Seni seviyorum, senin için üzülüyorum, seni özlüyorum gibi güçlü sözler söylemenin kabul görmediği bir kültürde, insanlar sevgilerini ifade etmek için farklı yollar bulur. Annelerimizin suskunluklarından harika börekler yaptığını daha önce yazmıştım. Babam ise bahçeyle ilgilenirdi. Hem de ne bahçeydi! Sanırım bunlar bize duydukları sevginin ilanlarıydı. Biz ise kardeşimle ona şöyle diyorduk: Yeter artık, neden sağlığını çapalayarak, sulayarak, ot ayıklayarak tüketiyorsun, sonunda da yarısını ya kuraklık ya kurtlar mahvediyor. Tüm bunları manavdan alabiliriz. Bunları güçten düştüğünü gördüğümüz için söylüyorduk elbette. Şimdi onun başka bir şey ürettiğini biliyorum. Manavda bulunmayan bir şey
Yaşını başını almış bir günışığı yeter bana
Seninle oturup sabahı seyretmek için
Kimi sözcükleri öyle çok kullandım ki yaşamımda
Konuşamıyorsam buna yor, özür dilerim...
Sevmeyi bilene her şey konuşur: Bir bakış, bir ifade, bir duygu, bir yara, bir yokluk, bir sessizlik.
Yargılamadan dinle, yargılamadan sev. Hatta yargılasan bile sev ki hakiki sevgi, budur belki.
Yeter ki sev.
Döndüğümde, arkadaşlar "ne oluyor ne bitiyor" diye sordular, öğrenmek istiyorlar. Bugün mesela TÜSİAD raporunu açıkladı. Onun da artık o bölgeden ekonomisi tıkandı. Bir gün, askerin de tıkanacak... Orada artık işlevini yerine getiremeyecek hale gelince, "artık yeter" diyecek. Askeriye kapalı bir kutu. Çünkü konuşamıyorsun, üst hakkında konuşursan içeridesin. Ordunun temizlenmesi lazım, şeriatçı kanat da vardı tabii..