“Söyleme, bilmesinler.”
Bir cümle… ama bir ömürlük yük.
Şermin Yaşar, Söyleme Bilmesinler kitabında bize çok tanıdık bir yerden sesleniyor. Çocukluktan itibaren öğretilen suskunluğu, “ayıp”, “el âlem ne der” ve “evde kalır” cümleleriyle şekillenen bir büyüme hâlini anlatıyor. Kitap, söylenmeyenlerin nasıl kaybolmadığını; aksine insanın içine yerleşip orada büyüdüğünü gösteriyor.
Bu bir hesaplaşma kitabı değil. Kimseyi suçlamıyor, parmak göstermiyor. Daha çok durup fark etmeye çağırıyor: Hangi cümleleri yuttuk, hangi duyguları sakladık, kimin iyiliği için sustuk?
Şermin Yaşar’ın dili sade, anlatımı içten. Büyük laflar yok; ama küçük cümlelerin açtığı derin yaralar var. Okur, satırlar arasında sık sık kendisiyle karşılaşıyor. “Ben de…” dediği yerler çoğalıyor.
Söyleme Bilmesinler, konuşmanın değil; konuşamamanın kitabı.
Ama belki de tam bu yüzden, okura yavaş yavaş konuşma cesareti veriyor.
Bazı şeyler söylenmediğinde geçmiyor.
Sadece içimize yerleşiyor…
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu
Modern çağın görünmeyen yorgunluğuna nörobilim penceresinden bakan, zihin açıcı bir kitap.
“Kalk bi dopamin demle,” çünkü belki de ihtiyacımız olan sadece bir kahve değil, bir yeniden başlama hali.
Kitap, dopamin başta olmak üzere beynimizin ödül sistemiyle ilişkili hormonları gündelik hayatla örerek anlatıyor. “Neden hiçbir şey yapmak istemiyoruz?”, “Neden hiçbir şey yetmiyor?”, “Sosyal medyada ne arıyoruz gerçekten?” gibi sorulara nörobilimsel ama sade cevaplar veriyor.
“Dopamin, seni harekete geçiren dürtünün ta kendisidir.”
“Bir şeyin iyi hissettirmesi, onun iyi olduğu anlamına gelmez.”
“Beynin seni korumak için değil, hayatta tutmak için evrilmiştir.”
Kitap boyunca hem kendinle yüzleşiyorsun hem de sistemin içinde ne kadar otomatikleştiğini fark ediyorsun. Ama çözüm de içeride: Dopamin detoksu, küçük alışkanlık değişimleri, anda kalmanın bilimsel karşılığı…
Eğer ruhsal bir çöküş değil de nörokimyasal bir iniş-çıkış yaşadığını anlamak istiyorsan, bu kitap seni bekliyor.
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman
Bir ütopya düşünün… Kadınların kurduğu, kadınların yönettiği ve erkek egemen sistemlerin dışına çıkmış bir dünya. Charlotte Perkins Gilman’ın 1915’te kaleme aldığı Kadınlar Ülkesi tam da böyle bir hayalin ete kemiğe bürünmüş hâli.
Kitapta üç erkek kaşif, keşfedilmemiş bir ülkeye doğru yola çıkıyor ve sonunda tümüyle kadınlardan oluşan bir toplumla karşılaşıyorlar. Ancak bu ülke, sadece cinsiyet farkıyla öne çıkan bir yer değil. Barışın, düzenin, ortak aklın ve sevgiyle şekillenen bir yaşamın hüküm sürdüğü bir medeniyet var karşılarında. Erkeklerin güç, savaş ve üstünlük üzerine kurduğu sistemlere nazaran, bu kadınlar ülkesi işbirliği, eğitim ve doğayla uyum üzerine inşa edilmiş.
Gilman, toplumsal cinsiyet rollerini tersyüz ederek okuru düşünmeye davet ediyor. Kadınların yalnızca anne, eş ya da süslenmiş bir figür değil; üretken, lider, bilge ve dönüştürücü bireyler olduğunu büyük bir zarafetle anlatıyor. Üstelik bunu feminist bir ajitasyonla değil, hikâye içinde ilmek ilmek örülmüş, güçlü bir gözlem ve incelikli bir mizahla yapıyor.
Kitap boyunca sadece kadınların değil, insanın doğası, toplumun yapısı ve öğrenilmiş rollerin ne kadar sorgulanabilir olduğu üzerinde de duruluyor. Kadınlar Ülkesi, bir ütopyadan çok, belki de olması gerekenin edebi bir temsili.
