• Kızıl Soruşturma, 1887 yılında yayınlanan dünyanın en ünlü dedektifi Sherlock Holmes'i tanımamıza vesile olan Sır Arthur Conan Doyle tarafından kaleme alınan ilk hikâyedir. Bu yazarı hiç okumadıysanız kesinlikle bu kitaptan başlayın. Kitap dilimize Kızıl Dosya, Kızıl Dava, Kızıl Takip olarak da çevrilmiştir.


    Doyle, Poe’nun Dupin’nine hayrandır, Emile Gaboriau’nun Mösyö Lecoq karakterinden etkilenmiştir. Kızıl Soruşturma’da Holmes’un bu iki dedektifi aşağılamasının nedeni aslında okuru kışkırtmaktır. Ayrıca İngilizlerin milliyetçi duygularına da hitap etmiştir. Sonuçta Fransız Dupin ve Lecoq’a karşı Holmes has İngilizdir.
    Kızıl Soruşturma satışa çıkınca ilgi görmez. Bir yıl sonra basılan Dörtlerin İşareti de. Yazar bir dergide öyküleri basılınca başarıyı yakalar. Başarıyı yakalar yakalamasına ama artık halk tarafından Sherlock Holmes o kadar sevilmiştir ki, yazarın ismi arka planda kalır. Halk Holmes'i ne kadar çok severse, yazar da o kadar sevmez ana karakteri. Yazar bir süre sonra The Final Problem isimli öyküde Sherlock Holmes'i öldürüp tarihi roman yazmaya karar verir fakat halk bu duruma büyük tepki gösterir hatta aralarında yas tutanlar olur. On yıl sonra, ya baskılar nedeniyle ya da diğer alanlarda başarıyı yakalayamadığı için mi bilinmez yazar Sherlock Holmes'i yazmaya tekrar başlar. Ta ki yazar kalp krizi geçirip 1930 yılında ölene dek. İşin tuhaf yanı, 2008 yılında yapılan anket sonucunca İngilizlerin yüzde elli sekizinin Sherlock Holmes'in gerçek insan olduğunu ve Londra'da bulunan 221B numaralı eve yüzlerce ziyaretçinin gittiği, ayrıca o adrese yüzlerce mektuplar gönderildiği ortaya çıkar. Hatta bazı mektuplarda ondan yardım isteyenler de vardır. İşin komik tarafına gelecek olursak, Sherlock Holmes'i herkes tanır fakat yazarın ismini söyleyebilen çok azdır.

    Kitap iki bölümden oluşuyor. İkinci bölüm alakasız başlayınca acaba kitapta iki farklı hikaye mi var diye düşündüm. Yazar bu kısmı sonralara doğru ana kurguya öyle güzel bağlamış ki yazarın başarısını bir kez daha takdir ettim. Ayrıca Sherlock Holmes ve Dr. Watson'un ilk tanışma hikayelerini okumak da ayrı bir keyifti benim için.
  • Bir çok Sûfi kendi kendini gözlemlemek ve idrakini açmak için günlük tutar. İbn Arabi, kendi mürşidlerinin her akşam günlük faaliyetleri ve tecrübeleri üzerine düşünmek için yalnız başlarına oturduklarını rivayet etmektedir. Eğer eylemleri tevbeyi gerektiriyorsa, tevbe ediyorlardı, eğer eylemleri pişmanlık gerektiriyorsa, pişmanlık duyuyorlardı. İbn Arabi de onları örnek almıştı.

