Sadık Cemre Kocak, Cehennem'i inceledi.
 11 Eyl 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Spoiler İçerebilir..
Robert Langdon, burada baş elemanlarımızdan. Artur Doyle'nin nasıl Sherlock'u varsa ; Dan Brown'un da Langdon'u var diyeceğim artık. Bu sefer ki olaylarda bana çekici geldi. Garip bir hikaye ve ardından rüya ile hastanede gözlerini açıyor bizimkisi. Peki kimdi bu Langdon, bir hatırlayalım. Harvard Üniversitesi öğretim üyesi, sanat tarihi uzmanı ve simge bilimci, ayrıca neyse onu da okuyanlardan ziyade okumak isteyenler okuyunca bulurlar. :)))
Langdon, tam kendisine ne olduğunu öğrenirken hastanede bir karışıklık çıkıyor. Kendisine bir ajan gönderiliyor, eh sebebi malum ve adı da Vayentha. Bunu gönderen de Amir ve beklenmedik bir sorun ortaya çıkınca yollamak zorunda kalıyor. Peki bu sorun neydi ? Bunun yanıtını burada bulacağız işte.
The Mendacium adlı bir gemimiz var. Geminin özellikleri beni benden alıyor. Şunu desem yeterli. Kendisine ait bir denizaltı vardı gemide. Geminin sahibi 'Amir' isminde birisi ve Konsorsiyum'un da kurucusu. Ancak sıra, iş ahlakı kurallarına geldiğinde kesinlikle bu adamı da tebrik etmeden geçemeyeceğimi bildirmeliyim.
Ardından kaçış başlıyordu ve Dr. Brooks (Sienna) , Langdon'u kaçırmaya başlıyordu. Burada eklemeliyim ben bu senaryoyu sanki izlemiş gibi hatırlıyorum. Acaba bu Tom Hanks olması lazımdı o adamın oynadığı filmin esinlenildiği kitap olabilir mi çünkü okurken kaçış sahneleri acayip derecede gözümün önüne geliyor sanki okurken izliyor gibiyim. Ayrıca Robert Langdon'un kullanıldığı 3 ya da 4. seri olduğunu düşünüyorum bu kitabın.
Diğer yandan Knowlton da Konsorsiyum'dan aldığı görev üzerine harekete geçiyor. Aslında onu eklemezdim buraya ama ileride nasılsa birleşecekler, ha şimdi ha sonra, biraz ön bilgi iyi olur. Sonraki güne ait bir plaka ve oradaki yazı gözüne çarpıyor. Kendisinin 'Gölge' olduğundan bahseden birisi 'Cehennem' den söz ediyordu.
Kaçış sonrası yaşananlar ve Langdon'un, Sienna ile ilgili bulduğu bazı gazete metinleri ve öncesinde kendisini araştırmasını da belirtmek gerek. Yanındakine güvensen bile -ya da yanında olsa bile- o kişi hakkında ufak da olsa araştırma yapmak ve nasıl biri olduğunu öğrenmek son derece önemlidir kanımca.
Ardından Sienna ile Langdon biraz daha toparlanıp oturuyor ve Langdon'un cebindeki madde ile ilgili konuşuyorlar ve bunun bir virüs olacağından şüphe ediyorlar. Ardından bu biyolojik maddeden kurtulmak isteyen ve ne olduğunu bilmeyen Langdon, konsolosluğu arıyor ve onlarında kendisini beklediğini öğreniyor. Ancak bunun karşılığında gelişen olaylar hiç de bizim safların beklediği gibi gitmiyordu.
Oradan sonra artık tüpü açmaya karar verdi bizimkiler ve bende merak ediyordum tabi. Oldukça şaşırdım ve bir o kadar da hoşuma gitti karşılaştıklarım. Ortaçağda, Hristiyanlara Yedi Ölümcül Günah'ı hatırlatmak için Vatikan'ın türettiği bir anımsatıcıydı. Saligia; superbia, avaritia, Luxuria, invidia, gula, İra ve acedia kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir akronimdi. Yani, Kibir, hırs, şehvet, kıskançlık, açgözlülük, öfke ve tembellik. Ardından da tüple ilgili çok şaşırtıcı bir şeyi daha keşfettiler.
Araştırmalar Orta Çağ döneminde 'Dante' idolünü yansıtırken bununla ilgili hatıralar göze çarpmış ve bir konferans ve bu konferansa katılan Langdon'a geniş yer verilmişti.
