Vaveyla Serisi
7/10
·624 syf.··
2026 58. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 21:05
𝗛𝗲𝗿 ş𝗲𝘆 𝗯𝗶𝗿 ö𝗹ü𝗺𝗹𝗲 𝗯𝗮ş𝗹𝗮𝗺ış𝘁ı, ö𝗹ü𝗺ü 𝗻𝗲𝗳𝗿𝗲𝘁 𝘁𝗮𝗸𝗶𝗽 𝗲𝘁𝗺𝗶ş, 𝗻𝗲𝗳𝗿𝗲𝘁 𝗯ü𝘆ü𝘆𝗲𝗿𝗲𝗸 𝗶𝗻𝘁𝗶𝗸𝗮𝗺ı 𝘃𝗮𝗿 𝗲𝘁𝗺𝗶ş𝘁𝗶 𝘃𝗲 𝘀𝗼𝗻𝘂𝗻𝗱𝗮 𝗮ş𝗸, 𝗵𝗲𝗿 ş𝗲𝘆𝗶 𝗮𝗹𝗮ş𝗮ğı 𝗲𝘁𝗺𝗶ş𝘁𝗶. ━━━━━━━ Dördüncü ve final kitabını bitirdim. Sıcağı sıcağına inceleme yazmaya karar verdim. Aslında bu yazı biraz da tüm serinin genel bir değerlendirmesi gibi olacak. Öncelikle daha önce de söylediğim gibi, oldukça karamsar, karanlık ve melankolik bir hikâyeydi. Kitap bir ölümle başlıyor; karakterler intikam adı altında bir araya geliyor ve süreç boyunca yapmadıkları şey kalmıyor. Bu seriyi bitirmekte neden bu kadar ısrarcı olduğumu ben de tam olarak bilmiyorum. Sanırım bu yıl en çok okuduğum yazarlardan biri Binnur Nîgiz olacak. Başlangıçta sadece "İçinde Bir Sen" kitabını bitirmeyi düşünüyordum fakat o seri tamamlanmadığı için bu seriyle devam etme kararı aldım. Daha önce okuduğum ve yarım bıraktığım bir seriydi. Zaman geçtikçe insan da değişiyor. Eskiden bana pek hitap etmeyen bu yazım dilini, betimlemeleri ve karakterlerin zihin dünyalarına bu denli sızmayı sevdiğimi fark ettim. Tabii bu her bölüm için geçerli değil; bazı yerlerde gerçekten katlanmakta zorlandığım, fazlasıyla uzun ve yorucu betimlemeler vardı. Şimdi gelelim kitaptaki bazı olaylar hakkındaki düşüncelerime. Katil ve yardımcısı konusunda Ogün ve İrem'den şüphelenmiştim fakat tahminlerimden sadece biri doğru çıktı. Ceyda'nın işin içinde olmasını ise hiç beklemiyordum. Lavin'in Ceyda'yı öldürmesini anlamadım ve sanırım hiçbir zaman anlayamayacağım. Çünkü kitap boyunca en sevmediğim şeylerden biri, karakterlerin yaptıkları her şeyi "Bizim acımız var, Kardelen böyle olmasını isterdi." düşüncesiyle meşrulaştırmaları ve birbirlerini bununla avutmalarıydı. Buna rağmen karakterlerin gösterdiği değişimi sevdim. Yazarın bu gelişimi okuyucuya yansıtma konusunda başarılı
1000Kitap
Vaveyla 4 - Şira EşiğiBinnur Şafak Nigiz · Dokuz Yayınları · 2025127 okunma
Türkiye gezmesi çok ucuz bir ülke ve insanı da yardımsever!