    Günlüğünüze her akşam yazmaya ve gün boyunca söyledikleriniz ya da yaptıklarınızın etkileri üzerinde düşünmeye başlayın. Her gün tecrübelerimiz ve eylemlerimiz konusunda daha derin düşünmeye başladıkça, kendimizi daha iyi tanıyacağız. Kendini tanıma, kendimizi dönüştürme mücadelesinin en az yarısıdır.
  • Sevgili dostum Stephen,

    Doğum gününü en içten dileklerimle kutlar; başarının, mutluluğunun, yazacağın kitapların devamını dilerim. Umarım bir gün bu güzelim kitaba da, tıpkı Medyum'da olduğu gibi, bir devam kitabı yazmayı çok görmezsin. Ha bu arada, lütfen kendine biraz dikkat et. 71 yaşına geldin, eskisi gibi amuda kalkarken bile kitap yazmaya çalışma. Git biraz dinlen lütfen. Yılda 2-3 kitap çıkarıyorsun, o kitaplardan birisinin Türkçe'ye çevrilmesi 1.5 yıl sürüyor. Bana ''En son yazdığı kitabını okudun mu ?'' diye sorduklarında ''evet'' diye cevaplıyorum; ama bir bakıyorum o ara 2-3 kitap daha çıkarmışsın; Yav evlat lütfen biraz yavaşla! Hangi birini okuyacağımı sapıtıyorum... Neyse bu incelemeyi doğum gününe armağan ediyorum ve tüm King okurlarına da bol Derry'li, Penniwise'lı, Sadie'li George'lu, John Coffey'li, Dan Torrance'lı güzel vakitler dileyerekten incelememe geçiyorum.

    Stephen King Etkinliği: #30096680



    Açıkcası Hayvan Mezarlığı okurların arasında çok ciddi miktarda görüş ayrılığına düşen bir korku-gerilim romanıdır.
    Kimisi sevmez, kimisi çok sever; kimisi korkmaz, kimisi çok korkar... Şahsen ben kitabı seven ve bir miktarda korkan gruptayım. Her ne kadar en zararsız insanın ''Ölü İnsan'' olduğuna inansam da, mezarlık teması beni her zaman korkutuyor. İçinde illa ki bir olay olmasına gerek yok; mezarlık dediğin an benim için iş bitmiştir. Ne tesadüftür ki mezarlıklara gitme vakitleri hep gece yarısı bölgede polis veya herhangi bir insan olmadığında, çalılıkların arasından bir yol izleyerek gidiliyor. Her seferinde bu taktik tuttuğundan ve okuru ciddi miktarda korkuttuğundan dolayı bu konuda herhangi bir lafım yok. Çok başarılı! Hele kedileri benim gibi sevmiyorsanız (lütfen kızmayın, küçükken anneannemin kapısının önünde karanlıktan manyağın teki üstüme atladığından beri kedilere karşı biraz mesafem var) çok çok daha hoşunuza gidebilir, seviyorsanız yine hoşunuza gider. İlk 200 sayfa Church ile oynarsınız, kedi zaten ilk başlarda çok sevimli. Benim bile hoşuma gitmişti, ama sonradan olaylar değişince kedilere karşı tekrardan mesafem uzadı.

    Kitabın çok çok eski bir filmi de mevcut. Filmde 3 yaşındaki küçük erkek çocuğu Gage'in rolünü oynayan Miko Hughes'un şimdiki halini görünce bir tuhaf oldum. Zaman nasıl da hızlı geçiyor! Bu arada şunu da çok net söyleyebilirim: Eğer ilk olarak filmi izlemiş olsaydım, kitabı hiç bir türlü okumazdım. Filmi hiç sevmiyorum, seven çok fazla ama inanın bende en ufak bir etki bırakmadı.

    ''Stephen King'e nereden başlamalıyım ?'' sorusuna verilen cevap genelde Medyum, Yeşil Yol veya Hayvan Mezarlığı'dır. Bunun sebebi bu kitapların inanılmaz düzeyde iyi olmasından ziyade, King'in diline çok hızlı adapte olabilmenizden dolayıdır. Yoksa 22.11.63 de güzel, Mahşer de, Doktor Uyku da, O da... hepsi birbirinden güzel eserler. Stephen King'in 100'e yakın eseri var, arka kapağı okuyun ve kendinize en yakın hangisini hissederseniz onunla başlayın, zaten biraz tanıdıktan sonra hepsini teker teker okursunuz, aceleye gerek yok hele önce bir etkinlik adresimize gelin :D #30096680

    Söyleyeceklerim bu kadar. King bir ara devam kitabını mutlaka düşün, kafamda zibilyon tane soru var. Tekrardan doğum günün kutlu olsun :D


    Dipnot: Mezarlıktan yeni çıkmış kediler harbiden çok başa bela, sizi köşede sıkıştırınca kendinizi Zimeyeviç'ten kurtulmaya çalışan bir Romanov gibi (#33453124) hiseedebilirsiniz.
  • Hayallerinizi hedefleriniz haline getirin.

