Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, belini sarmayalı, gözünün içinde durmayalı, aklının aydınlığına sorular sormayalı, dokunmayalı sıcaklığına karnının. Yüz yıldır bekler beni bir şehirde bir kadın. Aynı daldaydık, aynı daldaydık. Aynı daldan düşüp ayrıldık. Aramızda yüz yıllık zaman, yol yüz yıllık. Yüz yıldır alacakaranlıkta koşuyorum ardından.
Nazım Hikmet
MEVLÂNÂ’DA AKIL-AŞK İLİŞKİSİ Tasavvufî düşüncede şüphesiz en çok tartışılan konulardan biri de akıl ve aşk ilişkisidir. İslam tasavvufunda aklın hakikati tecrübe etmede yetersiz kaldığı her halükarda vurgulanmaktadır. Mevlâna’da aşk her şeyden önce akla karşılık gelen bir yeti görünümündedir. İlahi aşkı en derin anlamda tecrübe eden, bu tecrübenin tecellileri karşısında aşk sarhoşluğuyla kendinden geçen Mevlânâ öteleri kavramanın ve bu alanda birtakım feyizler alabilmenin tek yolunun aşk olduğunu savunur. Onun, akıl-aşk ilişkisinde tercihini aşktan yana yaptığını görmekteyiz. O duygu ile iradeyi ön planda tutar, aşk ile fikrin, iman ile aklın terkibini savunur. Ancak buna bakılarak Mevlâna’nın aşk adına aklı inkâr eden bir sûfi olduğunu söylemek yanlış olur. Mevlâna bu noktada akıl ile aşk terkibini, bu ikisinin kucaklaşmasını önermektedir. Mevlânâ gerçek âlemde Allah’a ulaşmak için çok farklı bir yol olduğunu söylese de öncelikle aşka, ardından da bilgiye ve hakiki akla vurgu yapar. Allah’ın insanoğluna en büyük lütfu şüphesiz akıldır, fakat akla anlayışı, hoş geçimi, hoşgörüyü, sabrı, hilmi, birliği-beraberlik düşüncesini ihsan eden sevgidir, aşktır. İnsanoğlu, bezm-i ezelde, herhalde özündeki bu aşktan ötürü olacak, bütün ilâhî teklifleri teslimiyetle kabul etmiştir. O deme erişen, o makamda Allah velisi olan kişide de, insandaki candan, akıldan başka ve ayrı bir can ve akıl vardır. Akıl pervane, sevgili de mum gibidir. O, hiçbir akla sığmaz, hiçbir akılla anlaşılmaz. Akıl yüzlerce mühim işe dağılmış binlerce isteğe, mala mülke bölünmüş! Bu cüzleri aşkla bir araya toplamak gerek ki Semerkant ve Dımışk gibi hoş bir hale gelesin. Q Şu aklın yettiği şeylerden başka akıl edilecek şeyler var; onları parlak değerli aşkla bulabilirsin ancak. Allah senin şu aklından
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Aşk İşgal Değildir
"Sen benim altıncı işimsin. Onca ağır yükün altında sana ayırabileceğim ancak yorgunluğumdur. Otuz iki yıl kalbimi ve gövdemi silerek kurduğum dünyanın önüne almamı bekleme seni. Ne kadar derinden gelirse gelsin, ne kadar yakıcı olursa olsun, görunmez bir boşluğu o da bir sürelik dolduracak bir ses için onca yılı hiçleyemem. Bu dünyayı kolaylaştıracaksın diye kapılarımı açtım. Bir yol boyu pınarısın sen. Kan ter içinde geliyorum bir yudum serinlik için, içindeki çirkefle simsiyah ediyorsun. Attığım hiçbir adım için kimseye hesap vermedim ben. Kimse için zaman saymadım. Aşk değil işgal bu. Gittikçe herkese benziyorsun. İçindeki cehennem ilgilendirmiyor beni. Bana gülün gerekli, dibindeki gübre değil. Anlıyor musun?" İnsanın Acısını İnsan Alır
Duygu ve Düşünce
