yodareads

yodareads
@yodareads
Üniversite
61 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
9/10
·687 syf.··
2024 1. kitabı
Kahramanın varoluşsal sancıları. Herkesin (okumasa bile) aklına ilk gelen, ama okumaktan bir o kadar çekinilen efsanevi kitabı sonunda bitirdim. Kitabı hakkını vererek okumaya çalışınca harcadığım süre de uzadı doğal olarak. Bu yüzden direkt konuya giriyorum, konuşacak çok şey var bu kitap hakkında. Başta meşhur karakterimiz Raskolnikov, insanların sıradan ve olağanüstü olarak ikiye ayrıldığını düşünen bir karakter. Sıradanlar, koyun olarak nitelendirilebilecek ayak takımını oluşturur ve sosyal düzenin ilerlemesi için itaat eder. Olağanüstüler ise düzen kurucudur, hükmedenlerdir. Ancak burada asıl mesele kendisinin hangi gruptan olduğunu anlaması. Kitabın en başında sosyal statüsünün getirmiş olacağı bir özgüvenle rehin bıraktığı eşyaları kurtarmak için bir cinayet işler. Çünkü olağanüstü insanlar kendilerinin karşılarına çıkan engelleri aşmakta muktedirdir. Raskolnikov da kendini bu grupta sayar. Ancak işlediği suçtan sonra buhrana girer ve kendini içsel çatışmaların içinde bulur. Burada karakterin adının Raskolnikov olması da tesadüf değildir. Bölünme ve ayrılma anlamına gelen bu isim, kitap boyunca toplumdan ayrılma ve kendi içinde düşüncelere bölünmeler arasında gidip gelir. Dostoyevski durduk yere meşhur olmuş birisi değil. Tuğla gibi bir kitabın içinde, yazıldığı döneme (1866) kıyasla zamanının çok ötesinde veya o zamanlar daha tohum aşamasında olan konular ele alınıyor. Cinsiyet eşitliği, çok eşlilik, evrim, psikoloji (özellikle suçluluk psikolojisi) ve toplum ahlakını karakterlerin diyalogları arasında ilmek ilmek işliyor. Kitapta beni en çok eğlendiren şeylerden birisi swinger konseptinin yazında ilk defa geçtiğini düşündüğüm diyaloglardı. Bugün bile tartışması zor konuları Dosto bam güm yazmış. Kitap üzerine söyleyecek, konuşacak çok şey var ama hoşuma
Edebiyat
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Reklam
9/10
·304 syf.··
2024 5. kitabı
What if?.. Bilimkurgusuyla, etik ikilemleriyle, muazzam bir dünya tasarımı ve gümbür gümbür bir alt metniyle bizi karşılıyor Le Guin. Yarattığı dünya ise kitabın önsözünde bahsettiği gibi “ya böyle olsaydı?” Sorusuna cevap olarak karşımıza çıkıyor. Hainli döngüsünde geçen bu kitapta üzerinde yaşayanların androjen (çift cinsiyetli) olduğu Kış gezegenine Ekumen’den bir elçi gönderilir. Genly Ai’nin görevi Kış’ı Ekumen’e dahil etmektir ancak öncesinde doğasına bir hayli ters olan bu gezegende kimlik arayışı içinde bulacaktır kendini. Gezegenin mevsimlerine göre cinsiyet değiştirilen bir gezegende bir kişi