    Bir yatağa uzanıp hayal kurmak harika bir şey. Ama eğer bu hayallerinizi gerçekleştirecekseniz bundan fazlası gerekli. Hedeflerinizi belirlemelisiniz. Bir hayaliniz varsa bu Ana hedeftir ve buna ulaşmak için basamak (step) hedefler vardır. Ana hedefinizi ve basamak hedeflerinizi belirleyin. Hadi bir kağıt kalem alıp yazmaya başlayın...

    Erken kalkın, çok çalışın, para biriktirin.

    Başarının hikayesi bundan ibarettir. Erken kalk ve güne erken başla. Spor yap, işlerini organize et ve hedefin için zaman kazan. Çok çalış. Kendi işinin dışında ek işler yap. Kazandığın parayı hedefin için biriktir. Bankaya koy veya altın al. Ama mutlaka bir miktar birikmiş elde et

    Basamaklar koyun ve her gün bir basamak tırmanın.

    Başarı basamakları her zaman zordur. Ama basit adımlar ile başlayın bebek adımları ile inanın bir yıl sonra koşmaya başlayacaksınız. Hayat size hayallerinizi vermez. Hayallerinizi elde edecek olan yine sizsiniz.

    Vazgeçmeyin, inanın, sabırlı olun.

    Bu üç şey kesinlikle hayat felsefeniz olmalı. Bu felsefe çizgisinden çıkmayın ve hayatınızı bu felsefe üzerinden götürün. Göreceksiniz ki hayallerinizi gerçekleştirmek hiç de zor değil.

    Yardım alın

    Bir bilge şöyle der "Kendi aklını kullanan akıllıdır. Ama başkalarının aklını da kullanan daha akıllıdır". İnsanlardan fikir almaktan korkmayın ve eleştirileri dinleyin ama eleştirilerin sizi engellemesine izin vermeyin.
  • Bence okunması gereken kitaplar arasında olmalı. Kameranın önündekilerle arkasındakileri açık açık ifade etmesinden dolayı önemli. Kasım 2016 yılında ilk baskısı yapılmış ama konular hala güncel olduğu için günümüzü de anlatmaya devam ediyor.

    Banu Avar yine çekinmeden yazmış: Kendinde saklamamış ve herkes okusun diye de kitap haline getirmiş.

    Bize televizyon ekranlarında anlatılan çoğu bilginin ya da görüntünün birilerinin istekleri doğrultusunda hazırlanmış ve halkı uyutmak için tasarlanmış bilgiler olduğunu daha sonra öğreniyoruz. Bu kitapta da bunun açık örnekleri mevcut.

    Anlatım dili akıcı olduğu için hiç kimse sıkıntı yaşamadan, acaba ne diyor demeden kitabı kolayca okuyup, anlayabilir.

    Banu Avar kitabın ortasından konuşuyor. Ama bunu yaparken de, cümleleri eğmeden, bükmeden, kelimeleri yuvarlamadan doğrudan net söylüyor.

    Küresel çeteden bahsediyor, görünenle, görünmeyenlerden bahsediyor. Ülkelerde küresel çetelerin kendi menfaatleri doğrultusunda kullandığı dahili ve harici hainlerden yani işbirlikçilerden bahsediyor.

    Açıkça söylemek gerekirse bazen bildiğimiz, bazen duyduğumuz ama genelde görmediğimiz şeyleri bizlere aleni anlatmaya çalışıyor.

