Kitaba başlamadan önce Camus’nün genel anlamda yaşama bakış açısını bilmek yerinde olabilir diye düşünüyorum zira kahramanımız Mersault da yaşam tarzıyla bu bakış açısını örnekliyor diyebiliriz.
Camus için yaşam; saçma, anlamsız, akıldışı, mantıkdışıdır çünkü ölümle biten bir yaşam saçmadır. Ama yaşam ölümle bitiyor diye kapayacak mıyız gözümüzü, yüreğimizin kapılarını bu yaşanası dünyanın güzelliklerine, insanların acılarına, çaresizliklerine? Madem ki yaşıyoruz yaşadığımız sürece mutlu olmaya, sağımızda solumuzda mutluluk yaratmaya bakmalıyız diyor Camus ve Yaban romanıyla benim için hepsi bir, fark etmez tadında yaşadığı olayların içinde kaybolmadan, hayatı belli bir duygusal mesafeden yaşayarak her türlü durumu normalize eden, bir nevi çok da şey yapmaya gerek yok diyen bir adamın hikayesini anlatıyor.
Mersault ‘’bence’’ hayatın içinde akan olayları adeta herhangi bir yiyeceğin tadına bakıyormuş gibi deneyimliyor. Kiminin tadını beğeniyor, kimini bir daha yemek istemem diyor. Netice itibariyle ‘’sadece’’ tadına bakıyor. Yediğiniz şeyin tadı hoşunuza gidince sevinçten havalara uçacak veya gitmeyince oturup ağlayacak, yas tutacak değilsiniz, başka bir tabağa geçeceksiniz.
Kahramanımız için hayatı yaşamak işte bu kadar basitken hava sıcaklığı, fazla gürültü, fazla ışık, uykusuzluk, çok konuşmak, lafı uzatmak gibi hayatın detayları ve fazlaya kaçan yanları ise oldukça boğucu ve yorucu geliyor kiii böyle durumlara maruz kaldığında kastı aşan, hiçbir anlamı olmayan, saçma diyebileceğimiz davranışlar sergileyebiliyor ve tüm bunlar da toplum tarafından yadırganıyor ve yargılanıyor.
—Spoiler—
Örneğin yaşanan huzursuzluklar üzerine sahilde adamla tekrar karşılaştığında adamın bıçağından yansıyan güneş ışığının gözünü alması bunun üstüne alnından akan tuzlu terin gözüne