Süleymaniye'yi yaparken mimarinin bütün incelikleri yanında aydınlatma imkânlarının da en gelişmişini tatbik etmiş ve cami içinde yanacak yüzlerce mumun çıkaracağı isi bile hesap etmişti. İs deyip geçmemeli; yıllar içerisinde duvarları, tavanı, her yeri simsiyah edebilir. İşte bu yüzden Sinan Usta, yapının içinde gezinecek havanın yönünü bir hendeseye bağlayarak caminin beyaz küfeki taşlardan oluşan duvarlarını ve mermer sütunlarını simsiyah olmaktan ebediyyen kurtarmıştı. Yetin-memiş, isten hâsıl olacak kurumu da işe yarasın diye bir yerde toplamış; görünmez çizgiler hålinde gelip kuzey cephedeki ana giriş kapısının üstündeki baca deliğinde biriktirmişti; yüzyıllar sonra ben mürekkep yapabileyim diye... Deha!
Süleymaniye’ye olan hayranlığımız sebepsiz değil. Kandillerin isini bile hesap edip onu mürekkebe dönüştüren bir medeniyet tasavvurunun eseridir o.
Bizler namaz kılmayarak lisan-ı halimizle Allah'a: "Ben kendi dünya cennetimde mutluyum Allah'ım. Senin vereceğin cennete ihtiyacım yok. Kendi işim, eşim, çevrem beni mutlu etmeye yetiyor. Tamam sen Allah'sın ve zaten bende başım sıkışınca Sana dua ediyorum. Sen bununla yetin. Ben ciğerimi ayda dört bin lira maaş için günde on saat patrona satarım. Ama Sana günlük bir saatimi satamam, kusura bakma." diyoruz ve bunun farkında bile değiliz.
Allah sana hayırlı bir kardeş nasip ettiyse, ona karşı tahammüllü ol ve bu kardeşliği bozulmaktan koru.
Allah sana helal bir rızık nasip ettiyse, itidalli ol ve bu rızkı şüphelilerden ve haramlardan koru.
Allah sana sünnet üzere bir amel nasip ettiyse bununla yetin ve bu ameli bid'at ve hevadan koru.