(Rüya) (Mafya lideri gençti 20 yaşlarında gibi görünüyordu ve mafya lideri olmamıştı. Baronun altındaki adamla henüz yeni çalışmaya başlamıştı. En yakın arkadaşıyla birlikte Ucuz takım elbiseleriyle baronla bir görüşmeden dönüyorlardı. Rüküş Takım elbiseleri ve ucuz araçları yüzünden onlarla dalga geçmişlerdi.) Mafya Lideri (Gözünü yoldan ayırır ve arkadaşına bakar): Şu birlikte olduğu kadın var ya Benden hoşlanıyor Arkadaşı: Ney ? Uyuşturucuyu fazla kaçırdın herhalde O baronun eşi Zıplama istersen bi ölçülü ol Hadi baronun eşi olmadığı bir gerçeklik yaratalım Hadi onun Rolls Royce’a binmeyip dolmuş kullandığı bir evrenin içine doğru ilerleyelim (Mafya lideri anlamsız anlamsız arkadaşına baktı) aynı sınıfa mensup bireyler olduğunuzu var sayalım demek istiyorum Kadın kırk yaşında yüzündeki kırışıklıkları görmedin mi ? - sen ise 20 yaşındasın- Öyle bir kadın seni niye istesin Öyle bir gerçeklikte bile şansın yok Niye kendine uygun birini yaşıtın birini bulmuyorsun Sülalemizi öldürtmek mi istiyorsun Denyo musun ? Ölçülü olmayı öğren Mafya Lideri: Sen ölçülü ol Ben o kırışıklıklarda sadece güzellik görüyorum Bence o kırışıklıklar olmasaydı bugün olduğum kadar aşık olmazdım (Arkadaşı: Aşırı salaksın ) Gözlerime bakarken duman rengi gözlerini görmedin mi ? - İnsan yalan söyler Ancak gözler asla
Allah buyurdu ki: “Rahmetim gazabımı geçti.” Gazabı, şerri dilemesidir; şer de O’nun iradesiyledir. Rahmeti ise hayrı dilemesidir; hayır da O’nun iradesiyledir. Ancak Allah hayrı, bizzat hayır olduğu için murat etti; şerri ise kendi zatı için değil, içinde bulunan hayır sebebiyle murat etti. Buna göre hayır zâtî olarak murat edilmiştir; şer ise dolaylı olarak murat edilmiştir. Her şey bir kader iledir ve bunda rahmete aykırı hiçbir durum yoktur. Şimdi eğer sana altında hiçbir hayır göremediğin bir şer düşüncesi gelirse yahut o hayrın şer olmadan da elde edilmesinin mümkün olduğunu düşünürsen, bu iki düşünceden birinde kendi eksik aklını suçla. “Bu şerrin altında hiçbir hayır yoktur” düşüncene gelince; bu, akılların kavramakta yetersiz kaldığı meselelerdendir. Belki de sen burada, hacamatı sırf kötülük gören çocuk gibisindir yahut kısas yoluyla öldürmeyi sırf kötülük gören ahmak gibisindir. Çünkü o sadece öldürülen kişiye bakar; onun açısından bu gerçekten bir şerdir. Fakat toplumun tamamı için ortaya çıkan genel hayrı göremez. Özel bir şer yoluyla genel bir hayra ulaşmanın aslında tam bir hayır olduğunu anlayamaz. İkinci düşüncende de aklını suçla: “O hayrın bu şer olmadan elde edilmesi mümkündü.” Bu mesele de son derece ince ve derindir. Çünkü her mümkün ve imkânsız olan şeyin hükmü, apaçık şekilde ya da basit bir nazarla bilinemez. Bazıları ancak çok derin ve ince bir düşünceyle anlaşılır ki insanların çoğu buna ulaşamaz. Bu iki noktada aklını itham et; fakat Allah’ın “Erhamürrâhimîn” olduğundan ve rahmetinin gazabını geçtiğinden asla şüphe etme. Şerri sırf şer olduğu için isteyen kimsenin “rahmet sahibi” adını hak etmeyeceğinde de tereddüt etme. Bu sözlerin altında, şeriatin açıklanmasını yasakladığı bir sır vardır. Sen imanla yetin; onun açığa
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
(Rüya) 21.05.2026 (Nöbetçi ile tanımlayamadığım genç bir adam siyah bir bankın üstünde yan yana oturuyorlardı. Nöbetçinin oturduğu bölüm griydi. Adamın oturduğu bölüm ise beyaz.) Adam:Bak maaşını düzenli alıyorsun İşin rahat Haddin olmayan konuları eleştirme. Yazma - Sadece düz bir adam olmanı istiyorum- Elindekiyle yetinmeyi mutlu olmayı bilmelisin Nöbetçi: Sen elindekiyle yetin. - Mutlu ol- Ben hedefim için gerekirse ömür boyu zindanda kalırım. Adam: Ne hedefin Ne istiyorsun ? Nöbetçi: Ucuz gömleğim,işçi pantolonum ve basmakalıp kazağımla Oxford’un önünde heykelim olsun istiyorum. Kör kader safsatasıyla ne zengin ne orta halli ne de fakir olmak istiyorum Yalnızca sonu gelmeyecek bir emekle ulaşılabilecek bir statü yaratmak istiyorum. Ben bir kusurdan ibaretim Ayak işlerinden varoldum. - - Basit göbek adım- Ben Tepeden tırnağa bir eksiklikliğin Bütün zirvelerden daha egemen olmasını istiyorum.