aynı anda hem anne hem de baba olabiliyor. Düşünsenize Ödip kompleksi olmayan bir dünya. Yazarların eli ayağı titriyordur şu anda ne yapıcam diye kfşsodşskd. Ursula’cığım bunu çok güzel kullanmış yine de tabii ki. Kitabın geçtiği gezegenin adının Kış olması, ana kıtanın ikiye ayrılmış olması ve bunların bir tarafında bireyin, diğer tarafında komünün ön planda olması tesadüf değil tabii ki. Hatta öyle ki toplumun ön planda olduğu Orgereyn’de insanlar birbirine “comensal” diye hitap ediyor. Üstelik kıtayı oluşturan iki devlet Genly Ai’yi gezegene getiren “roketin” peşine düşüyor. Tam bir uzay yarışı. Tanıdık geldiyse artık söyleyeyim; kitabın yazıldığı dönemden de anlaşılacağı üzere sağlam bir soğuk savaş göndermesi var kitabın alt metninde. Sadece alt metinde bunu barındırarak yetinmiyor Ursula. Berlin duvarıyla ikiye bölünen kıtaya atıfta bulunarak ana kıtayı birleştiren iki “duvara” sahip olan bu gezegendeki insanların yine bir şekilde ikiye bölünmesi de oldukça ironik kaçıyor. Soğuk savaş göndermesinin yanında, cinsiyet meseleleri, kimlik kavramı ve dünya yaratımı konularında ders niteliğinde bir kitap. Tolkien düzeyinde, yaratılan gezegenin mitoslarına kadar
Edebiyat
Karanlığın Sol EliUrsula K. Le Guin · Ayrıntı Yayınları · 20213,963 okunma
9/10
·308 syf.··
2024 12. kitabı
Burjuvazinin ve bireyin çöküşü. Kitaba ilk başladığım dönemlerde İngilizcesinin Portraits of a Marriage olduğunu öğrendiğimde daha güzel bi isim olduğunu düşünmüştüm ama kitabın içindeki diğer bölümleri okuyunca eksik kalacağını anladım. Sebebi ise ana olayın bir evlilik ve adam etrafında dönmesine rağmen asıl meselenin insanların içinde yaşadıkları dünyanın onları şekillendirirken onların bunun farkında olmadan sadece maruz kalmaları ve iplerin kendilerinin ellerinde olduğunu sanmaları. Aciz insanların sınıf çatışması. Bu ve bunun gibi insanın iç dünyasına değinen kitapları okurken de artık canımı sıkan bir şey olmaya başladı; 10, 100 veya 1000 yıl geriye de gitsek değişen bir şey yok. Modernleşme ve gelişen uygarlık olma adı altında içimizi boşaltıyoruz. Yüzeyselleşen insanların hezeyanlarına tanık olup duruyoruz ve istisnasız her biri kendinin biricik olduğunu sanıyor. Kendini üstün sanan ama bir topluluğun içindeki bir parça olmaktan öteye gidemeyen Raskolnikov kaynıyor her yer. Bu açıdan canımı sıkmasına rağmen insanın iç dünyasına çok güzel ışık tutması ve kelimelere dökülemeyen şeyleri Sandor Marai’nin ete kemiğe büründürmüş olması hoşuma gitti. Fazlasıyla sağlam bir metin, herkese öneririm. Dipnot; bu kitabın İngilizce versiyonu 4 bölümden oluşuyormuş. O versiyonu okuyanlar varsa yorumlarda buluşabiliriz.