9/10
·288 syf.··
2026 43. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 01:02
İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Arkasında dürüstlük, doğal dostluk ve sıcaklık bırakırsa her zaman yaşar ve de anılır. Bazen böyle oluyor; en sevdikleri, insanın hayatından tak diye çıkıyor, diyor Johann Wolfgang Von Goethe bir kitabında. Oysa, "Hayat bizi yavaş yavaş ölüme alıştırır," diyordu Orhan Kemal El Kızı'nda... #305423857 Ölümler mi hızlanmaya başladı biz mi giderek yavaşlıyoruz? Necip Fazıl Kısakürek misali, "Kefenimizden evvel çürüyoruz." Y - A - V - A - Ş - L - A - Y - I - N . . . Koştukça geç kalıyorsunuz çünkü. Acele ettikçe yetişemiyorsunuz. Oysa bir şehri tanımanın en iyi yolu yürümekten geçer: "Yürüyeceksiniz. Gençseniz ve bir şehirde gönlünüzce yürümüyorsanız orayı gezdiğinizi söyleyemezsiniz." Hızla akıp gidiyor çağ ve o çağın akıntıya kapılıp giden insanlarıyız. Ufacık tatillere kocaman geziler sığdırmaya çalışıyor, gittiğimiz yere en hızlı ulaşım araçlarıyla gidiyor, nereler popülerse orayı gezmeye çalışıyoruz. Ne gezdiğimiz yerleri kendimiz seçiyor ne de oraya dair bilgileri araştırıyoruz. Oysa, "... şehri gezerken bile okuyacaksınız. Yirmi saat geziyorsanız mesela, iki saat okuyacaksınız," diyor İlber Hoca, keşif ancak böyle mümkün, o ruhu koklamak... youtube.com/shorts/2_pLX7mX... "Öğrenmek kolay; fakat hiçbir şey yapmadan sızlanmak daha da kolay." Gel Dünyayı Keşfedelim, Dünyadan Türkiye'ye uzanan bir yolculuk, Asya'nın bozkırlarından yola çıkıyor, Avrupa'yı aşıyor, Balkanları geçiyor, Ortadoğu'dan Türkiye'ye uzanıyorsunuz. Bütün yolculuklar gibi bu yolculuk da kahramanın evine dönmesi ile son buluyor: İzmir'den Ayvalık'a uzanıyor, Eskişehir'i tadıyor, Ani Harabelerinden Kars'a sesleniyorsunuz. Her yol gibi bu yol da muhakkak Aksaray'dan geçiyor, Türkiye'nin İtalya'sı Safranbolu'nun atmosferini soluyor, Kapadokya'yı
Gel Dünyayı Keşfedelimİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 2024823 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çîroka Şervanê Kurdan ,Xeyri♡
10/10
·328 syf.·
Beğendi
·
2026 39. kitabı
"Ji bîrkirin îxanete. Xiyanetê em şikandin ne şer. Ma ne her tişt dawiyek heye? Çima dawiya êşê tune ye..." Bu kitap; ölümün o buz gibi soğukluğuna karşı sıcacık, tertemiz bir tebessümle direnenlerin ve ne olursa olsun pes etmeyenlerin hikayesi. Kitabın satırları arasında gezinirken zihnimde hep şu acı gerçek yankılandı: "Ez dikarim hemû tiştan jibîr bikim, lê xiyaneta wan kesan na jibîr dibe ku hevalê me winda kirin." Kitapta beni en derinden etkileyen karakter şüphesiz Xeyri oldu. Her şeye rağmen pes etmeyen, gerçekleri dünyaya haykırmak için adeta ölüme meydan okuyan bir irade... Kaç kez ölümün kıyısından döndü, kaç kez donmak üzereyken kendi kendini ayağa kalkmaya zorladı? Onun yaşadıklarını bir başkası yaşasaydı çoktan ölüme teslim olurdu. Xeyri’nin o sert ve dirençli duruşunun arkasında, içindeki o kadar tatlı, o kadar saf bir çocuk saklı ki... İnsanın onu sarıp sarmalası, bağrına basası ve dünyanın tüm kötülüklerinden koruyası geliyor. Xeyri’nin kendi kendisiyle olan içsel atışmaları, vicdani muhasebeleri ve her seferinde doğru karara ulaşma çabası, hepimizin ondan öğrenmesi gereken çok kıymetli dersler barındırıyor. Kitap bize en çok da şunu fısıldıyor: Ne olursa olsun, insan kendi değerlerine ve kendinden