"Kayıplar Ormanı,” dedi Berk. Doğan şaşkındı. Bu zamana kadar o yerle ilgili iyi olan herhangi bir şey duymamıştı. “Tekrar söyler misin! Nereye gidiyoruz!” “Kayıplar Ormanııııııııı!” Berk sözünü coşkulu ve uzatarak söylemişti. Sanırsın yıllardır oraya gitmek için can atıyordu. “Gidecek başka bir yer bulamadınız mı?” “Macerayı seven Doğan'a ne oldu?” “Kendimi öldürmeyecek maceraları sevdiğimi fark ettim.” Kemal lafa atladı. “Sadece ormanın etrafında dolaşacağız. Ormanın içine girmeyeceğiz. Bildiğim kadarıyla Kayıplar Ormanı'nın dışı çevrili. İstesek bile içeriye kolay kolay giremeyiz.” Ormanla ilgili anlatılan masallara inanmıyordu. Tabi bu durum temkinsiz davranacağı anlamına gelmiyordu. Oranın tekin olmayan, tehlikeli bir yer olduğunu düşünüyordu. Sonuçta ormanın içinde bilmediğimiz kaç tür hayvan vardı! Bir kural konmuşsa boşuna değildir değil mi? O yüzden ormanın içine girmek gibi bir planı yoktu. Gerçi, hayat ne zaman planlara sadık kaldı ki! Doğan hiçbir şey demedi. Camdan dışarıya bakmaya devam etti. Eskiden olsa ormanın yanına gitmek için can atardı. Ve belki içeriye bile girerdi. Yakın zamandaysa düşünceleri değişmişti. Kayıplar Ormanı'yla alakalı haberler çoğalmaya başladıktan sonra, o ormana kuşkuyla bakmaya başlamıştı. Belki de söylenenler sadece bir uydurmaydı. Şimdi ise okuduğu bütün haberlerin gerçek olup olmadığını öğrenme fırsatını yakalamıştı. Gitmek konusunda tereddütlüydü. Son günlerde yaşadığı mental yorgunluğun da katkısı vardı aslında. Normalde sevdiği aktiviteleri bile yapmak biraz zorluyordu kendisini. Şimdiyse kayıplarıyla nam salmış bir ormana doğru ilerliyorlardı. O ormana giderlerse başına neler geleceğini tahmin edemiyordu. Her halükarda emin olduğu tek bir şey vardı: Anne ve babası bunu duysa Doğan'ın canına
OĞUZ ATAY ve "KORKUYU BEKLERKEN"
Murat Küçük gönüldaşımızın mektublarından birinde, şu minvalde bir tesbiti olduğunu hatırlıyorum: “Bir hikâyede mevzu basitleştikçe üslûb çetrefilleşmeli…” Bu nefis tesbitin tersi de geçerli: “Bir hikâyede mevzu çetrefilleştikçe üslûb basitleşmeli.” Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı içinde, kitablık çapa ulaşmayan birkaç istisna dışında, ne bu teknik inceliği anlayan çıkmış, ne de ferdi ve toplumu aynı ânda kucaklayacak, en basit meselelerin arkasındaki mücerredi işaretleyecek, ulvî muammalarla okuyucuyu karşı karşıya getirecek hikâyeci yetişmiştir. Batı hikâyeciliğini yakalamak için çırpınanlar, oradaki bazı örnekler gibi mesele kucaklayabilecek çapa erişmemiştir. Meselâ (Mopasan)ın “Korku” isimli bir hikâyesi vardır ki; bilindiği sanılan bir ruh hâlinin ardındaki bilinmeyeni karşımıza çıkarması açısından çok önemlidir ve Türk hikâyeciliğinde bu çaptaki hikâyelerin sayısı ancak bir elin parmakları kadardır. İşte bu hikâyenin özeti: “İri bir Ay’ın ayna gibi pırıl pırıl parıldattığı Akdeniz sularındaki” büyük bir geminin güvertesinde yedi-sekiz kişi toplanıp, gitmekte oldukları o uzak Afrika’ya doğru gözlerini çevirmiş, sessizce denizi seyrederken, aralarında purosunu içmekte olan kaptan daha önce gemisinin, denizaltı kayası üstünde tam altı saat kaldığını ve bu hâdisenin onu çok korkuttuğunu anlatır. “O sırada güneşten yanmış yüzü, vakur hâliyle pek heybetli görünen, bitmek tükenmek bilmez tehlikelerle karşılaşmak suretiyle meçhûl diyarlarda uzun seyahatler yapmış olduğu anlaşılan, görmüş olduğu o garip manzaralardan bazılarını hâlâ gözlerinin derinliğinde muhafaza ediyormuş gibi etrafına sükûnetle bakan ve nihayet çok cesur bir kimse olduğu tahmin edilen bir adam” konuşmaya başlar: **“Enerjik bir insan, çabuk gelip geçen bir tehlike karşısında
