Keşke insanlar da kitaplar gibi olsalardı.
Bir romanın yarısına gelip de beğenmediğinizi fark ederseniz onu bir kenara bırakıp yenisini bulabilirdiniz. Aynısı filmler ve diziler için de geçerliydi. Öyle yaptınız diye kimse sizi yargılamazdı, vicdan azabı duymazdınız, siz söylemek istemediğiniz takdirde kimse bilmezdi bile. Ama insanlar söz konusu olduğunda sonuna kadar gitmek zorunda kalırdınız ve ne yazık ki herkes sonsuza dek mutlu yaşamazdı.
Büyüklük önemlidir! Insanların çoğu kendi haline bırakıldığında makul, mantıklı, barışçıl ve en mühimi de adaletperver canlılardı. Ne yazık ki iş geniş kitlelerin sevk ve idaresine gelince tüm bu vasıflar ciddi engellere dönüşü yordu. . .
Muhammed Pârisâ Hazretleri, hacca giderken uğradığı Bağdat şehrinde nur yüzlü genç bir sarrafa rastlar. Gencin birçok müşteriyle durmadan alışveriş hâlinde olup zamanını sırf dünyevî meşgûliyetlerle geçirdiğini düşünerek üzülür.
"-Yazık! Tam da en güzel şekilde ibadet edeceği çağda kendisini dünya meşgalesine kaptırmış!" diye içinden geçirir. Bir an murâkabeye vardığında ise, altın alıp satan bu gencin kalbinin Allah ile beraber olduğunu hayretle müşâhede eder. Bu sefer:
"-Mâşaallah! El kârda, gönül Yâr'da!.." diyerek genci takdir eder.
Sayfa 186 - Kampanya Kitapları, İstanbul 1438 / 2016·Kitabı okudu
Bayan Yaeko, köpeğin biraz topalladığını ve pek de iyi görünmediğini fark edince kararlı bir şekilde, "Onu götüreceğim," dedi.
"Buradan gitmeyi isteyeceğini sanmıyorum Bayan Yaeko. Sanırım profesörü beklemeye devam edecek ta ki..."
Bayan Yaeko, "Ne yazık..." diyerek gazetecinin sözünü kesti, "Ne büyük bir acı..."
Bazı günler Hachiko, Yoyogi Parkı'na gidiyordu.
Kim bilir belki de gümüş saplı bastonuyla orada merakla kelebekleri seyreden profesörü bulmayı umut ediyordu. Ne yazık ki şans hiç yüzüne gülmüyordu.
Hachiko o gün yine istasyon meydanında profesörü bekleyecekti ama boş yere. O akşam profesör geri dönmedi. Konferans verirken beyin kanaması geçirmiş, doktorlar onu kurtaramamış ve ne yazık ki hayatını kaybetmişti.