Nazlı Karabıyıkoğlu

Nazlı Karabıyıkoğlu

Yazar
6.2/10
38 Kişi
·
63
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.029
Gösterim
Adı:
Nazlı Karabıyıkoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1985
1985’te Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. İngilizce ve İspanyolca eğitimi aldı. Öyküleri Varlık, Kitap-lık, Sözcükler, Özgür Edebiyat dergilerinde yayımlandı. Hazırladığı “Delistan” adlı ilk dosyası “2010 KYÖD Sanat Ödülleri” adı altında düzenlenen Naci Girginsoy Öykü Ödülü’nü aldı ve sembolik olarak kitaplaştırıldı. Yazarın ikinci öykü dosyası “Düş Çeperi”, 2010 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. İlk öykü kitabı “İskele” Komşu Yayınları tarafından basıldı. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazmaya devam etmektedir. İkinci öykü kitabı geçtiğimiz günlerde Alakarga Yayınları aracılığı ile okurlarıyla buluştu.
Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin,
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi.
Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden.
Kesmeliyim soluğunu
doğmuş olmanın!

Nilgün Marmara, "Savrulan Beden"
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 43 - Alakarga Yayıncılık
Ölmekten daha çok, iyileşmek için çırpınıyordum. Yaşamın gölgesinin çekildiği kıyıda durup sahili gözlemek ya da ne yapacağını bilmeden öylece durmak, kımıltısız. İyi mi olacaktım, kötüleşip yiyecek miydim? Hastalığımı, virüsümü, mikrobumu daha fazla hastalık içinde eritecek, ayı öldürüp güneşin üzerine tüneyecek, tam tersine önce güneşi boğazlayıp sonra ayın ayak basılmamış kraterlerine mi serecektim? Ne yararlı, ne kahraman... Ne bir yarayı yalamış ne kendini temizlemiş. Yokluğunu varlığının kıçına takmış. Tokadın bini bir. Ne bir arabayı çekebilir ne sürüden ayrılabilmiş. Uzanıp ağaçların en lezzetli dallarını tadamamış, kalçalarda kızarıklıklar bırakamamış, küçülüp yeniden doğrulamamış, koltukaltları tüylü kadınların yatağına girememiş, donunu cesaret edip gösterememiş kimseye. Çıplak oturamamış kanepede, uzanıp kadehini alamamış orta sehpasından. Kazıtamamış saçlarını, berber koltuğunda abi ne yaparsanların fark etmezliğine gömülmüş, ilk gelen otobüse binip alakasız duraklarda inmiş. Ciğerinde büyüyen mantara karşı koyamadan kabullenmiş ölmek bu kadar kolaymış ya, dua etmekten bile.
Bir öykünün giriş cümlesi olabilmeyi istedi. Öykü bittiğinde okuyucunun dönüp tekrar okuduğu, belki çantasından çıkardığı deftere not ettiği o cümle...
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 27 - Alakarga, 2.Baskı
Hayat, fare yeniği bir masanın üstüne koyup yazmaya çalıştığım beyaz bir kağıttı da, benim mi kalemim denk geldi hep boşluklara?
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 20 - Alakarga Yayıncılık
Hayatın akışını en çok, kalpsiz zaman kesitlerinin vuruşları değiştiriyor. Bu yüzden boşluğun sesini dinlemek, insana vuruşlardan saklanmanın çaresiymiş gibi geliyor.
Nazlı Karabıyıkoğlu
Sayfa 44 - Alakarga, 2.Baskı
Adaçayı yakarlar emayede. Evin her tarafını elindeki kapla dolaşır. Kesif kokuda öksürürler. Saatler süren yalanmaların, ısırmaların, tırmalamaların sonunda pozisyon hep aynı: Savasana. Avuçlarını havı dökülmüş halıya bastırıp yerden omurlarını düzeltecek bir güç beklerler. Tütsü biter. Külleri orada burada. Bu dağınıklık en çok özgürleştiren onları.
122 syf.
·4 günde·7/10
Daha önce Olivya Çıkmazı'nın karanlık güzelliğinden etkilendiğim Nazlı Karabıyıkoğlu'nun ilk öykü kitabı "İskele".

