Nedim Çatlı

Nedim Çatlı

Çevirmen
8.1/10
110 Kişi
·
283
Okunma
·
0
Beğeni
·
28
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
200 syf.
“Tanrı evren için zar atmakla kalmaz, bazen de zarları görülemeyecek yerlere atar.”
cümlesiyle başlayan ve yüzümde tebessümler bırakmaya daha ilk cümlede başlayan 1986 yazımı bir başyapıt. Bir çeşit “yaşamınızı değiştirin terapisi”. Kuantum Fiziği, öyle kolay okunacak bir konu değil ama birkaç yüz galon tekila, bazı patlayıcılar ve bir ton mavrayla karıştırınca Kozmik Haydutlar yaz güneşinin altında zevkle içilecek bir kokteyle dönüşüyor.
“Bir uyuşturucu kaçakçısı, gasp ettikleri eşyaları vakit öldürmek için karıştırırken karşısına çıkan kitaplardan kuantum fiziğine merak sarıyor ve hayatı onunla açıklama çabasına girişiyor. Orta ve Güney Amerika’da uyuşturucu kralları, haydutlar (banditolar), birbirinden kaçık tipler ve tabii ki CIA ve FBI gibi örgütler eşliğinde çizgi film vari maceralar yaşanırken bir yandan da “gerçekliğin temel doğası”na heyecan verici bir yolculuk başlıyor… “
Kuantum fiziğini banditolar ve esrarkeş maceraperestler aracılığıyla açıklamak mı dersin, uçakta fazla içerek yerçekimini azaltma projelerine girmek mi? Absürdlük üstüne absürdlük ve bol kahkaha.
Bir gün tekrar köpeğim olursa adını “high pockets” koyacağım. Nedenini kitabı okuyunca anlayacaksınız! UP!
279 syf.
·Beğendi·9/10
Eğer insanın bir sınırı varsa o sınırı kaldırabilecek düşünceyi ancak Kierkegaard'ın hayata karşı tutumundan yola çıkarak yerle bir edebiliriz. En büyük varoluşçuların ilham kaynağı ve bana göre kimseye tavsiye edilemeyen yazar. Bir tavsiyeyle okunacak kadar basit olmayan bir yazar, belli bir arayıştan sonra eğer varsa bir parça varoluşa karşı bir tiksinti kendiliğinden bulunulan ve bırakılamayan bir yazar! Bir babanın ona miras olarak laneti, günlerce mektuplaştığı nişanlısının onu terkettikten sonra bir başkasıyla evlenmesi ve kardeşleriyle annesini kaybetmesi onun için derin acılar, bizim açımızdan ise en büyük eserler bıraktırdı geriye. Neredeyse bütün kitaplarından bir parça sunan bu yapıtında en çok mektuplara yer ayırır. Bir çok takma ad kullanarak yayımladığı yazılarını bazen kendi oluşturduğu takma adları karşılıklı mektuplaştırır ve çoğu zaman içine girdiği tartışma kendine karşıdır. Belki de en büyük varoluşculara ilham kaynağıyken sende olan o belirsizlik, umursamazlık seviyesi, kimi zaman en dipten gelen bir umutsuzluğun tablosu ve hayata karşı duruşunun umursamaz tavrı açıklayabilir; Eyüp'ün sabrını ve ibrahimin o yolculukta yanında olma duygusunu... Şunu da anlaman gerekir ki dostum kahkaha hiç bir zaman senden yana olmadı, belki kendi kurguladığın kahramanlar aracılığıyla en sert biçimde eleştirdiğin varoluşta bir nebze de olsa kahkaha senden yana oldu ama onlar da sen değildin..!
200 syf.
·Beğendi·10/10
İlk defa okuduğum bir yazardan tek kelime ile mükemmel bir roman. Esas kahramanımız zamanında pek çok kaçakçılık ve diğer suçlara karışmış bir Bandito yani hayduttur. Arkadaşı Jose, Tina adlı bir kızı ve ailesini soyar. Çaldıkları malzemeler arasında Kuantum Fiziği hakkında bazı kitaplar vardır. Bunu okuyan kahramanımızın hayatı değişir ve Tina'nın babasına ulaşmak ister. Bu olaylar olurken zamanında arkadaşları Robert, Jim ve Jose ile olan hikayeleri de anlatılır. Jose ile Tina'nın babasını bulmaya yola çıkarlar ve pek çok badire atlatırlar. Tina'nın babasının onlarla gazete yoluyla iletişime geçtiğini düşünürler ancak bu doğru mudur? Yoksa işin içinde başka bir iş mi vardır? Zamanında federallere yakalanan Robert, Jim ve uçak pilotu Flash nerededir? Banditolara Kuantum Fiziğini açıklayabilecekler midir? Soluksuz okunan bir roman.
279 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Başıma harika bir şey geldi. Göğün yedi kat yukarılarına çekildim. Tanrılar orada oturuyorlardı. Bana özel bir lütufla bir dilekte bulunma ayrıcalığı bahşedildi. 'Ne dilersin?' dedi Merkür. Bir an şaşırdım kaldım. Sonra tanrılara şu şekilde hitap ettim: 'Çok saygıdeğer çağdaşlar, dileğim tek şudur ki, kahkaha hep benden yana olsun.' Tanrılardan hiçbiri tek kelime etmedi; hepsi gülmeye başladı. Bundan dilediğimin kabul edildiği sonucuna vardım ve anladım ki tanrılar kendilerini zarafetle nasıl ifade edeceklerini biliyorlardı; zira ciddi bir tavırla, 'Dileğin kabul oldu' demek onlara pek yakışmazdı."

