Senail Özkan

Senail Özkan

YazarÇevirmen
8.1/10
19 Kişi
·
66
Okunma
·
5
Beğeni
·
417
Gösterim
Adı:
Senail Özkan
Unvan:
Mütercim Tercüman, Sosyolog, Yazar
Doğum:
Gümüşhane, Türkiye, 1955
İlk ve orta tahsilini Gümüşhane’de yaptı. 1974 yılında başladığı Hacettepe Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden 1978’de ayrılarak Almanya’ya gitti. 1979-1985 yıllarında Bonn Üniversitesinde Felsefe, Alman Edebiyatı ve Sosyoloji okudu. Üç yıl tekstil ticareti ile uğraştı. Uzun yıllar Köln ve Bonn’da yeminli tercümanlık yaptı. 1998 yılında Türkiye’ye döndü. İstanbul’da oturmakta ve mütercim ve yazar olarak hayatını devam ettirmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Mevlana, Hafız, Sadi,Gülşehri, Fuzûlî ve Muhammed İkbal gibi Türk filozoflar hakkında birçok araştırmada bulunmuştur. Annemarie Schimmel ile tanışmış ve ondan etkilenmiş ve tercümeler yapmıştır. Eserleri genel olarak Türk ve Alman felsefesini sentezlemektedir.
Nerede olursan ol, bulunduğun yeri derin kaz!
Aşağılardadır kaynak!
Bırak varsın bağırsın karanlık adamlar:
“Her zaman aşağılardadır - Cehennem!”

Nietzsche
Senail Özkan
Sayfa 48 - Ötüken
Ey şehvet, ey cehennem
Ey haz, ey aşk,
Sen ki doyurulamazsın
Göklerin derinliklerinden
Beni çekip aldın,
Ve aşağılara fırlattın
Yeryüzüne toz toprak içine attın:
Şimdi prangalı mahkûmum burada.
~ Schopenhauer
Hiçlik, yokluk, fânilik her zaman bir son değildir. Ölüm, siyah veya beyaz renklere bürünebilir; Heidegger'in dediği gibi ölüm bazen bir kırılma, bir yıkılış, yok oluş olduğu gibi bazen de ''varlık'ın aşikâr olması'nı (Gebirg des Seins), açığa çıkarmasını, kurtuluşu müjdeleyebilir. İyi bakılırsa hayatın köklerinin ölümün derinliklerinde olduğu kolayca görülecektir.
İyi Alman olmak demek Almanlığı aşmak demektir dedim bir
defasında: fakat bugün bu hakkım teslim edilmek istenmiyor.
Goethe olsa belki bana hak verirdi.
Senail Özkan
Sayfa 33 - Ötüken
Fırtınalı bir gecenin tam ortasında,
Büyük korkularla uyandım,
... ne bir pırıltı, ne zayıf bir ziya
Hiç geçit vermiyordu derin gece.
Önünden çekilmiyordu güneşin sanki,
Öylesine sabit ve kapkaranlık yatıyordu ki,
Sandım bir daha gün doğmayacak:
Bu büyük korku boğazıma sarılacak
Burada [Ecce homo’da] ilk defa Zerdüşt’üm ışıklandırılıyor,
tüm asırların ilk kitabı, geleceğin Incil’i, tüm beşeriyetin kaderini
ihtiva eden insan dehâsının en yüksek patlaması.
Senail Özkan
Sayfa 22 - Ötüken
Spoiler Içerir ....

Doğu- Batı Divanı ....1814-1818 yılları arasında Napolyon savaslarinin,özgürlük için yapılan Avrupa 'yi kasıp kavuran harp savaşlarının yapıldığı dönemde yazılmış şiirlerden oluşur.Goethe 'nin en önemli eseri Faust,ikincisi hiç kuşkusuz Alman Dili ve Edebiyatcilarinin ittifakla kabul ettiği maalesef ülkemizde kıymeti hala anlasilamamis ,sitede bile sadece 13 kişinin okumuş olduğu eseri ise
Doğu -Batı Divanı 'dır.

