"Bir kadın ne zaman erkek olur? Kadınlığından vazgeçtiğinde mi, yoksa bir erkek gibi acı çekmeye başladığında mı?"
Balkanların o gri, sert ve acımasız coğrafyasından kopup gelen, bittikten sonra da uzun süre zihnimden çıkmayacak sarsıcı bir roman okudum: Geriye Kalan.
Rene Karabash, Arnavutluk’taki "Yeminli Bakireler" (Burrnesha) geleneğini öyle bir anlatmış ki, kitap resmen kemiklerimi sızlattı. Hikayenin kahramanı Bekia, zorla evlendirilmekten kaçmak ve hayatta kalabilmek için ömür boyu bakire kalacağına ve bir erkek gibi yaşayacağına yemin ederek "Sali"ye dönüşüyor. Fakat yazar burada durup bize sadece antropolojik bir geleneği anlatmıyor; bir kadının kendi kimliğini, arzularını ve geçmişini bir yeminle susturmaya çalışmasının o korkunç psikolojik yıkımını yüzümüze çarpıyor.
Kitabı benim için bu kadar güçlü kılan şey, dümdüz bir olay örgüsü yerine adeta şiirsel bir sancı ve bilinç akışıyla yazılmış olması. Noktalama işaretlerinin büküldüğü, kısa ve eksiltili cümleler o dağ köylerinin soğuk rüzgarı gibi insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor. Bekia’nın özgürleşmek için erkek olmak zorunda kalması, çünkü o coğrafyada kadın olmanın görünmezlikle eşdeğer olması içimi çok acıttı. Roman boyunca kendime hep o can alıcı soruyu sordum: Bir insandan kimliği koparıldığında, geriye gerçekten ne kalır?
Yaklaşık 130 sayfalık küçük hacmine rağmen bıraktığı tortu devasa. Balkan edebiyatının o sert gerçekçiliğini ve karakterin kendi bedeniyle olan o sessiz savaşını okumak isterseniz bu ödüllü cevheri kesinlikle kitaplığınıza ekleyin derim.