Ne zaman malumat ve sanat mahsulü yapılmış şeylerin aktarılması ve satın alınması için Avrupalılara ihtiyaç duymadığımızı görürsek, o zaman muasırlaşmış olduğumuzu anlarız.
İşte bu gidişle Anadolu'da bile halk yahut ahali suretinde bir Türklük kalmadı; Türkler memur ve çiftçi sınıflarına ait oldular ve onunla sınırlı kaldılar. Memurlar da bir çeşit zihnî Çiftçiler demek olduğu için Türklük- sosyal manasıyla- çiftçilik demek oldu.
Çiftçi ve çoban hayatın yaratıcı kuvvetlerinden istifade ile yaşadıkları için bizzat yaratıcı etken değildirler: Koyunlar hayatın içinde olan büyüyüp gelişme kuvvetiyle çoğalır, ekinler tohumların gömülü feyizleriyle yetişir. Memurların ise üretimle hiç alakaları yoktur. Hâlbuki zihnî melekelerin, irade ve karakterin gelişmesi ve olgunlaşması sanayi, imalat gibi faale uğraşlarla, ticaret ve serbest meslekleri gibi yeteneğe bağlı meslek ve sanatlarla meydana gelir. Bundan dolayıdır ki köylü ve memur sınıflarına ait olan ve onunla sınırlı kalan bir kavimden teşkilat yapmak iktidarı ortadan kalkar.
Terimlerin halk lisanındaki kelimelerden yapılmaması genel bir kuraldır. Çünkü kelimeler doğal ve canlı varlıklardır, terimlerse suni ve cansız varlıklardır.