olana ölse bile ihanet etmemeli. Kitabı okurken heyecandan ve endişeden nefesimin kesildiği anlar oldu. Mereto köpeğinin yaşattığı hayal kırıklığından sonra, Xeyri; Bawer ve Murat ile karşılaştığında içimi büyük bir korku kapladı. "Acaba onlar da mı ihanet edecek?" endişesiyle sonraki sayfaları okumakta zorlandım. Kitabın derinliğini tam anlamıyla kavramak, sindire sindire okumak için kendimi ne kadar yavaşlatsam da bir baktım ki kitabın sonuna gelmişim. O kadar akıcı ve sürükleyici bir anlatımı var ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Xeyri; ne
Şervan
Gülümse Ölüm Utansın 2Xeyri Garzan · Aryen Yayınları · 2018189 okunma
Êşbêjî
Puan vermedi·64 syf.··
Beğendi
·
2026 90. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 10:42
Pirtûkeke kurt, şêst rûpelî, çawa dikare hemû êş, elem û kovaniya miletekî raxîne ber çavan? Ya ku edebiyatê watedar û bihêz dike ev e gelo? Nizanim. Yekane tişta dizanim ew e ku gotin sotin e. Welhasil. Segwer (Reyîn), romana Mihemed Mukrî, di sala 2015an da ji weşanxaneya Avestayê derçûye. Pirtûk bi zaravayê Soranî hatiye nivîsandin, Besam Mistefa ew ji bo kurmancîyê wergerandiye. Nivîskarê berhemê, Mihemed Mukrî ji Kerkûkê ye û wextekî pêşmergetî kiriye. Ev berhema wî jî meriv dikare bibêje xwe dispêre jiyana wî ya şoreşgerîyê û belkî jiyana hemû şoreşgeran.. Mihemed Mukrî di heman demê da dostê Mueyed Teyib e û vê berhema xwe pêşkêşî cenabê wî kiriye. Segwer (Reyîn), me dibe nav atmosfereke tarî, nava çar dîwarên zindanê, nava hucreyeke bi qasî quncikekî, li cem şervanekî dîlgirtî, di destên wî da zincîr, hikmê daliqandina wî hatiye danîn, li benda dawîya xwe ye. Demeke dirêj e min pirtûkeke hewqas bi tesîr negirtiye, nexwendiye. Pirr êşiyam. Heyfa canên çûyî. Mehkûmek, reyînek, wê were daliqandin, di wê kêliyê da her carê diçe rojên berê, rojên serî çiyê, rojên li cem hevalan, rojên bi malbatê ra... Şahidiya wan kêliyan ewqas zehmet be gelo jiyîna wê ra çi wêrekî divê? Nivîskarê gewre ew e ku hest û giyanê mirov serobino biket.. Vê pirtûka kurt û kûr rasterast berhema Victor Hugo Bir İdam Mahkûmunun Son Günü anî bîra min. Ew teswîra mekanê, vegotina kêliyan, tevger û fikirînên mehkûmî û biryara îdamê ku ji bo herdu karakteran hatiye dayîn. Ji gelek aliyan va dişibin hevdu. Lê berhema M. Mukrî serkeftîtir bû bi min, axir êşa meriv li ku der bibe, meriv xwe dispêre wir. Di pirtûkê da tişta ku meriv diêşand yek jî têgeha dayikê bû. Dayika wî mehkûmî, dayika hevalên wî, hevdîtinên di zindanan da, girîn û qêrînên wan.. Dayik şahidên
SegwerMihemed Mukrî · Avesta Yayınları · 20156 okunma
8/10
·301 syf.··
2025 14. kitabı
·
52 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2025 19:27
ŞEHADET İNCİLERİ - PEYGAMBER ÇİÇEKLERİ HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN ( RADIYALLAHUANHÜMA ) ​MUSTAFA NECATİ BURSALI ÖNSÖZ Bütün âlemleri yoktan var eden, varlığından bizleri haberdar eden, kullarından mü’minlerin kalp gözlerini açan, marifetinin nûru ile onları Rıza-i Bârisine erdiren Allah’a hamd ederim... Salât ve selâm, tek katresinin hacminde bin umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bin kâinat yüzen Kevser Havuzunun sahibi Allah’ın Sevgilisi, İki Cihanın Efendisi Cenâb-ı Ahmed’e ve O’nun Âl-i Ashabına olsun... Bu küçük eserimde cennet çiçeklerinden ıtırlar koklatmak en büyük dileğimdir. Bizzat