Goethe bu eserinin kaynağını ise Farslı şair Muhammed Semseddin Hafız'ı (1320-1389)tanimasina borcludur.Nitekim Hafız da Moğol saldirilarinin ve Timur'un döneminde İslam toplumlarini alt üst eden çalkantılı bir döneme,diktatorluklerin ortaya çıktığı bir döneme şahit olmuştur .

Goethe bu büyük eserinde , başta Hafız, Şeyh Sadi, Nizâmî ve Mevlânâ ,Firdevsi gibi birçok İslam sairine yer vermiştir .

Goethe Divan'ını yazarken niyeti Hafız'la ozdeslesmek değil ,aksine sadece bir yolcu veya misafir edasıyla şairin dünyasına yakından şahit olmak ,ortak atmosferde buluşmak ve onunla sohbet etmektir .

Goethe 'nin Kuranı Kerim ,Peygamber Efendimiz'e (sav) dair araştırmaları,ilgi duyması henüz genç yaşlarındayken başlamıştır .Genç şairde bu  ilgiyi uyandıran kişi ise Johann Gottfried Herder’dir. Herder, Goethe’ye canlı bir maneviyatın yanısıra, bir tutam 
kültürel çoğulculuğu, dinlerarası tolerans ve kabulü miras bırakmıştır. Strasbourg’daki
 öğrencilik günlerinden (1769-1771) 
itibaren Goethe yaşlı arkadaşının yazılarını 
hevesle takip etmiştir. 

Herder ise Insanlık Tarihi adlı eserinde Peygamber Efendimiz'i (sav) ovmektedir .Goethe Herder'in fikirlerini ,kişisel özelliklerini önemseyip,daha da derinlestirip zenginlestirmistir .Goethe aslında gerçek dindarligin özellikle de şair olarak kendisine uygun olan dindarligin arayışı içerisindedir .


Goethe'nin İslamiyet 'e ve Doğu kültürüne duyduğu ilgi neticesinde 65 yaşında kaleme aldığı Doğu -Batı divanı eseri vücut bulmuştur.Yazar bu eserinde Hatem
ismiyle anılıyor .Eser Muganni,Hafız,
Aşk,Murakabe,Hisset,Hikmet,Timur,Züleyha ,Saki,Temsil,Cennet vs gibi bahisleri konu alır .

Kuranı Kerim'le mesguliyeti ve çalışmaları ,Kuran'dan yapmış olduğu ayetler kesinlikle Goethe'nin Kuranı Kerim üzerine araştırmalar yaptığına işaret ediyor .Öyle ki yazarın bu eserini okurken inanan bir insan olarak hiç yabancılık çekmedim .Adeta bizim İslam dünyasından bir yazarın eserini okuyormuş gibi hissettim .

Goethe yine bu eserinde Allah'in esma ve sifatlarina da yer vermiştir .Malikul Mülk ,Azamet,Letafet,Adl,Basar gibi.Yine Goethe bu eserinde Aşk bahsinde Yusuf ile Züleyha kissasina deginmistir.
Katharina Mommsen’in ifadesiyle, “İslam geleneğinin ihtiraslı ve fakat iffetli olarak övdüğü, 
Yusuf ile Züleyha arasındaki bu meşhur 
aşk hikayesi, Goethe’yi Doğu Batı Divanı’nda maşuku Züleyha ismiyle nitelendirmeye itmiştir.Bundan dolayı bu eserinde Hatem ile Züleyha olarak anılmaktadır .


Goethe Kuran 'da geçen Ashabi Kehf kissasini,Cennet'e gidecek olan kadınları (Meryem,Fatma ,Züleyha ,Hatice annemiz ),Cennet'lik hayvanları (eşek,kurt ,kedi,kıtmir) ,gecenin istirahat için yaratıldığını gibi konuları bu eserinde işlemiştir .Cennet'teki Hayvanlara aşağıdaki gibi şiirinde yer vermiştir :

Kuyruğunu sallayan, neşeli ve uslu,
Efendileriyle sessiz ve sakin,
Büyük bir sadâkatle uyuyan
Ashab-i Kehf'in kopegi.

Ebu Hureyre'nin kedisi,
Efendisinin etrafinda mirildanan, sürtünen
Peygamberin sirtini sivazladigi
Mubarek bir hayvan.

