İçlerinden başrahibeyi anmamak olmaz,
Katıksız sadelikti gülüşü, gülüşü binbir naz.
En büyük yeminini Aziz Loy üstüne ederdi,
Herkes ona Madam Eglantine derdi.
Kutsal ilahiler notası notasına
Şekillenirdi genzinde, rastlanmazdı hatasına.
Fransızcayı Bowe-Stratford aksanıyla Konuşurdu, zarif ve mükemmelen her yanıyla
Çünkü Paris Fransızcasına yabancı kalmıştı.
Üstelik iyi bir yemek terbiyesi almıştı,
Tek bir kırıntının düşmesine izin vermezdi,
Parmakları yemeğin suyuna fazla girmezdi.
Her lokmayı özenle alıyordu tabaktan,
Götürüyordu ağzına üstüne damlatmadan.
Üst dudağını öyle temiz
Siliyordu ki kalmıyordu bardağında yağdan iz.
Müthiş hoşlanıyordu görgülü davranmaktan,
Etini almak için zarifçe uzanmaktan.
Öyle asık suratlıydı sanmayın sakın,
Neşeliydi, sıcaktı ve cana yakın.
Hep bir soylu gibi davranır,
Soylular gibi oturaklı ve ağır
Görünmeye gayret ederdi.
O kadar da dindardı, o kadar yardım severdi.
Kapana kısılmış ölü ya da yaralı bir fare
Ağlatırdı onu, boğardı derin kedere.
En zevk aldığı uğraştı köpecikler beslemek,
Süt verirdi onlara, ızgara et, beyaz ekmek.
Ölse biri ya da değnek yese birinden,
Yemez, içmez yataklara düşerdi kederinden;
Yufka yürekliydi, hep dinlerdi vicdanının sesini.