Bazı kitaplar vardır, kapağını açtığın anda seni içine çeker ve sanki yazarın karşısına oturmuşsun da o anlatıyor, sen dinliyormuşsun gibi hissettirir. İşte Ben Orada Değildim tam da böyle bir kitap. Burak Aksak’ı zaten Leyla ile Mecnun ile tanıyıp sevmiştik, o absürt mizahın içinde aslında ne kadar derin hikâyeler anlatabildiğini görmüştük. Ama bu kitap? Bu kitap, yazarın iç dünyasına açılan daha kişisel, daha farklı bir pencere.
Öncelikle, kitabın anlatım dili inanılmaz akıcı. Öyle süslü, edebi cümlelerle okuyucuyu yormaya çalışan bir üslup yok. Aksine, sanki bir arkadaşın sana başından geçenleri anlatıyormuş gibi, doğal, samimi ve kendine has bir üslubu var. Bir yandan kahkaha attıran, bir yandan da içini burkan bir anlatım. Tam da Burak Aksak’tan beklediğimiz gibi.
Kitap, aslında bir roman gibi ilerlemiyor. Daha çok kısa hikâyeler ya da anılar bütünü diyebiliriz. Ama o kadar güzel bir akış içinde sunuluyor ki, hiçbir kopukluk hissetmiyorsun. Her bölüm, hayata dair bir şeyler anlatıyor. Bazen geçmişin gölgesinde kalmış çocukluk anıları, bazen absürt ama bir o kadar da gerçek diyaloglar, bazen de içsel bir hesaplaşma. “Ben orada değildim” diyerek aslında hepimizin hayatta kaçırdığı ya da kaçırdığını sandığı anlara, pişmanlıklara, rastlantılara selam çakıyor.
En çok etkileyen şeylerden biri de, Burak Aksak’ın hayata bakış açısını hissettirmek için uzun uzun felsefe yapmasına gerek kalmaması. Basit cümlelerle, sıradan bir anıyı anlatırken bile, alt metinde insanı tokat gibi çarpan bir anlam var. Bazen okurken bir kahkaha atıyorsun, sonra birden durup düşünmeye başlıyorsun: “Ya ben de böyle bir şey yaşamıştım aslında, ama hiç bu açıdan bakmamıştım.”diyorsun.
Mizahı, melankolisi ve hayatın içinden kopup gelen hikâyeleriyle okurken hem eğlenecek hem de biraz durup