Cennet'lik Kadınlar olarak da şu şekilde ;
Ömür boyu var ve bir olan
Allah'a inanan
Pek aziz ve sevgili Hatice

Sonra kıymetli kerimesi
Kizı, kusursuz zevce,
Bal sarisi narin vücudlu
Temiz, melek kalbli Fatima.

Eser Hicret adlı şiir ile başlıyor.Hicret kelime anlamı itibariyle ayrılmak ,terk etmek aynı zamanda “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisanen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” manalarini taşıyor .Aynı zamanda Peygamberimiz'in Mekke'den Medine'ye gocunu ifade eder. Goethe de ise hicret savaşın hüküm sürdüğü,tahtlarin çöktüğü ,kralliklarin sarsildigi diş dünyanın karmasasindan;gerçek dindarligini yasayabilecegi huzurlu bir ortama,safliga,dogruluga, şair ülkesinin bir parçası olan "aşk ,şarkı,şaraba"goctur.

Yazarın esinlendigi Hafız bu kitabında aşk ve şarap gibi konulara yer verince dönemindeki insanlar tarafından hor görülmüş ,cenazesine bile gidilmek istenmemis.Goethe de bunu biliyordu .Hafız'in aşk ve şarap şiirlerinin bu dünyaya bakan yönüyle mi bir anlam içerdiği yoksa allegorik ,mistik bir mana mi içerdiği uzun zaman tartisilmistir .Kanuni Sultan Süleyman da Ebusuud 'a Hafız hakkında fetva vermesi açısından rica da bulunmus.Goethe de bu eserinde Fetva adlı şiirinde bu konuya yer vermiştir .Ebu Suud da "Emin yolda yürümek istersen ,yılan zehiriyle tiryaki birbirinden ayirt edebilmelisin" tarzında tatli bir ikazda bulunmuştur .
Ancak onu korumak isteyen Alman Munekkidlerden Kondrad Burdach ise Hafız ,kadehiyle edebiyat şarabını kastetmistir der.Kendisini şaraba vermesini benlikten kurtulmak istemesindendir ,diye tefsir eder .

Goethe,Hafız'la dostça muhabbet etmek adına birbirleriyle tanismalarini , ovgulerini içeren diyaloglarini Hafız bahsinde yer vermiştir .Goethe bu diyalogda Hafız isminin manasinin ne olduğunu sorar .Hafız da "sağlam bir hafizayla Kuran'in kutsal mirasını" koruduğu ,mukaddesata sahip çıktığı için kendisine verildiğini,bunu da kendisini dünyanın debdebeli ortamından tamamen sıyrılarak dine sarılarak basardigini söyler .

Goethe yine kitabın hemen giriş bölümünde Kuranı Kerim'de gecen

" Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir."(Bakara ,115)ayetinden esinlenip bu ayetin sınırlarını aşağıdaki gibi yeryüzünün Kuzey ve Güney sahalarini şiirine ekleyip genisletmistir .Evrensel huzuru amaclamistir.Herkese kucak açmıştır .

"Doğu da Allah'indır!
Bati da Allah'in !
Kuzey ve Guney sahası
Sulh içindedir O'nun kudretiyle"


Genel manada Goethe'nin Divan'ında işlediği ana mesaj medeniyetlerin catismasina değil de evrensel barışa ,hosgoruye ,diyaloğa bir katkidir.Kötü ,olumsuz taraflarına değil de iyilik ve güzellik duygularını yesertmeyi hedeflemistir .


Son olarak eseri İyi Adam yayınlarından ,Dr.Bayram Yılmaz'in cevirisiyle okudum.Ama ilk çeviri olduğu için bazı şiirler eklenmemisti ,eksik kalmıştı.Eser gayet akıcı ve seri nasıl bittiğini anlamadım bile.Eserin sonunda dizin,Divan'da gecen isimler ve olaylar hakkında geniş bilgi verilmiştir .


Normalde inceleme yapmayı düşünmüyordum .Ama bu eserini de Faust gibi önemsediğim ve sitede bu eserle alakalı çok fazla inceleme yapilmamasindan dolayı arastirmalarimi ,tahlillerimi sizlere de sunmak istedim.


Okuyan ,emeğin kıymetini bilen arkadaşlara çok teşekkür ederim .


