Bu anlayışla, Batı kültür ve medeniyetini Batı dışındaki milletlere zorla kabul ettirmek için hiçbir vahşet metoduna başvurmaktan kaçınmadıklarını biliriz. Ama bu anlayışın oluşumunda sofistlerin katkısını bugüne dek pek işitmemişizdir. Nitekim İsokrates gibi, ondan sonra gelen Demostenes de sıkı bir Yunan milliyetçisi ve koyu bir hümanisttir. İsokrates’in 15 yılını vererek kaleme aldığı Panegürik’i gibi, Demostenes’in Makedonya Kralı Filip’e karşı yazdığı Filipiks’i de Batılı devlet adamlarının elinden asırlarca düşmemiş ve Batılı siyasî telâkkilerin vücud bulmasında esas teşkil etmiştir.
“Kadîm devirlerin en büyük hatibinin en büyük hitabesi” olarak karşılanan Demostenes’in eseri, Romalı filozof Cicero tarafından büyük bir hayranlıkla Latince’ye tercüme edilmiş ve sonrasında Batı dünyasına mâlomuştur. İngiltere Kraliçesi I. Elisabeth, bu hitabe üzerine dersler almıştır. Birçok Batılı devlet adamı, bu eseri başucundan eksik etmemiş, hitabet ve mantık sanatını bir arada ondan öğrenmiş ve hâsılı Batı’nın siyasî aklının oluşmasında önemli bir yeri olmuştur.
Ne var ki, Demostenes’in âkıbeti seleflerinden daha korkunç oldu. Makedon ilerleyişine karşı koymak üzere, önce Filip’e, sonra oğlu İskender’e karşı hitabeler neşretti. Defalarca muhakeme edildi ve her defasında parlak hitabeleri sayesinde idamdan kurtuldu. Ama sonu gelmez koğuşturmalar onu öylesine canından bezdirmişti ki, sonunda Makedonlar’dan kaçarken sığındığı bir mabedde, ye’s içinde canına kıydı.
**Canı karanlıklar âlemine giderken, sanatı torunlarına çağlar boyunca ışık verdi. Özellikle onun sayesinde retorik, felsefeden ayrılıp, müstakil bir sanat ve edebiyat dalı oldu. Tabiî bu sayede, “mısrâ”ın yerini alan “cümle” kurgusu gelişti, olgunlaştı ve başta da belirttiğimiz gibi, kelâm “kutsal”
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1997), Eski Yunan Medeniyeti -II-, Nesir ve Mantık. (NOT: 22 Kasım 1996 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen “Yunanlılar” isimli konferans metnidir…)