➡️ *Peygamberimizden aleyhisselam sonra insanların en üstünleri* *Sual: Peygamberimizden aleyhisselam sonra insanların en üstünleri kimlerdir?* *Cevap:* İmam-ı Rabbani hazretleri Mektûbât kitabının birinci cild 266. mektupta buyuruyor ki: Hulefâ-i râşidînin, [yani Peygamberimizden “sallallahü aleyhi ve sellem” sonra gelen dört halifesinin] “rıdvânullahi aleyhim ecma’în” birbirinden üstünlükleri, hilâfetleri sırası iledir. Ebû Bekir ile Ömer’in “radıyallahü anhümâ”, müminlerin hepsinden üstün olduğunu, Sahabilerin hepsi ve Tabiinin hepsi söylemiştir. Bu sözleri, din imamlarımızdan çoğu, kitaplarında yazmıştır. Bunlardan biri, imâm-ı Şâfi’î “rahmetullahi aleyh”dir. Ehl-i sünnet itikatını toplamış ve yazmış olan büyük âlim, Ebül-Hasen-i Eş’arî diyor ki, önce Ebû Bekir’in, sonra Ömer’in, bütün müminlerden üstün olduğu meydandadır, muhakkaktır. Büyük âlimlerden imâm-ı Zehebî diyor ki: (Ali “radıyallahü anh” halife iken, büyük bir kalabalık içerisinde (Ebû Bekir ve Ömer “radıyallahü anhümâ”, bu ümmetin en üstünüdür) buyurduğunu işitenlerden seksenden ziyade kimse, bize söyledi). Bunlardan çoğunun ismini bildiriyor ve buna inanmayanlar çok çirkin, çok kötü kimselerdir. Allahü teâlâ, onları kıyamette, fena hâlde karşılayacaktır diyor. Dîn-i islâmda, Kur’ân-ı kerimden sonra en kıymetli ve en inanılır kitap olan *(Buhârîyi şerif)* kitabının sâhibi, imâm-ı Buhârî diyor ki: Ali “radıyallahü anh” buyurdu ki, (Peygamberimizden “sallallahü aleyhi ve sellem” sonra, bu ümmetin en iyisi, en yükseği Ebû Bekir, sonra Ömer’dir “radıyallahü anhümâ”. Sonra bir başkasıdır). Bu sırada oğlu, Muhammed ibni Hanefiyye, o da sensin! deyince: (Ben de, her Müslüman gibi, bu ümmetten biriyim) buyurmuştur. İmâm-ı Zehebî ve başka âlimler dedi ki: İmâm-ı Ali “radıyallahü anh” buyurdu ki, (Dikkat
Alıntı
Hadis
Şu söz azamet adına ne varsa terkibidir! Hayra vesile olan onu yapmış gibidir! Kar yığınlarını yollardan kürüyelim, Birbirimize hürmet edip yürüyelim!
Din
*Neden yazı yazıyorum çünkü...* _18-06-2026_ Yazmak insanın kendini keşfetmesidir. Yazdıkça insanın farkındalığı artıyor. İnsan yazdıkça anlamlandırıyor bazı şeyleri. Yazmak ruha iyi gelen bir terapi gibi aslında. Kelime döküldükçe satırlara senden bir şeyler taşıyor, kağıtta tamamlanıyor kelimeler cümleler olarak. Yazmak kağıda iz bırakmak, zamana nokta vurup durdurmak aslında. O anda yazdığın kelimeyi o zamana özgü ve yeniden aynı şekilde yazsan dahi o zamanda değildir, kalemin kalemle yol alır seninle birlikte zamanı paylaşır duygularını yaşatır senin can yoldaşın olur. Sen nereye gitsen kaleminde seninle birlikte oraya gider. Seni takip eden başka ne olabilir ki. Bu kadar vefalı olup yazdığını inkar etmeyin. Söylediklerini, yalanlamayan başka ne olabilir ki... Yazmak geçmişe bir not bırakmak, geleceğe bir meşale tutmaktır aslında. Yazmak nesilden nesile aktarılacak pek çok sözlü mirasın kalıcı olmasının sağlayıcısıdır. Yazmak üretmenin bir nişanesidir. Bir kelimeden herkesin kurduğu cümle paragraf aynı olmayacağı gibi yazmakta kişinin nevi şahsına ait bir sürecidir. İnsanın biricik olduğunun benzersizliğinin gösteren yegane eylemlerden birisidir. Zira yaratıcımız Allah bize oku ayetiyle okumak için yazılı bir metin olmalı gerektiğini çok güzel ifade ediyor. Rabbimiz bize kalemini bize yazıyla ulaştırıyor ve onunla koruma altına alıyor. Yüce sözlerini adeta mühürlüyor o satırlara mucizelerini. Nesrin Yılmaz