Keyifli okumalar ...
Okuduğum ve incelediğim Kitap, İyi Adam Yayınevinin basımını yaptığı versiyondur. Bu basımı seçme sebebim, eserin ilk Türkçe çevirisi olmasıdır. Çevirmen Dr. Bayram Yılmaz, Goethe'ye ait bazı metruk şiirleri esere dahil etmemiştir. Bazı diğer yayınevlerinin çıkardığı versiyonlar daha fazla/az içerik barındırıyor olabilir.

Eserin içeriğine dönecek olursak, kitap İlk olarak 1819 yılında neşredilmiştir. Goethe eserinde, Doğu kültüründe yer alan tasavvufu ve İslam inancının vahdaniyet açısından ele alınmış şekli üzerine divan tarzında şiirler yazmıştır.

Goethe aslen doğu diyarlarını görmemiştir. Doğuya seyahat eden bazı gezginleri dinlemiş, tasavvufi eserleri okumuş ve bu bilgiler ışığında eserini kaleme almıştır. Bu yazımı sırasında da özellikle; Hafız, Şeyh Sadi Şirazi, Mevlânâ Celaleddin Rumi ve Nizami'ye yer vermiştir. Zuleyha konusuna pek çok şiirinde değinmiş, İslam inancı ve Hz. Muhammed s.a.v'e methiyeler etmiştir.

Eser Batı'da tanınsa da, Doğu kültür ve medeniyetlerinde hak ettiği ilgiyi görememiştir. Ayrıca tavsiye olarak: Alman diline hakim okurlar eseri kendi orjinal dilinde okurlarsa, sanırım harmoniyi daha iyi yakalayabileceklerdir. Keyifli okumalar dilerim.
Okuyucu üzerine
O, ısdırap dolu yoksunluk kokan sayfalarda kaybolmuş, bir o kadar yoksul ve fakirlik dolu hayatlarında edebi yaşam üzerine tefekkür etmiş düşünürleri kendince yorumlayanlar; melankolinin ne olduğuna iştirak edemeyen budala kafalar, ne duygusal bir zemin bilirler, ne de içten bir okuyucudurlar. Azameti bilmezler aile parası ile kitaplar ile odalarını süslerler. Sürünün içine karışmış birey süslenip, arkadaş gezmelerinde veyahut iş ilişkilerinde, gerzek ve aptallığından ödün vermeksizin; her gün aynı halleri tekrar edip, yoğun bir yalnızlık çektiğini var saymaktadır. Hiçbir insan gerçekte yalnız değildir! Bu ölüm vuku bulduğunda herkesin yalnız öleceği gerçeğini değiştirmez. Her okur kokuşmuş bir okuyucudur.

Felsefe ve edebiyat okumak dudak büzüp surat asmak ile hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla, oksimoron bir toplumu göz önünde bulundurarak; her beğenin paha-biçilmez alıcısı olduğu, o sözün bir gerçekliğinin yıllarca üzerinde düşünüldüğünü, okuyucu o an okumuş olduğu kitapta buna asla vakıf olamaz. Zira söz ettiğim kitle bunu beğenmekte olup, tahsilli ucubelerden süre geliyor. Sözüne ettiğim kitle daha biyolojik olarak gerçekte, salgı bezleri bile çocuk oluşuna işaret ederken, iki filozof ve edebi dünyaya mal olmuş eseri okurken, hemen bir karamsarlık duygu yoğunluğu yaşadığını sanıyor. Dolayısıyla, okurların günümüzde sarıldığı kitaplar, içtenliği bakımından içi boş dahi denilemeyecek düzeydedir. Bugün bir kuruşunuz eksik ise eğer, kitap elde etmenizin imkanı yoktur. Sertifika ile felsefe öğretmenliğine soyunanlar mı, yoksa bilindik sitelerden Aforizmalar ile kişiliğinin sözlerini arayanlar, aynı savlarda yüzen birbirlerine yabancı olmayanlardır.
Popülist kültürün dizayn ettiği okurlar, kitap tahsis ederek; nüsharın en güzeline kavuşuyormuş hissi uyandırarak kendini tatmin etmesinden başka bir şey değildir. Nitekim kütüphane gezmeyerek arkadaş tavsiyesi ile felsefeye nereden başlanır, söz gelimi: bana kitap tavsiye eder misin! Sözleri vuku buluyor. Gerçekte hiçbir şeye vakıf olamayacağımız gibi, okuyacağımız şeylerde kısıtlı oluyor. Söz etmek istediğim bir konu sıfatı dahi taşımıyor. Sırf bu alıntının üzerine değinmek istedim.

