Halbuki o insan,
hem madum,
hem ölü,
hem karanlık olan geçmiş ve gelecek zamanların ortasında sıkışmış bir kısa zaman olan hazır vaktin mikyasıyla, ölçüsüyle;
hamiyeti,
muhabbeti,
kardeşliği,
insaniyeti gibi seciyeler alır.
Meselâ, eskiden tanımadığı ve ayrıldıktan sonra da hiç göremeyeceği
babasını,
kardeşini,
karısını,
milletini
ve vatanını sever, hizmet eder.
Ve tam sadakata ve ihlasa pek nadir muvaffak olabilir;
o nisbette kemalâtı ve seciyeleri küçülür. Değil hayvanların en ulvîsi belki baş aşağı, akıl cihetiyle en bîçaresi ve aşağısı olmak vaziyetine düşeceği sırada, âhirete iman imdada yetişir.
Mezar gibi dar zamanını, geçmiş ve gelecek zamanları içine alan, pek geniş bir zamana çevirir. Ve dünya kadar, belki ezelden ebede kadar bir daire-i vücud gösterir.
Babasını, dâr-ı saadette ve âlem-i ervahta dahi pederlik münasebetiyle
ve kardeşini, tâ ebede kadar uhuvvetini düşünmesiyle
ve karısını Cennet'te dahi en güzel bir refika-i hayatı olduğunu bilmesi haysiyetiyle