Kitabın adının nereden geldiğini "Kaygı Kavramı"nda geçen bu paragraftan anlayabiliyoruz. Kierkegaard bu pasajda iki noktayı birden vurguluyor; birincisi kahkahanın tanrıların kendini ifade etme şekli olduğunu vurgulayarak kahkahanın değerini artırıyor. İkincisi ise tüm melankolisine karşı dünyaya kahkahayla baktığını, dünyayı öyle anlamlandırdığını bir kez daha gözlerimizin önüne koyuyor.

Kitabın adı ile ilgili bu açıklamadan sonra, kitabın yazılış tarzı hakkında bilgi verelim. Bu kitap, Kierkegaard'ın kendisi tarafından yazılmamıştır. Roger Poole ve Henrik Stangerup tarafından 1983 yılında derlenmiştir.

"Büyük bir dehanın tanınmaması elbette üzücü; ama yanlış tanınması daha da beter." diyerek açıklıyor Roger Poole kitabın yazılış amacını. Nedim Çatlı'nın dilimize kazandırdığı bu kitapta, önsöz bölümü haricinde tüm metinler Kierkegaard'a ait ve hiçbir yorum veya müdahale bu yoktur. Bu nedenle, Kierkegaard'ın kendisi yazmış gibi olduğunu söyleyebiliriz.

Kitabın içeriğine geçersek, kitaptaki metinler Kierkegaard'ın ağır felsefî metinleri değil, daha çok Günlükler'den olmak üzere genel olarak yazın kariyerinin başlarına ait yazılara yer verilmiş. Bu açıdan bakarsak, Kierkegaard'a akademik olmayan bir ilgi duyan okuyucunun hedef alındığını söyleyebiliriz.

Kitaba girişte, Danimarka halkı ile Kierkegaard arasındaki zıtlıktan bahsediliyor. Materyalist Danimarka halkına karşılık, idealist Kierkegaard ilk bakışta Alman felsefesine yakın gibi duruyor ama dönemin büyük düşünürü Hegel kendisini büyük hayal kırıklığına uğratınca kendi içine dönüyor.

Kierkegaard'ın hayatında ailesi ile ilişkisi, özellikle babası Michael Pedersen ile olan ilişkisi önemli yer tutuyor. Günlüklerinde annesinin bir kere bile adı geçmemesine karşılık, "Søren'in annesinin ölümüne üzüldüğü kadar, dünyada hiç kimsenin bir ölüme üzülmediği" de söylene gelen bir ifade olmuştur.

Baba Michael Pedersen'a dönecek olursak; oğlunu özellikle dinî yönüyle etkilemiştir. Michael, gençliğinde Tanrı'ya isyan ettiği için Tanrı tarafından cezalandırıldığını düşünüyordu ve Michael iki eşini, iki kızını ve iki oğlunu erkenden kaybetmesini dine bağladı. Bunun Kierkegaard felsefesinde önemli belirleyici olduğunu söyleyebiliriz, ayrıca Michael'ın zenginliği, toplumsal konumu da Søren'in hayatında önemli yere sahip olmuştur.

Aile dışında, belki aileden de öte, Søren'in hayatındaki en önemli kişi elbette ki Regine Olsen'dir. "Baştan Çıkarıcının Günlüğü" baştan sona Regine ve nişana odaklansa da, diğer eserleri de sıklıkla o ilişkiye hitaplarla doludur diyebiliriz. Dünya tarihinin en uzun aşk mektubu "Ya/Ya da", "Korku ve Titreme", "Tekerrür" ilk başta yazılacaktır bu alanda. "Korku ve Titreme" elbette ki çok özeldir, ilk bakışta tamamen dinî amaçlarla yazılmış gibi gözükse de, sıklıkla Regine'e hitaplarla dolu olduğunu görüyoruz. Üstadın hayatı boyunca ironik olmadığı, ciddi olduğu tek konunun 'genç kız' ve nişan olduğunu söylesek yeridir.

"Kitaplar bir anlamda tez, beden ise antitezdi."