Kafa tasının üzerine çivi çakıyormuşcasına; şu sözlere ver bırakıyorum...

(O, felsefeyi inanılmaz bir sevgi, ihtiras ve samimiyetle yapmıştır. Tefekkür konusunda olabildiğince rasyonel ve radikaldir, ama bununla birlikte duygusal ve samimidir. Hayatının sonuna doğru bir arkadaşına şöyle der:

''Bir felsefe, sayfalar arasında gözyaşı dökülmüyorsa iç çekip ağlanmıyorsa, dişlerini sıkma, öfkelenme yoksa genel olarak karşılıklı öldürücü vurulmanın korkunç gümbürtüsü duyulmuyorsa o felsefe, felsefe değildir.'' ~ Schopenhauer)

Sözü edilen arkadaşı ve yakın dostu Julius Frauenstädt olabileceğini düşünmüyor değilim.
Nietzsche'nin felsefesini ve düşüncelerini anlatırken onun dilini ve üslubunu rehber edinerek samimiyetle aktaran bir yazıma sahip. Nietzsche ile yeni tanışan ve onunla birlikte bir yıldız doğurmak isteyen biri için ideal ve yalın bir eser.
Senail Özkanın kaleminden tavsiye ettiğim bir kitap. Birçok ünlü felsefecilerin etkilendiği ve Nietzsche gibi değerli bir filozofun hocalığını yapmış olan Arthur Schopenhauer'un felsefi anlayışını dile alan güzel bir kitap.

"Schopenhauer tam bir paradokslar filozofudur. Ateisttir, mistik ve pesimisttir; hayatı ve felsefesi paradokslarla doludur. Ancak o tezatlar ve tereddütlerden yılmayan bir filozoftur. Sözünü sakınmadan söyler; doğruluk, cesaret ve samimiyet onun karakteridir. O, insana ürperti ve korku veren; ve âdeta bir soyut kavramlar dağı halini alan felsefenin dağ dağ problemleri arasında bir akrobat cesaretiyle ve bilgece dolaşır."
Okunması hic kolay olmasa da Sosyoloji ve Felsefe bölümü öğrencilerinin dikkatini çekeceği bir kitaptır. Dili ve üslubu Nietzsche'ye yaraşır bir sekilde olmuş.
Annemarie Schimmel için bir yabancı demek çok doğru değil; zira o kültürel açıdan ciddi bir Osmanlı Hanımefendisi durumundadır; bilenler bilir. Sanırım Mevlana'nın şu sözleri Sayın Schimmel'in ruh halini anlatmak için bire bir olacaktır! Gönlüme girince sen, Kapıyı arkadan kilitledim…

Kitap, ağır okunan bir eser. Belli başlı konulara vakıf olmayı gerektiriyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Senail Özkan
Unvan:
Mütercim Tercüman, Sosyolog, Yazar
Doğum:
Gümüşhane, Türkiye, 1955
İlk ve orta tahsilini Gümüşhane’de yaptı. 1974 yılında başladığı Hacettepe Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümünden 1978’de ayrılarak Almanya’ya gitti. 1979-1985 yıllarında Bonn Üniversitesinde Felsefe, Alman Edebiyatı ve Sosyoloji okudu. Üç yıl tekstil ticareti ile uğraştı. Uzun yıllar Köln ve Bonn’da yeminli tercümanlık yaptı. 1998 yılında Türkiye’ye döndü. İstanbul’da oturmakta ve mütercim ve yazar olarak hayatını devam ettirmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Mevlana, Hafız, Sadi,Gülşehri, Fuzûlî ve Muhammed İkbal gibi Türk filozoflar hakkında birçok araştırmada bulunmuştur. Annemarie Schimmel ile tanışmış ve ondan etkilenmiş ve tercümeler yapmıştır. Eserleri genel olarak Türk ve Alman felsefesini sentezlemektedir.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 66 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 122 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.