Kitap, yazarın babasına ithafıyla başlıyor. Ve o ithaf sadece sözde değil. Öykülerde hep bi' baba teması var; güçlü, güven veren, sevgili bi' adam vardı.

Hikâye benim çok özendiğim, sevdiğim ama zor bulduğum bi' türdür. Samimiyeti, olaylar halinde akıtabilmek, okura temas edebilmek güzel, harika bi' şey. Bazı öyküler elimden tutarken, bazıları beni sıkıca sardı bu kitapta da. Özellikle ikisinden bahsetmek istiyorum: Dönme Dolapta Yedi Dakika ve Geceötüşlükuşlar.

Dönme Dolapta Yedi Dakika bi' insanın tv kumandasıyla olan bağını anlatıyor. Televizyonun açılışı, "yalnız"lığa ortak oluşu, kişinin bilmediği, alakasız olduğu siyasetçi, oyuncu, şarkıcı, sunucu nice insanla kurduğu çöpten ilişkiyi anlatan komik, hüzünlü bi' hikayeydi.

Geceötüşlükuşlar ise çok "daha"ydı. Tesadüfen hikayeyi sesli okuyordum ve okurken içime yayılan his, direkt ben nerde rastladım buna oldu. Hikâye tam anlamıyla Zeki Demirkubuz'un Masumiyet'inden bi' parça gibi. Hikayedeki başkarakterin adının Bekir olması, filmle hikaye arasındaki bağ fikrini güçlendirir nitelikte. Yazar bunu bilerek mi, bilmeden mi kurgulamış bilmiyorum ama aktarılmak istenen bi' his varsa eğer, o kesinlikle geçiyor karşı tarafa. Derbeder, anıştırmalı, kader mahkumu olan hikayedeki Bekir'in hayatındaki/hayallerindeki baba ise "Orhan Baba"ydı.

Samimi ele alışları, ilginç cümleleriyle yeni parıldayan yazarlardan Nazlı Karabıyıkoğlu. İskele'sini okuyup tanışmanızı tavsiye ederim.
216 syf.
·4 günde·10/10
Nazlı KARABIYIKOĞLU – Gök Derinin Altında

Nerden başlasam yoruma ya da nasıl yapabilirim doğru ve eksiksiz yorumu bilemiyorum. Ruhuma işledi kitap… En derine daha da derine… 4 bölüm içinde 17 öykü ama klasik dediğimiz türün çok çok dışında. Beklentilerin çok çok üstünde. Şamanizm de var efsaneler de, cinsellik dibine kadar... Ama doğru bakan gözler ve yürek ile…

Bana göre Nazlı KARABIYIKOĞLU bu döneme damgasını vuracak ve gelecek dönemlerin en değerli yazarlarından biri olacak.

Okuduğum ilk eseri, daha ilk satırında beni inanılmaz heyecanlandırdı ve diğer eserlerini de temin edip, yürek çarpıntısı ve nefes alamadan okuyacağım.

Kitap bittikten sonra ilk düşündüğüm durum şu oldu; ‘’Şimdi ben ne yapacağım ve nasıl devam edeceğim?’’ daha bu soruya cevap bulamamış iken; ‘’Şimdi ne okuyacağım? Nasıl okuyacağım?’’ sorularını sordum kendime ki hala da cevaplarını verebilmiş değilim.

‘’Gök Derinin Altında’’ birbirinden harika öyküleri barındırıyor. Birbiri ile ilişkisiz dursa da bir şekilde bağlantılı olduğunu hissini vererek ve bilerek… Şehir şehir, ülke ülke geziyorsunuz. Trenle seyahate çıkıyor, Baykal Gölü’ne uzun uzun bakıyorsunuz mesela… Bir bakmışsınız Kars’tasınız. Sonra İstanbul, Ankara, Sibirya… Ve Moğolistan’dan gelin almışsınız… En derin yaralarımdan biri oldu ‘’İn İllo Tempore’’, nefesimi kesti ‘’Noli Me Tangere’’, hayatı sorguladım ‘’Islak Derinin Altında’’ ve yaşadığıma tereddüt ile baktım ‘’Şifaaağ’’ ile… Daha da yazarım da yürek dengem yetmez hepsine… Ne güzel bir kitapsın sen ‘’Gök Derinin Altında’’ ve hoş geldin başucu kitaplarımın arasına…

