‘’Gök Derinin Altında’’ ve hoş geldin başucu kitaplarımın arasına…

En çok içimi ezen durum şu oldu, elimdeki kitap bizzat yazar tarafından imzalandı ve hiçbir şekilde çizemedim satırlarını, beni nefessiz bırakan satırları. O yüzden bir tane daha alacağım ve yeniden okuyup, satır satır çizeceğim, notlar alacağım her boşluğuna…

Ve ilk kez bir kitabı tüm vurgumla ve duygumla sesli okudum. Harflerin, hecelerin, kelime ve cümlelerin üstüne basa basa, içim ezile ezile, tiyatral şekilde… Çok etkiledi beni çok. Efsunlu bir kitap…

Kesinlikle tavsiye ediyorum ve okuyan şanslı okurlardan olduğum için de gurur duyuyorum…

"Siz bizi çizdiniz tarihten gününüze doğru, sfenkslerimizi yaptınız. Tabutumuz yoktu. Vahşiliğimizi bölüştürdük, yeryüzünün tüm kadınlarından paralel. Yüzlerine gölge düşmesin diye hepsine içimizden, derimizden bir amazos koyduk. Hayvanları kattık organlarımıza, karnımızdan yararken çocuğu hep hayvanlara benzettik. Ben sürüldüm, ormanımızda tektim. Hem eri, hem dişiyi sen taşı dediler.”

Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar.
Hakkında ne hissettiğime karar veremediğim bir kitap okudum yine. Sevdim desem; bozuk musluktan tıp tıp akan suyu çağrıştıran kısa cümlelerden-sık kullanılan noktalardan hazzetmediğimi biliyorsunuz, yalan olur. Sevmedim desem; nefes almadan sayfa çevirmişliğim var hikaye nereye uzanacak acaba diye, o da yalan olur. Kitabın ana fikrinin "İnsanın dişil ve eril, oluşmuş ve oluşmamış tüm tohumlarını toprağa vermesinin, evrenin gücünün ve varlığının devamını sağlaması açısından gerekliliği" olduğu sonucunu çıkardım ben. Yazar bambaşka bir niyetle yazmış olabilir tabii, beynim yandığı için benden bu kadar çıktı. Velhasılıkelam, bu öyküleri anlamak için konsantrasyonunuzun üst düzey olması gerektiği kanaatindeyim. Her okura hitap etmeyeceğini özellikle belirteyim yani. İlk 50 sayfada neredeyse bırakıyordum kitabı; son 50 sayfayı ise yutarak okudum resmen. Bildiğiniz bütün öyküleri unutun! Beyin fırtınasına hazırsanız, böyle buyrun. =)
Kitap bende çok farklı bir tat bıraktı. Yazarın dili kesinlikle alışılmışın dışında. Öykülerinde çokça yer verdiği şamanizm bir yana, cinselliği okuru rahatsız etmeden aksine zevk vererek işleyeşi çok hoşuma gitti.
Herkese hitap edecek bir kitap değil dili biraz alışılmışın dışında. Ben okuduğumdan çok bir şey anlamadım nedeni çok fazla afilli cümleler kurmuş her cümle afilli olunca okuduğunuz metin ağırlaşıyor ve giderek kopuyorsunuz. Bazı yerler de tamam olmuş ama geneline yayınca peş peşe peş peşe insanı bıktırıyor zor bitirdim kitabı hikayeler farklı güzel değişik tamam ama okurken çok yoruyor.
Hani böyle ben değişik yazarım bu benim edebiyatım farklıyım imajımı mı çizmiş ne yapmış anlamadım.

Hikayeler sıradışı nedense bana M.UYURKULAK'ın HAR kitabını anımsattı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nazlı Karabıyıkoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1985
1985’te Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. İngilizce ve İspanyolca eğitimi aldı. Öyküleri Varlık, Kitap-lık, Sözcükler, Özgür Edebiyat dergilerinde yayımlandı. Hazırladığı “Delistan” adlı ilk dosyası “2010 KYÖD Sanat Ödülleri” adı altında düzenlenen Naci Girginsoy Öykü Ödülü’nü aldı ve sembolik olarak kitaplaştırıldı. Yazarın ikinci öykü dosyası “Düş Çeperi”, 2010 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. İlk öykü kitabı “İskele” Komşu Yayınları tarafından basıldı. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazmaya devam etmektedir. İkinci öykü kitabı geçtiğimiz günlerde Alakarga Yayınları aracılığı ile okurlarıyla buluştu.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 18 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 27 okur okuyacak.