• 140 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10
    Baylar ve Bayanlar size yeraltından sesleniyorum demek isterdim lakin Dostoyevski dururken burada kimsenin haddine seslenmek düşmez yazarın çektiği nutuğu dinlemek düşer bizlere.

    Ben bu kitabı okuyan düz bir okuyucum ve ben bu inceleme için ne yazarsam yazayım hep bir şeyler eksik kalacaktır. Rus yazarlar dünya edebiyatında her zaman üst sıralarda olmuşlardır ve okunması gereken yazarların başında gelirler.

    Ama bu kitap başka bir kitap herhangi bir kitap değil burada yazılanlar herkesin tek kaldığı yerden yani yeraltından geliyor. Evet hepimizin birer yeraltı vardır.Sen , ben ve o hepimizin yeraltı , kendimizle hesaplaşmalarımızdan,başkalarının yanında kendimize konduramadığımız şeyleri kendimize itiraf etmelerimizden ve benliğimizle olan sürekli çatışma hallerinden oluşur. Yeraltında sadece sen varsın ve senin en büyük düşmanın ve dostun olan benliğin var.

    Kitapta yazılanlar hayal ürünü denilmiş tabi ki öyle değil gerçeklerin ve kabullenmediğimiz durumların isimsiz bir kişi tarafından suratımıza vurularak ve inandığımız ahlak ve doğru kavramlarının çürütüldüğü bir kitap nasıl hayal ürünü olabilir.

    Benliğimizi yüceltmek ve geliştirmek ya da aksine onu yerin dibine sokmak bizim irademizde. Yazar benlikle olan savaştan başka bir diğer değindiği konu ise insanın kendiyle olan barışık olma durumudur. Bunu iki karakter tipinde toplamış. Birincisi insanlara nutuk atan veya üst perdeden konuşan çok bilmiş insanlar bile aslında kendilerini sevmiyorlar. Diğerinde ise içine kapanık kendinini ifade edemeyen kendini hor gören insanlarda kendini sevmez.

    Sonuç olarak her okurun kendinden birer parça gördüğü bir eserdir ve tavsiyem günümüzdeki boş boş paragraflarla dolu olan kişisel gelişim kitaplarını okumak yerine bu eseri okuyun ve kendinizle olan savaşa son verin. Kendimle bir derdim yok demeyin her insan kendiyle sorunlar yaşar bunlar büyük veya küçük ama yok değil...
  • 140 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
    https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

    Dostoyevski vs. Dostoyevski

    Dövüş başladı. Kim yenecek? Raundların bitmek bilmediği bir zihin boksu izliyoruz. Hakem kim? O da Dostoyevski adında biri... Yeraltında gerçekleşen bu dövüşten kimsenin haberi yok, zira bu dövüş Dostoyevski'nin tam da beyninde gerçekleşiyor.

    Aslında gayelerimize her zaman ulaşmayı istediğimizi belirten fakat zevkli olan kısmının ise gayelerimize hiçbir zaman ulaşamayacak olmamızı üstüne basa basa söyleyen bir dövüş. Aynı bir arabanın bir çizgi boyunca olmak üzere A noktasından B noktasına giderken her seferinde kalan yolun yarısını gidecek bir şekilde yolun sonuna ulaşmaya çalıştığında hiçbir zaman hedefine ulaşamayacak olması gibi.

    Dostoyevski'nin kendisinin de dediği gibi ince otobiyografik detaylara ulaşıyoruz bu kitaptan kendisine dair. 40 küsür yaşlarında yazdığı bu kitapta önceki kitaplarını ses çıkarmamak olarak tanımlaması bu kitap ve akabininde gelecek kitaplarda nasıl cesur sesler çıkaracağını kanıtlıyor.

    Çirkin olmayı kabullenmeyi, içinden geçen her şeyi çekinmeden yazabilmeyi, seçmemeyi seçebilmeyi, 19. yüzyıl insanının karaktersiz ve gerçekten aptal olmadan bir halt olamayacağını söyleyebilmeyi, 2x2=4 gibi basit bir matematik işleminden bütün matematik dünyasını, nicelikleri, kesin yargıları ve formülizasyonları sorguya çekebilmeyi başaran bir Dostoyevski vardı bu kitapta. Bize bir gün "nanik" bile deyişimizin formülize edilebileceğini fakat böyle olursa da bu hareketin samimiyetinin ve içerdiği sevgisinin hiçbir anlamının kalmayacağını belirten bir Dostoyevski.

    Matematikle ve nesnel yargılara bu kadar kolay varılabilmesiyle, beyniyle ve yerin üstündeki bütün insanlara yöneltilen sorgulamalarıyla, gayelere hiçbir zaman tam olarak ulaşılmamasının insana vermiş olduğu saf zevkle, hasta, kötü ve suratsız bir adam olduğunu kabul etmekle aslında "Kimsin sen?" sorusuna verilebilecek her türlü cevabı vermeye çalışma uğruna sanki bir çocuğun emeklemeyi ilk öğrenmesinin zorluğu misali atılan adımlarla, güzel, yüksek, sistem gibi kelimelere ve soyut kavramlara verilen sosyolojik ve bireysel bazda öneme dair eleştirileriyle Dostoyevski tam olarak yeraltında kendi dünyasını karıncaların o yeraltındaki devasa ve muhteşem yuvaları gibi kurmuş diyebiliriz.

    Matematik ve 2x2=4 hakkındaki görüşleri, her duygunun formülize edilebilmesinin ihtimali açısından düşündükleri konusunda aklıma gelen ve çok yerinde sorgulamalar içeren Türk bir arkadaşın videosunu sizle paylaşmak istiyorum, matematiğe karşı bakış açınızı değiştirebilir : https://www.youtube.com/watch?v=p06VHmih-Yw

    Ayrıca fark ettiğim bir detay olarak, Stefan Zweig'ın, Satranç kitabını Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı okuyarak yazmış olma ihtimalinin olduğunu düşünüyorum.

    Yeraltından Notlar sayfa 36 : ...Halbuki karıncalar bu konuda bambaşka bir alemdir: Karınca yuvası denilen, temeli sonsuzluğa kadar yıkılmaz harikulade bir yapıları vardır. ...Fakat insan hercai, bir dalda durmaz bir yaratıktır ve belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.
    Satranç sayfa 10 : Hayatım boyunca tek bir düşünceye saplanıp kalmış, monoman insanların her türü hep dikkatimi çekmiştir, çünkü bir insan kendini sınırladığı ölçüde sonsuzluğa da yaklaşmış demektir; özellikle dünyaya sırt çevirmiş gibi gözüken bu tür insanlar, özel malzemeleriyle kendilerine karıncalar gibi tuhaf ve gerçekten bir defaya özgü küçük bir dünya modeli inşa ederler.

    Zweig Satranç kitabıyla Yeraltından Notlar'a bir selam çakmış olabilir. Zira karıncaların yeraltı dünyası da https://www.youtube.com/watch?v=lFg21x2sj-M aynı bu linkteki videoda görülebildiği gibi çok şaşırtıcı detaylar ve muazzam güzellikte düzenlenmiş bir tasarım içermektedir.

    Dostoyevski bize bu kitabında kendi beyninin nasıl yeraltındaki bir karınca yuvasının karmakarışıklığına benzediğini ve bu dünyanın kurulabilmesi uğruna emekle yapmış olduğu sorgulamalarını haykırıyor bize.