En çok içimi ezen durum şu oldu, elimdeki kitap bizzat yazar tarafından imzalandı ve hiçbir şekilde çizemedim satırlarını, beni nefessiz bırakan satırları. O yüzden bir tane daha alacağım ve yeniden okuyup, satır satır çizeceğim, notlar alacağım her boşluğuna…

Ve ilk kez bir kitabı tüm vurgumla ve duygumla sesli okudum. Harflerin, hecelerin, kelime ve cümlelerin üstüne basa basa, içim ezile ezile, tiyatral şekilde… Çok etkiledi beni çok. Efsunlu bir kitap…

Kesinlikle tavsiye ediyorum ve okuyan şanslı okurlardan olduğum için de gurur duyuyorum…

"Siz bizi çizdiniz tarihten gününüze doğru, sfenkslerimizi yaptınız. Tabutumuz yoktu. Vahşiliğimizi bölüştürdük, yeryüzünün tüm kadınlarından paralel. Yüzlerine gölge düşmesin diye hepsine içimizden, derimizden bir amazos koyduk. Hayvanları kattık organlarımıza, karnımızdan yararken çocuğu hep hayvanlara benzettik. Ben sürüldüm, ormanımızda tektim. Hem eri, hem dişiyi sen taşı dediler.”

Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar.
256 syf.
·19 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kadın Kürkünde Rüya, Nazlı Karabıyıkoğlu'nun ilk romanı.Ben onun kalemini hikâyeleri ile tanıdım sevdim ilk.Kendisinden roman okumak farklı ve güzel bir deneyim oldu benim için.
Bir uçak kazası sonrası, vücudu paramparça olan kahramanımız, yeniden diriliş evine getirilir.Ev ev dolaşarak, Tanrı'nın yerleri ve gökleri altı günde yaratması gibi ( altı günün bizim zaman dilimimizi ifade etmediği söylenir) altı ev dolaşarak ruhu ve bedeni bir araya getirilir.Bu açıdan bilim kurgu özellikleri taşıyor denilebilir Kadın Kürkünde Rüya için.
Bu tekrar diriliş çok sancılıdır.Kemikler, damarlar, ilikler, kan bir araya gelirken vücut da dile gelir.
"Bacaklarımı koparmadan önce dizlerimde, ayak bileklerimde bazen oval bir koyulukta yayılan bazen de çizgilerin artık beyazlamış ekseninde dağılan yaralar gördüm.Onlara sordum, siz ne zaman gelip buralara yerleştiniz? En yaşlısı, şu üstünde dikiş izleri olan ağır sesiyle konuştu:" Ben senin bisikletin olmadığı yaştan kaldım.Çünkü sen yazlıktaydın, bisikletli bir grup kızın arkasından onlara yetişmek için koşardın, eksik olan yanın bisikletten başlamıştı, parklar arası yarış rekabetinde dizine güvendin.Bisikletinin olmaması parasızlıktan değil, sana onu sürmeyi öğretecek kimsenin olmayışındandı.Bu kötüydü.Sen de daha hızlı koştun, sonunda yere kapaklandın.Ben olmasam ne büyükannen sana bisiklet alırdı ne de karşı komşunuz emekli Polis Ali sana onun üzerinde dengede durmayı öğretirdi."(syf 15)
Alıntıladığım bu bölümü çok beğendim.
Vücut parçaları bir araya getirilirken yeniden diriliş evinde, ruh da ( ruh mu demeliyim tam emin değilim) zamanda ileri geri giderek, mekândan mekâna yolculuk eder.Çayır Sokak 15 numarada Sait Faik ile sohbet eder bir bölümde.
" 'Ama, ' dedim. 'Bunu keşke hikâyeye yazmasaydın.'
' Hangi hikâyeye?' diye sordu, sonra hemen yüzü hatırlamakla aydınlandı. ' Ha, ' dedi. 'O hikâye.Neden?'
'Kim iki cümleyi bir araya getirip bir şey yazsa, sonra rica muhabbet onu yayımlatsa, daha ilk söyleşisinde senin bu dediklerini tekrarlayıp, yazmasam çıldırırım deyip duruyor.Bıktım senden, ' diye bağırdım ona." ( syf 39)