Oğuz Atay
Reklam
dünyadaki ülkelerin genel özellikleri 1. en büyük nüfus › hindistan 2. en büyük kara alanı › rusya 3. büyük savaşlarda tarafsız › isviçre 4. ordusu yok › izlanda 5. kalıcı nehir yok › suudi arabistan 6. demiryolu ağı yok › bhutan 7. resmi başkent yok › nauru 8. covid-19 sırasında nadiren okulları kapattı › isveç 9. hiç cumhurbaşkanı olmadı › birleşik krallık 10. yerli yılan yok › yeni zelanda 11. boşanma genellikle izin verilmiyor › filipinler 12. dağ yok › maldivler 13. kalıcı hapishane yok › vatikan şehri 14. daimi ordu yok › kosta rika 15. düşük suç oranı ve kapasite fazlası nedeniyle bazı hapishaneler kapatıldı › hollanda 16. tek bir yazılı anayasa yok › birleşik krallık 17. hiç resmen sömürgeleştirilmedi (ii. dünya savaşı sonrası işgal istisnası) › japonya 18. “güneşin doğduğu ülke” › japonya 19. “geceyarısı güneşi ülkesi” › norveç 20. “gök gürültüsü ejderhası ülkesi” › bhutan 21. “bin göller ülkesi” › finlandiya 22. “beyaz fil ülkesi” › tayland 23. “altın pagodalar ülkesi” › myanmar 24. “akçaağaç yaprağı ülkesi” › kanada 25. “kanguru ülkesi” › avustralya 26. “ateş ve buz ülkesi” › izlanda 27. “sabah sükuneti ülkesi” › güney kore 28. “uzun beyaz bulut ülkesi” › yeni zelanda
Batı İmparatorluğu'nun Tarihi
Tarih MK 74 yılında İmparator Gohelion tarafından kurulmuştur. Yaklaşık dört yüz sene boyunca 16 hükümdarı olmuş, onlarca hane arasında güç değişimi gerçekleşmiştir. Nitekim ülkenin bel kemiği olan üç aile, ülkenin ilk yıllarından beri tahtın hizmetindedir. İmparator I. Gohelion(MK 74-94): MK 35 yılında doğmuştur. Hayatının ilk dönemlerinde, babası Halmer Sohaterr’in kalesi ve evi olan Dağburnu’nda yaşamıştır. Gençlik yıllarında hesapçı, plancı, soğuk ve zeki olarak bilinmiştir. Ailesinin en küçük oğlu olmasına rağmen, Blaihon kalesinin ailesi olan Rhalmes ile yapılan savaşlarda abilerini kaybetmiştir. Daha ufak yaşta demir ve kanla tanışması, onu karşı koyulamaz bir öfkeye sürükler. Abilerinin ölümünü, canından çok sevdiği kız kardeşinin zehirlenmesi takip etmiştir. On sekiz yaşına geldiğinde, Rhalmes hanesi ile Sohaterr hanesi ateşkes içindedir. Nitekim bu, kardeşinin ölümünü engellememiştir.Dehşete düşen Gohelion, iki bin kişilik birliğiyle babasının izni ve emri olmadan harekete geçer. Blaihon’un yok edilişi, yalnızca üç gün sürer. Yalnız Gohelion, fetih ve ganimet içinde Dağburnu’na döndüğünde, kale kapısının açık olduğunu ve içeride bir kan havuzunun biriktiğini görür. Cesetler avluya yığılmış, kapılar paramparça olmuştur. Gohelion, bir heykel kadar sessiz kalır. Kaleye girdiğinde, babasının boynuna dayanmış bıçağı görür. Tehdit bellidir, o ise geri adım atmaz. Daha on sekiz yaşındayken yapayalnız kalır. Düşmanın ise yalnızca Rhalmes Hanesi değil, MK480 yılında Başkent olacak olan bölgenin aileleri olduğunu görür. Ortak komplo, güneybatıdan yaklaşır. Taimor, Porkhoi ve Iamen aileleri Gohelion’a karşı birleşmiştir. MK 54 yılında, Sohaterr ordusu güneybatıya doğru harekete geçer. Bu süreç içerisinde Gohelion, o dönem korsan olarak Batı Okyanusu’nda esip
1000Kitap
BATI TARİHİ