Hz Ebubekir Ehliyet Ve Liyakat
"Ben seni denemek, zorluklarla karşı karşıya bırakmak ve bu konuda yeterli bir duruma gelmen için komutan tayin ettim. Bu işi güzel yaparsan, seni işinde bırakır, hatta daha da büyük görevler veririm. Yapamazsan azlederim... Sakın ha cahiliye devri taassubuna kapılmayasın, çünkü Allah cahiliyeye de, cahiliye halkına da buğzeder. Askerlerin yanına gittiğin zaman onlarla iyi sohbetin olsun. Onlara öğüt verdiğin zaman sözünü kısa tut, çünkü fazla sözün bir kısmı diğer kısmını unutturur. Düşmanın elçileri yanına gelecek olursa, onlara ikramda bulun, ancak onları karargâhında fazla tutma. Öyle ki, onlar senin hakkında hiçbir şey öğrenmeden yanından ayrılsınlar. Onlara hiçbir şey göstermemeye çalış, aksi takdirde senin zayıf yanlarını görür ve senin bildiklerini bilirler. Yanında bulunanlardan hiç kimsenin onlarla konuşmasına fırsat verme. Onlarla konuşmayı bizzat kendin yap. Gizli olması gereken şeyleri dışarı vurma ki, işlerin karışmasın. Fikir sorduğun zaman dürüst ol ki, sana samimi olarak fikirlerini söylesinler. Geceleyin arkadaşlarınla sohbet et. Bu şekilde sana çeşitli haberler gelecek ve önündeki perdeler kalkacaktır. Hak eden kimseyi cezalandırmaktan çekinme ve tereddüt etme. Ceza vermek için aceleci olma, gevşek de davranma. Askerlerinin ailelerinden gafil olma, aksi halde askerin bozulur. Onların gizliliklerini de araştırma, o zaman onları rezil edersin. İnsanların sırlarını açığa çıkarma, onların söyledikleriyle yetin. Boş işlerle uğraşanlardan uzak dur, doğru ve vefakâr kimselerle otur-kalk. Korkma, çünkü sen korkarsan yanındakiler de korkar. Ganimetten çalmaktan uzak dur. Çünkü bu fakirliği yaklaştırır, zaferi uzaklaştırır. Kendilerini manastırlara hapsetmiş kimseler bulacaksınız. Onları hayatlarını adadıkları şeyle baş başa birak" demiştir. Hz. Ebû Bekir bu
Yaratana olan sevgide de karizmaya çizdirmek (:
Her zaman seçimler yaptırılıyor ya: şunu mu, bunu mu, o mu, bu mu vs. niye hepsi olmasın? Niye o azla ve sınırlılıkla yetinelim ki?: Elinde olanla yetin ve değerini bil zaten. Ama daha iyisinin de mümkün olduğunu ve onu da başarabileceğini hatırla/ bil. Biz başkasının malına göz dikmiyoruz, verilmişlere isyan etmek/ söylenmek vs. yerine teşekkür ediyoruz. Helale öncelik veriyoruz, nedir bizi zenginlikten korkutan? Sen normal halini doğru düzgün idare edebilmişsin ve ediyorsun. Daha fazlası geldiğinde belki o senin için bile değil: kuşa, başkasına vs. vermen içindir. Ya da belki de kendin içindir, ailen içindir vs. ama "Hayır, bana yeter, gerek yok." deyip reddediyorsun. Çoğu eski insanlar böyleydi ve onlardan çıkan bizde de durum başta hiç de farklı değildi. "Azla yetinmeyi bil." "Gözün yükseklerde olmasın." "Dünya aldatıcı, zenginlik seni yoldan çıkarmasın." "Fakirlik iyidir." "Allah sevdiklerini yoksul bırakır." vs. Bunlara güldüğümüz zamana gidelim ama dediğim şekilde. Zenginliğinle böbürlenmiyorsan, ezmiyorsan, cimrilik