Sait Faik ile karşılaşma imkânım olsaydı sanırım aynı şeyleri söylerdim ben de.
Ya Balzac karşılaşması...
" Bu kitapları yazan bir adam, bu bilinçte bu duru görüyle aydınlanmış bir ruh, nasıl olur da kadını ayaklar altına alır söyle bana! Sen sırf yazabilme yeteneğine sığınarak bizi kurtarabilirdin.Bizler için bir şey yazıp bizleri yüceltebilir, o ayak bastığın katmana bizleri de çekebilirdin." ( syf 118)
Jane Austen'dan da hesap sorar âdeta!
"Niçin kadın hakları konusunda sessiz kaldın?Eylemlerinde manifeston birbirini tutmuyor.Erkekleri reddediyor, evliliği aşağılıyor, kazandığın parayla, sattığın romanla yaşamaya çalışıyorsun.Ama çıkıp da bu konuda hiçbir şey söylemiyorsun.Mary Wollstonecraft'ın ülkeyi birbirine katan Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi'ni okumadığına ya da oradaki argümanları desteklemediğine inanmak istemiyorum.Ve senin bu metinden yıllar sonra özgür karakter yaratmaya çabalarken kadın haklarına dair sessiz kalmanı kendime yediremiyorum." ( syf 178)
Hatırla derken, hatırlama yollarında daha kimlerle karşılaşır, ruhunu bütünlemeye çalışan kahraman, Hrant Dink, George Sand, Camille Claudel, Virginia Woolf gibi.
Nuh, İbrahim kadın olsaydı, erkek kadının kaburgasından yaratılsaydı ya da...Nasıl bir dünyada yaşardık?
Nazlı Karabıyıkoğlu kutsal metinleri tekrar yazıyor.Kahramanlarını kadın kılarak.
Bu açıdan ise feminist bir bilim kurgu diyebiliriz Kadın Kürkünde Rüya için.
Nazlı Karabıyıkoğlu, kesinlikle üslup sahibi, bu metin zorlamayla, kendini kasarak yazılacak bir metin değil.Sanki derin bir huşu içinde yazılmış.Bana geçen duygu bu en azından.
Ben bir kez okudum, düz okuma yaptım diyebilirim.Aynı tümceyi iki kere üç kere okumayı, zaman zaman soluklanmayı gerektiriyor metin.Alt metinleri, simgeleri görmek için derin okumayı talep ediyor okuyucudan Kadın Kürkünde Rüya.
Emin Özdemir der ki Thomas Bernhard'ın Eski Ustalar kitabı üzerine.
"Peki, dönemeçlerle dolu, bu çakıl çukul yolda okuma teri dökmeye, bunca yorulmaya değmiş miydi? Hem de nasıl, hani kabuğu dikenli ama tadı çok hoş, lezzetli, besin değeri yüksek meyveler vardır.Soyarken dikenler dalar, elinizi kanatır, acıtır da.Yediğinizde aldığınız tat, unutturur dikenlerin acısını."
İşte bunları hissettim ben de Kadın Kürkünde Rüya'yı okurken.İyi ki yazmışsın Sevgili Nazlı bu kitabı ben de iyi ki okumuşum.Birkaç kez daha okumalıyım bu kitabı o ayrı.️
Ve Asuman Kafaoğlu Büke'den önce söylemiştim Gök Derinin Altında'nın çok farklı bir kitap olduğunu.Etrafımdaki dostlarıma da ilk baskıyı mutlaka edinin demiştim.️️
110 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Nazlı Karabıyıkoğlu'ndan daha önce Olivya Çıkmazı'nı okumuştum.Dilini sevmiştim.Hayvanların Tarafında ise müthiş bir heyecan duydum.Nazlı Karabıyıkoğlu giderek ustalaşıyor, Türk öykücülüğünde özgün bir ses olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.Hayvanların Tarafı, Derebeyi ve Ben,Yılkı olmak üzere iki bölümden oluşuyor.Özellikle ilk bölümde bir roman havası hissediliyor.Karakterlerin ve olayların aynı mekân etrafında gelişmesi nedeniyle.Taraf olmak üzerine, sınırlar üzerine düşünmemizi sağlıyor tüm öykülerinde.Ve doğanın sesini içinizde duyuyorsunuz.