Batı İmparatorluğu, MK 74 yılında İmparator Gohelion tarafından kurulmuştur. Yaklaşık dörtyüz senelik boyunca 16 hükümdarı olmuş, onlarca hane arasında güç değişimi gerçekleşmiştir. Nitekim ülkenin bel kemiği olan üç aile, ülkenin ilk yıllarından beri tahtın hizmetindedir. İmparator I. Gohelion(MK 74-94): MK 35 yılında doğmuştur. Hayatının ilk dönemlerinde, babası Halmer Sohaterr’in kalesi ve evi olan Dağburnu’nda yaşamıştır. Gençlik yıllarında hesapçı, plancı, soğuk ve zeki olarak bilinmiştir. Ailesinin en küçük oğlu olmasına rağmen, Blaihon kalesinin ailesi olan Rhalmes ile yapılan savaşlarda abilerini kaybetmiştir. Daha ufak yaşta demir ve kanla tanışması, onu karşı koyulamaz bir öfkeye sürükler. Abilerinin ölümünü, canından çok sevdiği kız kardeşinin zehirlenmesi takip etmiştir. On sekiz yaşına geldiğinde, Rhalmes hanesi ile Sohaterr hanesi ateşkes içindedir. Nitekim bu, kardeşinin ölümünü engellememiştir.Dehşete düşen Gohelion, iki bin kişilik birliğiyle babasının izni ve emri olmadan harekete geçer. Blaihon’un yok edilişi, yalnızca üç gün sürer. Yalnız Gohelion, fetih ve ganimet içinde Dağburnu’na döndüğünde, kale kapısının açık olduğunu ve içeride bir kan havuzunun biriktiğini görür. Cesetler avluya yığılmış, kapılar paramparça olmuştur. Gohelion, bir heykel kadar sessiz kalır. Kaleye girdiğinde, babasının boynuna dayanmış bıçağı görür. Tehdit bellidir, o ise geri adım atmaz. Daha on sekiz yaşındayken yapayalnız kalır. Düşmanın ise yalnızca Rhalmes Hanesi değil, MK480 yılında Başkent olacak olan bölgenin aileleri olduğunu görür. Ortak komplo, güneybatıdan yaklaşır. Taimor, Porkhoi ve Iamen aileleri Gohelion’a karşı birleşmiştir. MK 54 yılında, Sohaterr ordusu güneybatıya doğru harekete geçer. Bu süreç içerisinde Gohelion, o dönem korsan olarak Batı
1000Kitap
Dünya hapishanesinde volta atmak
"Dünya hapishanesinde volta atmak" hem çok dertli bir kabullenişi hem de derin melankolik atmosferi ifade eder... Bu ifade genellikle hayatın sınırlarına çarpan, rutinlerin içinde sıkışmış ama zihni o duvarların ötesinde gezen insanların ruh halini özetler. Madem bu geniş ama sınırları belli "avlu"dayız, gelin bu volta atma meselesine biraz yakından bakalım: Voltanın Anatomisi * Sınırlı Alan, Sınırsız Düşünce: Ayaklar aynı parkeyi veya beton çizgiyi arşınlarken, zihin galaksiler arası seyahat eder. Volta, bedeni meşgul edip ruhu özgür bırakma sanatıdır. * Ritmin Tesellisi: Belirli bir tempoda gidip gelmek, belirsizliğin yarattığı kaygıyı yatıştırır. Adımlar bir nevi "yaşıyorum, buradayım" deme biçimidir. * Duvarların Farkındalığı: Her dönüşte o görünmez sınırlara (toplumsal baskılar, biyolojik limitler, ekonomik zorunluluklar) çarparsın. Ama her dönüş, bir sonraki tur için taze bir başlangıçtır. Bu Hapishanede Nasıl "Şık" Yürünür? Madem buradayız ve çıkış kapısı henüz görünmüyor, bu voltayı bir angaryadan ziyade bir ritüele dönüştürebiliriz: * Gözlemci Ol: Madem dünya bir hapishane, diğer "mahkumları" ve parmaklıklar arasındaki o küçük sızan ışığı izle. Detaylar hayatı katlanılır kılar. * Kendi İç Bahçeni Yarat: Duvarların içinde bir vaha kurmak mümkün. Okumak, yazmak veya üretmek, o dar alanı genişletmenin en etkili yoludur. * Adımları Sayma, Anı Hisset: "Daha ne kadar yürüyeceğim?" sorusu yorar. Sadece o anki adımın yere basışına odaklanmak, zamanın ağırlığını hafifletir. Ancak "Asıl hapishane, insanın kendi zihninin içine ördüğü duvarlardır. Dışarıdaki parmaklıklar sadece dekor."dur. Bu "dünya hapishanesinden" zihnen kaçmak, o meşhur "beton avluda" geçen sürede sınırlamaları zihinde aşan bir hikayeye ne dersiniz: Hikâye: 42 Adımlık
Reklam
Reklam