Unutmayın! Devletler fani, milletler bakidir. Türk milleti bir arada oldukça, yıkılan devletin yerine daha güçlüsünü, daha büyüğünü kurar. Yeter ki Türkler bir arada kalsın. Yeter ki Türkler Türk kalsın.
Töresini, benliğini unutup aslını inkâr etmesin.
MAHKUMLAR ARASINDA
600 kişinin barındığı koca hapishaneyi şu iki kelime ile hulasa etmek mümkün: Ah ve af!
Aziz arkadaşım:
Bir akşam garipliğinde mektubun elime gökten düşer gibi düştü. Bütün varlığımı hüzünlü bir sevinç kapladı. Var ol, sağ ol! Biz insanlar noksan yaratıklarız!.. Aranmak, sevilmek isteriz! Gerçekten bizi alâkalar kadar alâkadar eden ne var!..
Sevgili arkadaşım, ben bildiğin gibi hapishanedeyim. Demir kapıların, kaim yapıların arkasında, 600 mahkûmun arasındayım. Katillerin, canilerin, hırsızların içinde... Sakın bu korkunç kelimelerden ürkmeyesin! Zira mahkûmlar içinde o kadar iyi insanlar var ki... Şaşarsın!..
İşte benim felâket arkadaşım Abdurrahim bunlardan biridir. Mahkûmlar ona kısaca Rahim diyorlar. Bir tahrike, teşvike, bir kazaya kurban giden bu çocuk, şu duvarların arasında üç yıldır yatıyor. Rahim bir dağ çocuğudur. Dağ rüzgârları gibi temiz bir ahlâkı, engin, bâkir bir ruhu var. Kurşunu âdeta başkası doldurmuş, tetiği bu çekmiş!.. Fakat hâdiseler ve bizzat çocuğun kendisi fiilin esas failini saklamış!.. Genç yaşında zindanlara düşmüş!.. Ben buraya geldikten bir hafta sonra hâdiseyi hemen yeni olmuş gibi sıcağı sıcağına heyecanla, kesik kesik nefeslerle anlattı. Ne yapayım ağabey bir kere oldu! dedi. Herkesin dediği bu: “Bir kere oldu!” Hayatta atılan yanlış bir adım, bir el hareketi, tetiği şöyle bir çekiverme, bu insanları yıllar boyunca mahkûm ediyor. Olan oldu! Son pişmanlık kâr etmez!..
Rahim coşkun bir çocuk. Sesi de güzel. Bazen pes per deden kendi kendine gurbet türküleri, hasret türküleri,
yanık memleket havaları söyler... Söylediğini başka birinin duyduğunu hissedince utanır ve susar. O mahcup bir çocuktur. Bazen onunla avluya voltaya çıkarız. Avluda bir havuz var. Havuzun başına dikilir, dakikalarca sulara bakarız. Gökler