"Hayvanların tarafına geçtiğimden beri yaşamak zorlaştı. Sineklerle dahi konuşabilmek sürekli atlarla konuşup geceleri dağdaki kurtlarla ulumak çiftliğin Bey’ine ters düştü. Hâkim olan oydu, her şeyin ve herkesin dilinden anlardı. Şimdi bir kadın çıkmış onun atlarını zapt ediyor, doğasına söz geçiriyordu. Çiftliğinde tutmak için binbir dil döküp bütün güzelliklerini, kendi evindeki terk edilmiş piyano dâhil, sunan Derebeyi, toprağına sımsıkı tutunarak filizlenen bu asi otu, ayağının altında ezivermemek için dayanılmaz bir istek duyuyordu.
İki kolumun arasında at başı.Yarışırım kendimle." syf 52
109 syf.
·2 günde·7/10
Öykücüklerden-ufak öykülerden- oluşan bir eser. Bu öykülerde oldukça ilgi çekici ve enteresan. Bol bol detaylarla dolu. Ekstra betimlemeler ve insanın iç dünyasına bolca inmeler yapmış yazar.
216 syf.
·378 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okuduğum her öykü ile birlikte yeni bir şey öğrendim.Şamanizm, efsaneler ve eski inanışlar üzerine.Nazlı Karabıyıkoğlu'ndan okuduğum dördüncü kitap olan Gök Derinin Altında, zaman içinde edebiyat dünyamızın en önemli metinlerinden biri olmaya aday bana kalırsa.
Kitap arka kapak tanıtımında yer alan, "Harflerden çok rüzgârı, kelimelerden çok hisleri duyuran Nazlı Karabıyıkoğlu, bedenin ve cinsiyetin ötesine geçen bir dil kurarken bambaşka gözlerle evrene yeniden bakabileceğimizi gösteriyor." cümleleri üzerine söyleyecek fazlaca bir şey yok aslında ama...
Kitabın son öyküsü olan Şifaaağ'da "Kucaklayıp bahşedileni, elini bile sürmeden aktarmak.Sözcüğe dair ne varsa, tümceye.Ruha bir anda inene.Parmaktan çıktığı gibi yazanlara hediyem olsun." diyor.Nazlı Karabıyıkoğlu böyle yazanlardan biri bence.
Öykülerin ana izleği, kişiliği bir şekilde örselenmiş, ya da çıkmaza girmiş, yaşamın anlamını kaybetmiş modern insanın ancak eski inanışların temeli olan doğaya dönüş ile ruhlarını huzura kavuşturacakları ve şifa bulabilecekleri düşüncesi.Dönelim yüzümüzü o halde doğaya.Geç bile kaldık!
Gök Derinin Altında, Nazlı Karabıyıkoğlu okuyun derim.
216 syf.
·2 günde·7/10
Hakkında ne hissettiğime karar veremediğim bir kitap okudum yine. Sevdim desem; bozuk musluktan tıp tıp akan suyu çağrıştıran kısa cümlelerden-sık kullanılan noktalardan hazzetmediğimi biliyorsunuz, yalan olur. Sevmedim desem; nefes almadan sayfa çevirmişliğim var hikaye nereye uzanacak acaba diye, o da yalan olur. Kitabın ana fikrinin "İnsanın dişil ve eril, oluşmuş ve oluşmamış tüm tohumlarını toprağa vermesinin, evrenin gücünün ve varlığının devamını sağlaması açısından gerekliliği" olduğu sonucunu çıkardım ben. Yazar bambaşka bir niyetle yazmış olabilir tabii, beynim yandığı için benden bu kadar çıktı. Velhasılıkelam, bu öyküleri anlamak için konsantrasyonunuzun üst düzey olması gerektiği kanaatindeyim. Her okura hitap etmeyeceğini özellikle belirteyim yani. İlk 50 sayfada neredeyse bırakıyordum kitabı; son 50 sayfayı ise yutarak okudum resmen. Bildiğiniz bütün öyküleri unutun! Beyin fırtınasına hazırsanız, böyle buyrun. =)
216 syf.
·Beğendi·10/10
Nerden başlasam yoruma ya da nasıl yapabilirim doğru ve eksiksiz yorumu bilemiyorum. Ruhuma işledi kitap… En derine daha da derine… 4 bölüm içinde 17 öykü ama klasik dediğimiz türün çok çok dışında. Beklentilerin çok çok üstünde. Şamanizm de var efsaneler de, cinsellik dibine kadar... Ama doğru bakan gözler ve yürek ile…