yapmıyorsan vs. zengin ol. Çünkü paradan da kolaylık, destek ve yardım sağlanıyor. Sen doğru düzgün bir insansan eline aldığın ya da sende olan her şeyden illa ki iyilik doğar: Bunun ne olduğu önemli değil, önemli olan senin ne olduğun. Çünkü bazen dini kullanarak da insanı dinden çıkarıyorlar: o halde dine de gerek yok? Allah sevdiğini dinsiz bırakır, dinsizlik iyidir mi denilecek? O bazen olan, genele yayılamaz ya da kesin olarak ele alınamaz ama çoğu kişi aşırı sınırlılığı seviyor. Çıkası gelmiyor. Sadece olumsuzu varmış gibi onu kafasına kodluyor. Madem korkuyorsun, Yaratandan yardım istesene: "Allahım nefsi olan bir insanım, irademe rağmen adaletten şaşma ihtimalim var. O yüzden irademi sana emanet ediyorum. Bilirim ki korursun ve nefsime

Asra Zifir

@Kara_Orumcek_Zambagi
·
Cep rahatlığıyla iç rahatlık ayrıştırılmak yerine birleştirilsin
Çocukken her taş atana incinsem de ilkte takılmazdım ama kendimi sorgulardım. İkinci de sinir olurdum: tehdit ederdim, üçüncü de (niyetinin gerçekten kötü amaçlı olduğunu gördüğümde/ hissettiğimde) taş daha elindeyken kaya bırakırdım: yaşı- cinsi fark etmeksizin. Daha çok lafla döverdim. Kendimi veya sevdiklerimi koruma dışında patakladığım olmadı. Tartışmaya girip kavga da ederdim: onlara onlar gibi karşılık veriyormuşum aslında. Beni kendi seviyelerine çekmelerine izin veriyormuşum. Büyümeye başlayınca ben hoplayıp zıplayarak yol alırken taşların hedefinde olmaktan kaçınıyordum: atsa da vurmamasını sağlıyordum yani. Attığı taşı taş olarak bile görmüyordum: kendisinden hediye veriyordu alıp almamak bana kalmış. Almamayı seçiyordum. Sınır çekmenin ya da kriter oluşturmanın anlam ve değeri çok büyük. Dışarısı için böyleydim. Maalesef aile içinde de böyle olmak zorundaydım. Hatta sonra kendime bile bazen öyle olmam gerektiğini fark ettim. (: Lise zamanlarında artık tamamen kavga ve gürültüden uzak durdum: iyi gelmeyen insanlarla bağ kurmadım bu da o dönemde zorundalık haricinde bir bağ kurmamı engelledi. (: Ortaokuldan beri yalnız kalmayı tercih etmişken bunu sıkıcı ya da zor görmektense onun dostluğunu kabul ettim. Çünkü bana sıkıcı ve zor gelen o değil, insanlardı. Ve suskunluğun en çok yanlış anlaşıldığı zamanlarda dalga ve alaya karşı (ortamdaysa) laf sokup bırakmışımdır. Zaten teke tek de sınırlar aşılmadığı sürece ciddiye almıyordum: Üç maymunu gereken yerde kullanışlı kılmıştım. Ve ortamda zorbalığa da izin vermiyordum: o kişiye zaman tanıyordum (sevsem, sevmesem) , baş edemeyecek şekildeyse el atıyordum. Çünkü oradayım ve tanık olduğumdan sorumluyum: bildiklerimizden sorumlu tutuluyoruz? İşlevsiz kalmam olay için göz yummak ve haksızlığın büyümesi demekti.
Duygu ve Düşünce
İnsanın yönü değişince, kelimelerin manası da değişir; biri nefsin sesi olur, diğeri kalbin duası… Tersten okuyunca rüküş, “gösteriş” diye nefsin oyununu hatırlatır, Normal okuyunca şükür, “yetin” diye kalbin huzurunu fısıldar. ___ /Güven Taşdemir