Sonsuzluk Nebisinin: هُمَا رَيْحَانَتَيَّ مِنَ الدُّنْيَا “Onlar (Hasan ve Hüseyin), dünyada ikigülümdür.” Buyurduğu Peygamber güllerini koklamak ne devlettir. Onları gönül coşkunluğu içinde sevmek mü’minlerin saadet baharıdır. Allah’ın Resûlü, o solmaz çiçekleri tertemiz kucağında taşımış, mukaddes omuzlarına alıp gezdirmiş, kâh gönül coşkunluğu ile yanaklarından öpmüş, kâh altın saçlarını tel tel okşamış, kâh mübarek elleriyle küçücük ağızlarına lokmalar vermiş, kâh dizine çıkarıp hoplatmıştır. HZ. HASAN (R.A.) VE HZ. HÜSEYİN (R.A.) SÜT ANNE Hazret-i Hasan doğunca, Nebiyy-i Muhterem, amcası Abbas hazretlerinin zevcesi Ümmü Fadl'ın evine gitti. Ümmü Fadl, Kâinatın Efendisini heyecan içinde görünce sordu: “Ey Allah’ın Resûlü! Telaşınızın sebebi nedir?” “Hayırdır inşaallah. Fâtıma’nın bir oğlu doğdu. Sen, ona da Kusem’in sütü ile emzir!” “Peki, ey Allah’ın Resûlü!” Ve bir müddet Hazret-i Hasan’ı, Ümmü Fadl emzirdi... Peygamber çiçeği Hazret-i Hasan (radıyallahü anh) güler yüzlü, melek huylu, tatlı bakışlı, altın saçlı, gümüş bedenliydi. Allah'ın Sevgilisi onun hakkında, “Amcası Hazret-i Musa aleyhisselâmdan mirastır!” buyurmuşlardır. Esmâ binti Umeys der ki: “Hasan
Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (Radiyallahu Anhüma)Mustafa Necati Bursalı · Çelik Yayınevi · 2016119 okunma
Üç Büyük Usta, Üç Büyük Dünya
Puan vermedi·228 syf.··
2026 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:05
Stefan Zweig'ın güçlü ve etkileyici üslubuyla kaleme aldığı Üç Büyük Usta adlı eserinde; Balzac, Dickens ve Dostoyevski'nin yalnızca edebî kişiliklerini değil, onların ruh dünyalarını, hayat mücadelelerini ve edebiyat tarihindeki yerlerini de okuyoruz. Zweig, bu üç büyük yazarı kuru bir biyografi anlayışıyla anlatmıyor; eserleriyle hayatları arasındaki bağı ortaya koyarak onları adeta yeniden inşa ediyor. Bir yanda Napolyon hayranlığıyla şekillenmiş, yarattığı karakterler aracılığıyla dünyayı fethetmeye çalışan toplumcu yazar Balzac vardır. Zweig, Balzac'ın romanlarını oluştururken benimsediği hayat anlayışını şu sözlerle özetler: "Onun yaşantısı yarattığı kişilerin zevklerine tutkuyla katılmaktan ibarettir." (s. 27) Balzac'ı ilgilendiren insanlar; tutkulu, ihtiraslı ve hayatı bütün şiddetiyle yaşayan insanlardır. Kendisi de tıpkı hayranı olduğu Napolyon gibi, bu kez ordularla değil kalemiyle dünyaya hükmetmek istemiştir. Dickens ise Viktorya döneminin çocuğudur. Disiplinin, aile değerlerinin, çalışkanlığın ve dindarlığın yüceltildiği; fakat aynı zamanda sınıf eşitsizliklerinin, yoksulluğun ve sosyal adaletsizliklerin de derinden hissedildiği bir çağda yetişmiştir. Bu sebeple eserlerinde toplumsal sorunlara sıkça yer verir. Ancak Dickens bir devrimci değildir. O, sistemi yıkmayı değil, aksayan yönlerini düzeltmeyi amaçlar. Gelenek ile değişim arasında bir denge kurmaya çalışır. Zweig'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur: Deha ile geleneğin çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak görülmesine rağmen Dickens, bu iki unsuru eserlerinde büyük bir ustalıkla bir araya getirebilmiştir. Kitabın en etkileyici bölümü ise hiç şüphesiz Dostoyevski'ye ayrılan kısımdır. Zweig'in yaklaşık yüz yirmi sayfalık kapsamlı incelemesi, yalnızca bir yazar portresi değil,
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20256,3bin okunma