Edebiyat
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,443 okunma
10/10
·344 syf.··
2024 15. kitabı
Dostoyevski’ye meydan okuma. Her kitabında farklı bir dünya üzerinden eşeğin aklına karpuz kabuğu kaçıran Ursula, bu kitabında da mülk kavramını her yönüyle ele alıyor. Bunu yaparken tabii ki ikinci dünya savaşı sonrasındaki gerilimlere de değiniyor. Nereden bakacağınıza göre değişecek şekilde bir ay ve dünyanın konu olduğu iki uygarlık konu edilir. Birinde kendi dünyamıza çok benzeyen, kapitalizmin dibine kadar yaşandığı, otokrat Urras gezegeni (USA ve USSR ile ses benzerliğine dikkat) varken, diğer tarafta çorak bir gezegen olan ve üzerinde Urras gezegeninde devrim ayaklanmasıyla göç eden anarşo-komünist düzenin hakim olduğu Anarres (anarşi-anarres benzerliğine de dikkat) bulunmakta. Burada anarşi desek de aslında bildiğimizin tersine, barışçıl ve devlet otoritesinin bulunmadığı bir “düzenle” bizi karşılayan Ursula aslında Dostoyevski’nin Ecciniler kitabındaki anarşinin şiddeti vurgusuna karşı argüman olarak kullanıyor Mülksüzleri. Ortadaki tezatı kitapların İngilizce isimlerinden de anlamak mümkün; Ecciniler The Possesed (sahip, sahip olunan) iken Mülksüzler The Dispossesed (sahip olmayan) isimlerine “sahip.” Kitabı da göz önünde bulundurduğumda Ursula, Dostoyevski’ye karşı bir argüman sunmaya çalışırken insanın doğasına takılmış gibi geldi bana. Çünkü şimdiye kadar denklemi sürekli bozan şey insanın içindeki güç sevdasıyla birlikte gelen yozlaşma olmuştur. Kitabın ana karakteri, Anarres’te dünyaya gelen fizikçi Shevek, bize kahramanın sonsuz yolculuğunu aktarıyor. Doğumundan orta yaşlarına kadar bir insanın temelde nelere ihtiyaç duyabileceğini, aslında hiçbir sahiplik kavramının bulunmadığı gezegeninde insanların kendilerini nasıl var edebileceğini sorgulamaya başlayan Shevek bu git gellerinin arasında, üzerinde çalıştığı eşzamanlılık ilkesinin fikri
Edebiyat
MülksüzlerUrsula K. Le Guin · Metis Yayınları · 202215,6bin okunma
8/10
·272 syf.··
2024 17. kitabı
Camus, Sisifos Söyleni’nde Sisifos’u aslında mutlu resmetmemiz gerektiğini, çünkü kayanın da sorunun da kendine ait ve onun yaşamına bağlı olduğunu anlatıyor. Bu açıdan Sisifos Söyleni, mitolojiye farklı açılardan bakmayı öğreten bir kitap olmuştu benim için. Peki Hüznün Fiziği ne sunuyor? Gospodinov Camus’ye görüyorum ve arttırıyorum diyerek Minotor’un hikayesini ele alıyor. Yasak bir ilişkinin (annesi bir boğayla ilişkiye girer) çocuğu olarak dünyaya gelen ve yarı boğa yarı insan olan bu varlıktan korkulduğu için onu, Girit adasının dehlizlerine inşa edilen bir labirente hapsederler. Efsaneye göre öfkesinden labirentin duvarlarını yumruklayan Minotor’un Ege Denizindeki coğrafyayı derinden etkileyen depremlerin sebebi olduğuna inanılır. Mitolojide Minotor direkt vahşi ve tehlikeli bir varlık olarak geçerken Gospodinov bu varlığın insan tarafına dikkat çekerek onun da zamanında çocuk olduğunu vurguluyor. Kendi kontrolünden bağımsız şekilde dünyaya geliş şekli, başkasının günahının sonucu olarak labirente hapsedilen bir çocuk düşünün. Öfkesi gelse gelse hüznünden ve üzüntüsünden geliyor olmalı. Gospodinov’un Camus’ye görüyorum ve arttırıyorum dediği yer de tam olarak burada başlıyor. Çünkü kitabı tam olarak bir labirent gibi tasarlıyor ve bizi beyninin kıvrımlarında bir geziye çıkartıyor. Tabii her labirent hikayesinde olduğu gibi kitap, başladığı yerde bitiyor. Kendisine ve Booker ödülü alan Zaman Sığınağı’na dair birçok şeyi de bulabileceğimiz bu kitap, kurgusu ve ele alınışı gereği oldukça karmaşık ancak içinde kaybolmayı göze alanlara çok şey vaadediyor.
Edebiyat
Hüznün FiziğiGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 20171,469 okunma
Reklam