Bana göre Nazlı KARABIYIKOĞLU bu döneme damgasını vuracak ve gelecek dönemlerin en değerli yazarlarından biri olacak.
Okuduğum ilk eseri, daha ilk satırında beni inanılmaz heyecanlandırdı ve diğer eserlerini de temin edip, yürek çarpıntısı ve nefes alamadan okuyacağım.
Kitap bittikten sonra ilk düşündüğüm durum şu oldu; ‘’Şimdi ben ne yapacağım ve nasıl devam edeceğim?’’ daha bu soruya cevap bulamamış iken; ‘’Şimdi ne okuyacağım? Nasıl okuyacağım?’’ sorularını sordum kendime ki hala da cevaplarını verebilmiş değilim.
‘’Gök Derinin Altında’’ birbirinden harika öyküleri barındırıyor. Birbiri ile ilişkisiz dursa da bir şekilde bağlantılı olduğunu hissini vererek ve bilerek… Şehir şehir, ülke ülke geziyorsunuz. Trenle seyahate çıkıyor, Baykal Gölü’ne uzun uzun bakıyorsunuz mesela… Bir bakmışsınız Kars’tasınız. Sonra İstanbul, Ankara, Sibirya… Ve Moğolistan’dan gelin almışsınız… En derin yaralarımdan biri oldu ‘’İn İllo Tempore’’, nefesimi kesti ‘’Noli Me Tangere’’, hayatı sorguladım ‘’Islak Derinin Altında’’ ve yaşadığıma tereddüt ile baktım ‘’Şifaaağ’’ ile… Daha da yazarım da yürek dengem yetmez hepsine… Ne güzel bir kitapsın sen ‘’Gök Derinin Altında’’ ve hoş geldin başucu kitaplarımın arasına…
En çok içimi ezen durum şu oldu, elimdeki kitap bizzat yazar tarafından imzalandı ve hiçbir şekilde çizemedim satırlarını, beni nefessiz bırakan satırları. O yüzden bir tane daha alacağım ve yeniden okuyup, satır satır çizeceğim, notlar alacağım her boşluğuna…
Ve ilk kez bir kitabı tüm vurgumla ve duygumla sesli okudum. Harflerin, hecelerin, kelime ve cümlelerin üstüne basa basa, içim ezile ezile, tiyatral şekilde… Çok etkiledi beni çok. Efsunlu bir kitap…
Kesinlikle tavsiye ediyorum ve okuyan şanslı okurlardan olduğum için de gurur duyuyorum…
"Siz bizi çizdiniz tarihten gününüze doğru, sfenkslerimizi yaptınız. Tabutumuz yoktu. Vahşiliğimizi bölüştürdük, yeryüzünün tüm kadınlarından paralel. Yüzlerine gölge düşmesin diye hepsine içimizden, derimizden bir amazos koyduk. Hayvanları kattık organlarımıza, karnımızdan yararken çocuğu hep hayvanlara benzettik. Ben sürüldüm, ormanımızda tektim. Hem eri, hem dişiyi sen taşı dediler.”
Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nazlı Karabıyıkoğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, 1985
1985’te Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitirdi. İngilizce ve İspanyolca eğitimi aldı. Öyküleri Varlık, Kitap-lık, Sözcükler, Özgür Edebiyat dergilerinde yayımlandı. Hazırladığı “Delistan” adlı ilk dosyası “2010 KYÖD Sanat Ödülleri” adı altında düzenlenen Naci Girginsoy Öykü Ödülü’nü aldı ve sembolik olarak kitaplaştırıldı. Yazarın ikinci öykü dosyası “Düş Çeperi”, 2010 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde dikkate değer bulundu. İlk öykü kitabı “İskele” Komşu Yayınları tarafından basıldı. Çeşitli edebiyat dergilerinde yazmaya devam etmektedir. İkinci öykü kitabı geçtiğimiz günlerde Alakarga Yayınları aracılığı ile okurlarıyla buluştu.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 63 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 75 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.