Kierkegaard'ın müstear isimler ile yazması da bir anlamda böylece bir anlam kazanıyor. Tezlerini farklı isimlerle ortaya koyunca, bedeniyle kısıtlama olmadan, rahatça hareket ediyor ve 'kahraman'' oluyor. Bu kitapta yer alan, müstear yazarların tartışmaları belki de edebiyatının doruk noktalarından biridir. Victor Eremita, Constantin Constantinius, Baştan Çıkarıcı Johannes, moda terzisi ve Yargıç Wilhelm 'kadınlar' ana başlığında tartışıyorlar. Kierkegaard, her müstear yazarını mükemmel bir şekilde konuşturur ama Baştan Çıkarıcı Johannes'in düşüncelerine hayran kaldığını görebiliriz.

Kitapta, pek fazla yerde bulamayacağımız Kierkegaard'ın siyasi fikirlerinin de konu edildiğini görüyoruz. Üstad, birçok tartışmada siyaseten yetersiz olduğunu ve bunun kendisini ilgilendirmediğini söylese de elbette ki döneminin büyük kafası olarak gündemin içinde yer aldı, hele ki devrimci bir dönemde yaşadığını da hesaba katarsak, uzak durması imkansızdı. Bekleneceği üzere, muhafazakar diyebileceğimiz bir çizgisi var ama siyasi konularda yazdığı yazıların tatmin edici olmaktan uzak olduğunu söylemek mümkün ve olayları geniş bir açıdan görmemiş.
294 syf.
Muhteşem! Bilimin en heyecan verici kuramını, bu kuramın en bilindik düşünce deneyiyle isimlendirerek anlatan bir kitap! Baştan itiraf edeyim, kitabın her noktası kolay anlaşılır şekilde değil. Okurken zorlanmanız kaçınılmaz ancak kitabın verdiği heyecan, tüm zorlukları es geçmenize sebep olacaktır...

Yazar, kitabın basıldığı yıla kadar kuantum fiziğindeki tüm gelişmeleri harika bir dille aktarıyor. Özellikle 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bilimde yaşanan müthiş gelişmelere yakından tanıklık etmiş oluyorsunuz. İçinde öyle güzel hikayeler var ki...Ölümüne dek kuantumu tam olarak kabullenemeyen Einstein'ın aslında bu kurama en büyük katkıyı sağlayanlardan birisi olması; bu kurama ömrünü vermiş insanların bile her buluşta şaşkınlıklarını gizleyemiyor olması; her adımın bir başka adıma imkan sağlaması; akademik babaların ve evlatların bir araya gelip kuramı geliştirmesi...

Bence bir bilim insanının kesinlikle sahip olması gereken 3 unsur var: Merak, hayal gücü ve heyecan. Bu kitap üçünü de veriyor okura...
279 syf.
·140 günde
"Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır" deyip; birey, siyaset, basın, özel hayat gibi kavramları derinlemesine irdeleyerek yerinde tespitler sunan adam. - Kierkegaard. Tanrılardan tek bir dilek dilemiş "kahkaha hep benden yana olsun"
Keyifli okumalar...
294 syf.
·Beğendi·8/10
Bir fizikçi olarak okuduğum bu kitap, karmasık ve hala içinden çıkılamamış konuları daha iyi algılamamı sağladı diyebilirim. Fizike merak duyan fakat temel fiziksel kuramları bilmeyen biri anlamayıp sıkılabilir kitaptan. Ama fizikle ilişkisi olanlara bir fiziksever olarak tavsiyemdir.
279 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
"Arkadaş felsefedeki "zorunlu öteki" değil, lüzumsuz üçüncüdür." der Kierkegaard
Çünkü arkadaş sosyal ilişkiden öte bir sınırlayıcıdır.
Sınırlanan şey özgür olmayandır, özgür olmayan şey sıkıcıdır ve sıkıcı olan şey kötüdür...
472 syf.
Peter Singer, konferanslarında, derslerinde düşünce tarzı yüzünden defalarca protesto yaşamış bir düşünür. Bunun nedenlerini kitabını okuduktan sonra anlayabiliyorsunuz.

Toplumsal şartlandırmaların( kadına-erkeğe sınırları sürekli değişsede biçilmiş roller vb.) yerleşik yargılarına karşı evrenselleşmiş ve evrenselleştirilme potansiyeli olan etik problemler ve sorunsallara kendi bakış açısını zıt fikirlerle çarpıştırarak ya da uyumlaştırarak ve barıştırarak bir düşünce düzlemi oluşturmaya çalışmış.

İlk bölümlerde fikirlerinin soyut kavramsal terminolojisi belirlenmiş.

Zaman içinde kendi farkındalığının bilincine varan kişi üzerinden; cepheleşilen özellikle kürtaj, eşitlik, ötenazi, küresel ısınma, kitlesel açlık, endüstriyel üretimin hayvan hakları ihlalleri gibi konular diyalektik bir tarzda tartışmaya açılmış.

Topyekün önden kabulcü ve reddiyetçi tarza muhalif bir eser.

İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 283 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 516 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.