Kendime değer verdiğimi kendime kanıtlamak için sufle yapmaya karar verdim sonra gittim kahve demledim kendime kahve yapacak kadar değer veriyormuşum şimdilik yeter gibi
Bu kaçıncı hayatımı baştan aşağı değiştirmem, yeter ki gözüm kararsın o acımasız halime döneyim. Zalim olamam sizin gibi, zulüm etmem ama ölürken görürsem dönüp bakmam da.
Reklam
Anlık acıyı dindirmek merhamet midir?
Evde kaldığı sürece ailesiyle iyi geçinemeyen genç, evden çıkınca ailenin ne kadar değerli olduğunu anlamıştı. Ailesi, ilim öğrenmesi için oğlunu yatılı kursa yazdırmıştı. Oğlan giderken mutluluktan havalara uçarken, oraya gittiği günün akşamı yapamayacağını anlayıp ağlamaya başvurarak burada kalamayacağını söylemiş; yeter ki yurttan tekrar eve gelebilsin diye en ağır işlerde bile çalışabileceğini belirtmişti. Bunun üzerine eve geri kabul edilmişti. Aile çocuğu eve geri alarak ona gerçekten merhamet mi etti, yoksa farkında olmadan onun gelişimini mi durdurdu? Bu hikaye bana civcivlerin hikayesini anımsattı: Anaç tavuk, civcivlerin büyüdüğünü anladığı zaman onları yanından uzaklaştırmak için gagalar. Yavrular ne kadar annelerine dönmeye çalışsa da tavuk onları bir şekilde yanından uzaklaştırır. Bazen en büyük iyilik, sevdiğin insanın ağlamasına rağmen onun iyiliği için uzağında kalmasına izin vermektir.
Hayata Dair
Gülüşün değse gönlüme, bahar olur her yanım, Bir sen diye atar olmuş gecem, gündüzüm, canım. Adını ansam bile yüzümde sebepsiz bir tebessüm, Sana dair ne varsa benim en güzel nasibim. Bir bakışın yeter bana, dağılır bütün kederim, Yanımda olsan susarım, susunca da seni derim. Öyle ince işlemişsin kalbime hecelerini, Kendime sorar dururum: "Nasıl sevdim ben seni?" Yanağındaki al renk mi, yoksa utanışın mı güzel, Gözlerindeki ışık mı, yoksa bakışın mı güzel? Karar veremedim hâlâ, her gün yeniden şaşarım, Baktıkça usulca sana biraz daha kanarım. Bir gün eşim olacaksın, düşüncesi bile başka, Kalbim sevinçten şaşırır, karışır tatlı telaşa. Sen "abartıyorsun" dersin, ben yine inkâr ederim, Ama seni gördüğüm an ele verir gözlerim. Ne güle benzer güzelliğin, ne de aya benzer yüzün, Benzetmeye çalışırım, yetmez hiçbir sözüm. Bir ömür yanımda olsan yine doymam sesine, Allah seni yazmış belli, benim kalbimin içine.
Sırat’tan incedir sevda köprüsü, beraber geçelim..
Sevgi biraz da her zaman başka bir yol olduğunu bilmek ve o yolu bulmaktır; en sevdiğim taraflarından biri de budur. Bazen aklınıza bile gelmeyecek, hatta dışarıdan duyduğunuzda ne alaka diyeceğiniz şeylere, gönlünüze sevda düştükten sonra daha mahkum çözümler bulabilir hale geliyorsunuz. ​Abdurrahim Karakoç’un Tut Elimden şiiri de tam olarak buna bir örnek işte: ​sıratta incedir sevda köprüsü, beraber geçelim tut ellerimden. niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü beraber uçalım tut ellerimden. ​gönüldeki birlik kalkandır dışa aldırma ayaza, yele, yağışa giden ilkbahara gelecek kışa beraber göçelim tut ellerimden. ​Dışarıda ayaz da olsa, o yol sırattan ince bir köprüye de çıksa, gönüldeki o sarsılmaz birlik her şeye göğüs gerdiren bir kalkana dönüşüyor. Yeter ki o el, her zaman başka bir yol bulacağına inandığın o güvenle tutulmuş olsun.
gelecekteki kendime not olsun diye yazıcam malum burayı kişisel günlüğün gibi kullanıyorum :) Bugun mezuniyetim vardı artık resmi olarak mezun oldum ve önümde beni nelerin beklediğini merak etmekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok. Tatlı bir merak bu. Umarım gelecekteki Zeynep istediği yerlerdedir ve Pdr okuyordur, kaç yıl deneyeceğim hiç umrumda değil yeter ki yolun sonu oraya çıksın. Her neyse sonuç olarak artık aklı beş karış havada liseli bir genç kız değilim :(
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam