Aldous Huxley’nin 1932 yılında kaleme aldığı Cesur Yeni Dünya (Brave New World), yazılmasının üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen güncelliğini yitirmek bir yana, her geçen gün daha da ürkütücü bir şekilde gerçekliğe dönüşen bir başyapıttır.
George Orwell’ın 1984’ü bizi baskıyla, acıyla ve açık diktatörlükle korkuturken; Huxley çok daha sinsi bir distopya sunar: İnsanların hazza boğularak, köleliklerini sevmelerinin sağlandığı bir dünya. Dünya Devleti’nin mottosu nettir: Cemaat, Özdeşlik, İstikrar. Bu istikrarı sağlamak için insanlık, bildiğimiz anlamdaki tüm kutsallarından arındırılmıştır.
Üreme Teknolojisi (Bokanovski Süreci): Doğum tamamen yapaydır. Bebekler laboratuvarlarda, kuluçka merkezlerinde üretilir. Daha embriyo aşamasındayken oksijen miktarları ayarlanarak zeka ve fiziksel kapasitelerine göre sınıflara ayrılırlar: Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon.
Hipnopedya (Uykuda Eğitim): Çocuklar büyürken uykularında binlerce kez dinletilen sloganlarla koşullandırılırlar. Bir Beta, Alfa olmadığı için üzülmez; Epsilon olmadığı için ise şükreder. Herkes halinden memnundur çünkü başka türlü hissetmesi imkansız hale getirilmiştir.
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
Didem Madak ’ın Pulbiber Mahallesi , insanı doğrudan içine çeken bir kitap. Sıradan gibi görünen bir hayatı, her şeyin çok sıradan göründüğü bir mahallede yaşananları, kitapta ince bir acıyla ve şiirle anlatıyor Didem Madak . Ve kalemiyle, birden, derin, kırılgan ve insanı sarsan bir hâl alıyor bu yaşananlar.
Çocukluk yaraları, anne özlemi, kadın olmak, sevmek, yitirmek, ayakta kalmak, yalnızlık.. Hepsi bu mahallede bir arada yaşıyor. Didem Madak , acıyı hiç saklamadan, ironik bir gülümsemeyle, öyle sade, öyle gerçek anlatmış ki, okurken bazen gülüyor insan, bazen de boğazı düğümleniyor. "Bana artık büyü diyorlar Füsun" dizesin de olduğu gibi satırlar insanın içine oturuyor.
Bu kitapta şiir, sadece güzel kelimelerden ibaret değil, hayatın kendisi gibi dağınık, acımasız ama yine de çok güzel.
Didem Madak 'ın hassaslığının, narin ruhunun her sayfada hissedildiği kitap, yaşama erken veda eden bir şairin, geride bıraktığı en güzel eseri bence. ♡
Eğer şiirde günlük hayatın şiirselliğini, kadınlığın yalnızlığını ve acının ironik dilini sevenlerdenseniz, Pulbiber Mahallesi 'ne mutlaka uğrayın. Çıktığınızda içinizin biraz daha fazla yanacak olmasını göze alarak tabii. :))
En çok neyi kaybetmekten korkar insan?
Bir eşya? Bir insan?
Daha kötüsü, ya insanın kaybettiği kendi ruhuysa?
Tarık Tufan “Kaybolan” isimli bu kitabında bize Hakan karakteriyle bunu anlatmaya çalışmış. Halihazırda kalemini çok sevdiğim yazarımızın bu kitabını da büyük bir keyifle okudum.
Yıldız, Hakan, Sonay, Mert, Murat, Reha Bey, her karakterden kendimde de izler buldum. Onlarla birlikte bende kayboldum ve yeniden buldum kendimi.
Her birinin hikayesini size anlatmak yerine elbette dileğim sizlerin okuyup bu süreci yaşamasıdır ama kısaca bahsedecek olursam;
Tarık Tufan’ın Kaybolan romanı, insanın kendi içindeki boşluklarla, geçmişin izleriyle ve aidiyet arayışıyla yüzleşmesini anlatan duygu yüklü bir eser. Yazarın kendine özgü şiirsel dili, karakterlerin yalnızlığını ve iç çatışmalarını derinden hissettiriyor. Hikâye boyunca kaybetmenin sadece bir şeyi ya da birini yitirmek değil, bazen insanın kendinden uzaklaşması anlamına da geldiğini görüyoruz.