    Banu Avar, Zemberek kitabı yakın tarihin içinden süzülüp gelen düşünceler yumağıdır. Zemberek yani düzenekten bahsediyor. Kitabın 'Başlarken' kısmı zaten her şeyi anlatıyor. Devam eden sayfalarda toplumların, küresel çete ve işbirlikçileri tarafından nasıl uyutulduğunu işliyor. Öncelikle Türkiye'ye sık sık gelen bir sinema yıldızı olan Angelina Jolie'den bahsediyor. Niçin bu kadar sık geldiğine dem vuruyor (-açıkçası kitabı okumadan önce ben de çok bilmiyordum-). Birileri gelip giderdi ülkemize, güzel pozlar verirlerdi, televizyonlar onlardan bahseder yani kısaca arz-ı endam ederlerdi ama görünenle görünmeyen farklıymış onu da şimdi anladım.

    Zembereğin çarklarını bilelim ki, ona göre hareket edelim ya da bazı konularda ona göre karar verebilelim. Ama arka planda ne var, nasıl yapılmış, neler olmuş hakkında çok fazla bilgimiz olmuyor. İşte Banu Avar da bu konuda arka planı anlatmaya çalışıp, bizleri bilgilendirmeye çalışıyor. Zaten kendisi biliyor ama çoğunluğun da bilmesi için bunları yazıyor.

    Kitap 160 sayfa. Sizi yormayacak, sıkmayacak bir anlatıma sahip. Ayrıca konuyla ilgili resimlerle de destekliyor. Yani isim ve konuyla ilintili resimlerle bir bütünlük sağlıyor. Kitabın arka sayfasında ise 'yararlandığı kaynakları' da belirtmiş.


    Hollywood yıldızlarının, küresel çetenin emrine girdikten sonra nasıl da ön plana gelip, daha fazla kazanmaya başladıklarını göreceğiz. Bize insan hakları, hak, hukuk, evrensellik,
    gibi süslü cümleler sunan güçlerin bu kelimeleri işlerine geldiği gibi nasıl kullandıklarını okuyacağız.

    Kitapta sinema, televizyon, gazete, siyaset yani kısaca toplumun tüm kesimlerinden insanların nasıl küresel çetenin emrine girdiğini ibretle okuyacağız.

    Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir zaman diliminde, doğru veya yanlışların bile, bize göre değil de birilerinin istediği gibi olduğu bir hayatı yaşıyoruz. Eğer bunun dışına çıkmak istersen, o zaman da çeşitli sözlerle seni dışlayıp, bir çeşit 'mahalle baskısı' ile toplum dışına itmeye çalışırlar.
    Artık birilerinin istediği gibi bir hayat yaşamamız isteniyor.

    Banu Avar hala net yazmaya devam ediyor. Örneğin, Suriye'deki iç savaş birilerine göre demokrasi, insan hakları, hak, hukuk getirecekken, şimdi gelinen nokta, kan ve gözyaşı olmuş.

    ABD ve işbirlikçilerinin süslü cümlelerle anlatmaya çalıştığı bir dünya, dünya üzerinde yok ! Yani distopyayı ütopya olarak sunuyorlar.

    Bu kitaptan yaptığım alıntılar sınırlı ama kitabı okumaya başladığınızda kitabın tamamının altının çizileceğini göreceksiniz. Açık örneklerle olayları anlatıyor. Yani kısaca kitabı temin edin ve baştan sona okumaya başlayın.

    Ezcümle: Bu kitabı ben ikinci kez okuyorum. İlki, kitap ilk çıktığında alıp okumuştum ve beğenmiştim. Ama bu site için alıntı yapmak için tekrar baştan okudum. Tekrar tekrar okunması gereken ve küresel çetenin iç yüzünü görmek açısından değerli bir kitap.
    ++ 2/4 - Temmuz 2018 tarihleri arasında okunup notlar çıkarılmıştır.
    ++ Tavsiye ederim.
    ++ Banu Avar'ın da yüreğine sağlık. Teşekkürler.
  • Zamanı kötü yönetmek stres ve kaygının önemli bir kaynağıdır.