"Bıkmıştı sorulardan, ithamlardan, tehditlerden, yargılardan. Dedikodudan. Kimseyle konuşmak istemiyordu. Gidecek yeri ve yalnız kalmaktan başka bir amacı olmadığından dolayı kolaydı insanlardan kaçınmak."
"Hapis hayatıydı yaşadığı, geçmiş ve gelecekten soyutlanmış. Anbean, anbean der gibi atan kalp atışları söylüyordu yaşadığını. Ne can derdi ne ölüm kaygısı kalmıştı, tam bir aldırmazlık içindeydi. Ruhu sağır edici azap çığlıkları atıyordu ama o bile yabancı birinin feryadı gibi geliyordu."
"Acımanın doyumsuz olduğunu öğrenmişti zaten; ıstırabın ne denli sınırsız ve muhteşem olabileceğini ispatlamaya sürekli can atan sahte bir meziyetti acıma."
"... hayat yerçekimine karşı bir mücadeledir. Bitkisinden hayvanına tüm canlılar için itekleyici güçtür hayat; bir kez topraktan sıyrıldıktan sonra yıkılmadan ayakta kalmalarını sağlar (manevi gelişim için de aynısı söylenebilir, ne de olsa ilkel içgüdülerden sıyrıldıkça daha yüksek bir farkındalığa erişilir). Hiçliğin mutlak karanlığından, binlerce yıllık dönüşüm sarmalından çıkma çabasıyla topraktan dışarı uğrayan solucanlar bile bu yaratılış gerçeğinin bilincindedir."
Kısa ve oldukça sade anlatımı olan bir kitap. Yazarın kendi hayatından bir kesit. Diğer soykırım hikayeleri gibi değildi. Yazar ailesini kamplarda kaybetmiş, kendisi kaçarak, saklanarak hayatta kalmış. Bir bakıma acıyı çekenlerin değil tanık olanın hikayesi denilebilir.
Yahudi soykırımına ait kitaplar okuduğumda hep düşündüğüm şu oluyor; "Böylesi bir acıyı yaşamış olanlar nasıl şimdi bu kadar acımasız olabiliyorlar?" Canı yanan daha mı çok can yakmak istiyor? ...
O dönem yaşananlara farklı bir bakış açısıyla bakmak ya da ifade uygun olur mu bilmiyorum ama daha yumuşak bir anlatım istiyorsanız tavsiye ederim.