Burada Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ile ilgili bir kısım var ve Dr. Elizabeth konu ediniyor. Kendisine nutuk çeken birisinin ona sözü aklımda kalmıştı. Salgınları önlemenin iyi bir şey 'olmadığının' altını çiziyordu. Dünya nüfusunun artmasının kötü yönlerini eleştiriyor ve artık kitabımız da yavaş yavaş konuya giriyordu diyebiliriz.
Bizimkiler kaçarken bir müzede Langdon'un, Marta Alvarez dediği bir kadınla buluşuyorlar ve hem kaçmak hem de araştırma yapmak üzereyken az evvel bahsettiğimiz 'Dante' nin maskesinin çalındığını fark ediyorlar. Bunun öncesi oldukça büyük ve zorlu bir kaçış sahnesine neden olmuştu ancak bundan sonrası daha da büyük olacaktı. Çünkü maskeyi çalan kişiyi görüntülü kayıtlarla izlediğinizde şok olacağınıza eminim. Bertrand Zobrist olaya dahil olacak, maskeyi alıp müzeye bağışlamış kişi olduğu anlaşılacak, dünya nüfusunun azaltılmasının -yok edilerek- savunmasını yapan kişi olduğu bilinecekti. Gerisi var ama okumak daha zevkli. :)))
Kitap içi kitapla bugün biraz da kendi kültürümü zenginleştirmeye başladım sanırım. Dante'nin İlahi Komedya eseri var. Kısaca 3 bölümden oluşuyor (Cehennem, Araf, Cennet) ve yanlış hatırlamıyorsam dünyanın da en uzun şiiri. Burada üçüncü bölümde, yirmi beşinci kanto var ve biz oradaki yazı ile çözüme ulaşmaya çalışacağız ayrıca kaçış da tüm hızıyla sürüyor.
Ardından geldiğimiz nokta çok iyi. Birtakım sağlık muhabbetleri sonrası oldukça ilgimi çeken bir durum vardı ve sizinle paylaşmak istedim. Venedik'te biliyorsunuz veba salgını oluyor ve uzmanlar bunun farelerden kaynaklı olduğunu başta anlamıyorlar ve 40 gün denizden gelen gemicileri karantina da bekletiyorlar. İtalyanca “40” anlamına gelen Cjua-rantina kelimesinden de günümüz ‘Karantina’ kelimesinin oluşumunu öğreniyoruz.
Ardından yine bir kaçış sahnesi ve Langdon ile Sienna'nın yolları ayrılıyor. Artık beklenildiği üzere herkesin tarafı ortaya çıkıyor ve bu sizi oldukça şaşırtacak.
Peki ya sonrası. Gelişen olayların ardından gelen şehir. Yazarımızın da pek bi sevdiği ; İstanbul. Asıl olaylar da hem filmde hem de kitapta tam da burada başlıyordu. Ayrıca söylemek gereği duyuyorum. Çünkü yazarın sevdiğim yönlerinden biridir, kendisi bir Atatürk hayranıdır.
Araştırmalar burada Ayasofya Müzesi ve ardından Yerebatan Sarnıcında devam ederken oldukça şaşırtıcı biçimde Dante Senfonisi çalması da o gece ki konser hakkında oldukça korkutucu oldu diyebiliriz. Burada Bertrand da tebrik edilmeyi hak ediyor. Kendisinden beklenen ve yaptığı tamamen farklı ama yollar aynı yere çıkıyorsa nereden gidildiğinin de pek önemi yok açıkçası. Tabii filmdeki final sahnesiyle kitap arasında final bölümünde oldukça büyük farklar olduğunu belirtmenin faydası var.
Oldukça sürükleyici bir eserdi. Şuan da İstanbul’a dönüş yolundayım ve nasıl bitti anlamadım. Yazarın bir Türkiye aşkı olduğunu bilmek de güzel çünkü Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olanlar bile bu vatana düşman olmuşken, yabancı insanların sevgisini görmek iyi hissettiriyor. Bu yazarın kitapları ve Robert Langdon varsa o macera oldukça sürükleyici zaten. Hepimize iyi okumalar iyi akşamlar diliyorum..

Elif, bir alıntı ekledi.
02 Haz 2017 · İnceledi

Yirmi Üçüncü Kanto
Kimse yoktu yanımızda, konuşmuyorduk,
Birimiz önde, birimiz geride yürüyorduk biz bize, küçük keşişler gibi...

İlahi Komedya - Cehennem, Araf, Cennet, Dante Alighieri (Sayfa 190)İlahi Komedya - Cehennem, Araf, Cennet, Dante Alighieri (Sayfa 190)