Kahramanın varoluşsal sancıları.
Herkesin (okumasa bile) aklına ilk gelen, ama okumaktan bir o kadar çekinilen efsanevi kitabı sonunda bitirdim. Kitabı hakkını vererek okumaya çalışınca harcadığım süre de uzadı doğal olarak. Bu yüzden direkt konuya giriyorum, konuşacak çok şey var bu kitap hakkında.
Başta meşhur karakterimiz Raskolnikov, insanların sıradan ve olağanüstü olarak ikiye ayrıldığını düşünen bir karakter. Sıradanlar, koyun olarak nitelendirilebilecek ayak takımını oluşturur ve sosyal düzenin ilerlemesi için itaat eder. Olağanüstüler ise düzen kurucudur, hükmedenlerdir. Ancak burada asıl mesele kendisinin hangi gruptan olduğunu anlaması. Kitabın en başında sosyal statüsünün getirmiş olacağı bir özgüvenle rehin bıraktığı eşyaları kurtarmak için bir cinayet işler. Çünkü olağanüstü insanlar kendilerinin karşılarına çıkan engelleri aşmakta muktedirdir. Raskolnikov da kendini bu grupta sayar. Ancak işlediği suçtan sonra buhrana girer ve kendini içsel çatışmaların içinde bulur. Burada karakterin adının Raskolnikov olması da tesadüf değildir. Bölünme ve ayrılma anlamına gelen bu isim, kitap boyunca toplumdan ayrılma ve kendi içinde düşüncelere bölünmeler arasında gidip gelir.
Dostoyevski durduk yere meşhur olmuş birisi değil. Tuğla gibi bir kitabın içinde, yazıldığı döneme (1866) kıyasla zamanının çok ötesinde veya o zamanlar daha tohum aşamasında olan konular ele alınıyor. Cinsiyet eşitliği, çok eşlilik, evrim, psikoloji (özellikle suçluluk psikolojisi) ve toplum ahlakını karakterlerin diyalogları arasında ilmek ilmek işliyor. Kitapta beni en çok eğlendiren şeylerden birisi swinger konseptinin yazında ilk defa geçtiğini düşündüğüm diyaloglardı. Bugün bile tartışması zor konuları Dosto bam güm yazmış.
Kitap üzerine söyleyecek, konuşacak çok şey var ama hoşuma