Kısa ama etkisi uzun süren, hüzünlü ve düşündürücü bir roman arıyorsanız Kaybolan sizi satırları arasında sessizce yakalayabilir.
Şiddetle tavsiye ediyorum, okuyun okutturun!
Keyifli okumalar
"Yusuf anladı ki yitirmek gibi bulmanın da zamanı vardır. Ve zaman yakındır..."
Ahsenül kasas, kıssaların en güzeli; Hz Yusuf'un kıssası. Kuranı kerimde sayfalarca anlatılmış. Gördüğü rüya, babasının onu uyarması, kardeşleri tarafindan kuyuya atılması, kuyudan bulunup cok az bir fiyata köle olarak satılması, Züleyha 'nın yanına gidişi ve orada bir iffet abidesi olarak/kalarak zindana atılması ve zindanı bir Medreseye çevirmesi ve taaa günümüze Medrese-i Yusufiye tabirini kazandırması. Zindandan çıkıp Mısır'a Aziz olması ve rüyanın gerçeğe dönüşmesi...
Bunların hepsini edebi ve şiirsel bir dille anlatmış Nazan Bekiroglu. Yıllar once okudugum kitabı bir kez daha okudum. Kissayi anlamanın en keyifli yollarından birisi. Mutlaka okuyun...
"Kim ki dar zamanında el uzatır muhtaç olanlara, el uzatmış demek olur kendi yarınına."
"Beni Müslüman olarak öldür ve beni salihlerin arasına kat" (Yusuf suresi 101)
Yûsuf ile ZüleyhaNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202517,6bin okunma
Bazı kitapları okurken durup parmaklarımı satırların üzerinde bekletiyorum, sanki o an kalbime oturan sızı biraz olsun hafifleyecekmiş gibi. Onlardan Uzakta benim için tam olarak böyle oldu.
Kitapta içimi en çok acıtan, hafızanın bize oynadığı o zalim oyun oldu. Yazarın dediği gibi; geçmişteki mutlu hatıralar ansızın zihninizde belirdiğinde, o eski mutluluk aslında dayanılmaz bir acıya dönüşüyor. Kaybedilen birinin sesini hafızadan yitirmek de öyle... Sırf o sesi yeniden bulabilmek için bir köşeye kaçıp gözlerini kapatmak, kulaklarını tıkamak ve o kişinin mimiklerini hatırlamaya çalışarak o sesi boşlukta aramak... İnsan en çok "Onun sesini bir daha duyamayacağım" gerçeğiyle vuruluyor sanırım. Bir telefonun ucundan gelen o çaresiz nefes sesi bu yüzden insanın göğsüne oturuyor.
Gitmek, arkada odalar dolusu anı bırakıyor. Ama bir yandan da gidenin bakışı kalanın gözlerinde yaşamaya başlıyor; artık dünyaya onun bakışlarıyla bakıyorsunuz. Tam da bu yüzden parmaklarınız ona ait çekmeceleri karıştırırken titriyor; unutuşun, onun anısına dair her şeyi çabucak alıp götürebileceğinden korkarak... O odadaki posterleri katlarken çıkan sesler, metal kutuya düşen raptiyeler bile bu yüzden kutsal birer nesneye dönüşüyor. Ne varsa hiçbir şeyi atlamadan, tamamen ölmesinler diye aceleyle saklamaya çalışıyorsunuz.
‘’Varsın dünya hep kelimelerini incitmiş olsun, varsın o bir gün bu dünyanın şefkatli olabileceğine inandığı için gitmiş olsun...’’ Kitabın son cümleleri sanırım çok uzun süre benimle yaşayacak: "Luc, acaba ne derdin biz ikimizi bu halde görsen, hayaline biraz daha inanır mıydın, onu daha da bir gururla, parlatarak söylerdin, bizi, hepimizi bir gün aynı kelimelerle görme hayalini, ah evet öyle derdin,keşke hepimizin kelimeleri aynı
Yalnızlık ve varoluş ağrısı.
Bir aşkı, bir kadını ve bir mucizeyi yitirmek bu denli delirtebiliyormuş bir adamı.
"Herkes kendi kuyusunu kalbinde taşır, biliyordun."
Geç KalanTarık Tufan · Doğan Kitap · 20213,401 okunma