Okur Notu:
Gilman’ın bu eseri, sadece kadınlar için değil, kendini tanımak ve toplumu sorgulamak isteyen herkes için bir başucu kitabı olabilir. Özellikle değişimi hayal edenler ve “başka bir dünya mümkün mü?” diye soranlar için bu kitap adeta bir davet mektubu…
Düşleyen, Düşünen, Dönüşen İnsan
Hayat bazen biz fark etmeden geçip giderken, bir kitap çıkar karşımıza ve bizi kendimize doğru uzun bir yürüyüşe davet eder. Bahar Eriş’in “Düşleyen Düşünen Dönüşen İnsan” adlı eseri tam da böyle bir kitap. Yalnızca bilgi sunmakla kalmıyor; düşündürüyor, hissettiriyor, hatta bazı satırlarında içimizi yokluyor.
Düşlemenin sadece çocuklara ait olmadığını, düşünmenin yalnızca entelektüellere mahsus olmadığını, dönüşümün ise sadece kriz anlarında değil, her nefeste mümkün olabileceğini fısıldıyor bize.
En çok ne kaldı içimde?
Düş kurmanın bir lüks değil, bir ihtiyaç olduğunu hatırlattı bu kitap. Günümüzün gürültüsünde bastırdığımız hayalleri, fikirleri ve özümüzü yeniden görünür kılıyor. Bahar Eriş, hem bilimsel verilerle hem de ilham verici örneklerle, içimizdeki potansiyeli nazikçe dürtüyor.
Kitabı neden öneriyorum?
Çünkü bu kitap bir aynaya benziyor. Kendimizi görmek isteyen herkes için yazılmış. Kadın, erkek, genç, yetişkin… Her okur kendi yolculuğundan bir iz bulabilir satır aralarında. Ve belki de en güzeli, bu kitap “sana inanıyorum” diyor. Dönüşebilirsin. Hayal kurabilirsin. Düşünebilirsin. Ve tüm bunlar seni sen yapan şeyler.
Bu kitabı okuyup bitirdikten sonra, siz de kendinize dair düşleyin, düşünün ve dönüşün.
Ben dönüşmeye başladım bile. Ya siz?
#kitapönerisi #kitapyorumu #bahareriş #kişiselgelişim #düşle #düşün #dönüş #okudumbitti
Engin Geçtan'ın "Hayat"ı, psikiyatri ve felsefeyle harmanlanmış, okuyucuları varoluşun labirentinde düşünmeye ve sorgulamaya teşvik eden bir eser. Psikiyatri bilgisini akıcı bir üslupla harmanlayan yazar, modern insanın ruhsal dünyasını derinlemesine inceliyor.
Kitap, "Kendini Bilmek", "Sevmek ve Sevilmek", "Ölüm" gibi temel temalar etrafında kurgulanıyor. Her bölümde, Geçtan insan psikolojisini farklı açılardan ele alıyor ve okurların kendi iç dünyalarına dönüp bakmalarını sağlıyor.
Eserin öne çıkan bazı noktaları:
Psikiyatri ve felsefenin etkileyici sentezi: Geçtan, psikiyatrik vakaları ve felsefi sorgulamaları ustaca bir araya getirerek, insanın karmaşık ruhuna dair kapsamlı bir bakış açısı sunuyor.
Düşündüren ve sorgulamaya teşvik eden üslup: Yazar, didaktik bir dilden uzak durarak, okurları aktif bir şekilde düşünmeye ve kendi cevaplarını bulmaya teşvik ediyor.
Gerçek hayattan örnekler: Kitapta yer alan vakalar ve hikayeler, okurların kendi deneyimleriyle paralellik kurmalarını ve kitaptaki fikirleri somutlaştırmayı kolaylaştırıyor.
Akıcı ve sürükleyici dil: Geçtan'ın akıcı ve yalın dili, karmaşık psikolojik ve felsefi kavramları bile kolayca anlaşılır hale getiriyor.
Kitabın hedef kitlesi:
Psikoloji ve felsefeye ilgi duyanlar
Kendi iç dünyalarını keşfetmek isteyenler
Varoluşsal sorgulamalara açık olanlar
Psikiyatri ve felsefi fikirleri günlük yaşama uyarlamak isteyenler
Eleştiriler: Bazı okurlar, kitaptaki bazı felsefi kavramların karmaşık olduğunu ve daha fazla açıklamaya ihtiyaç duyulduğunu dile getiriyor.
Kitapta yer alan bazı vakaların okurları üzebileceği ve tetikleyebileceği de belirtiliyor.
Sonuç olarak; Engin Geçtan'ın "Hayat"ı, insan psikolojisini ve varoluşun gizemlerini keşfetmek için eşsiz bir kaynak. Okuyucuları düşünmeye, sorgulamaya ve kendi