Artvin kalesi, hudut a layı na çok ya kındı. Ka lenin eteklerinde Artvinlilerin "poşa" diye adlandırdığı hal k otururdu . Bunlar, bizim bildiğimiz Roman vatandaşlar mıydı bilemiyorum ama yoksul insanlardı. Askeriyenin karava na artıklarını almak için bekleyenler bunlardı. Ziyan olacağına hayvanlar yesin düşüncesi, gördüklerim sayesinde şaşkınlığa ve isyana dönüşmüştü. Tencerelerle alınan artıklar özenle ayıklanıyordu, özellikle et ve iri nohut ya da patates, kuru fasulye parçaları seçilerek yeniliyordu. Yemek artıklarını yedirecek hayvanlarının olmaması da ayrı bir durumdu. Böylesi bir fakrı zarureti ilk defa görmüştüm. Orhan Kema l'e haksızlık ettiğimi o anlarda anladım . Ülkemizin farklı köşelerin de bu tür insanlardan daha çok olabileceğini düşünmek içimi daraltm ıştı . . . Utanmıştım. Daha sonraları, okuma fırsatı bulduğum Jack London'un romanlarından ve başka kitaplar sayesinde, fakirliğin gelişmiş, az gelişmiş ayrımına bakmadığını; sorunun, yöneten-yönetilen çelişkisinden kaynaklanan evrensel bir sorun olduğunu öğrendim.
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Alıntı
Pornografi korkusu mastürbasyona yönelik sürgit merakla yakından bağlantılıydı. Comstock gençken öyle ateşli mastürbasyon yaparmış ki, intihara sürükleneceğinden korkuyormuş. Kendi yaşadığı deneyimler sonraki düşüncelerini bir hayli etkilemiş görünüyor. Comstock Frauds Exposed [İfşa Edilen Sahtekarlıklar) adlı kitabında müstehcenliği kansere benzetiyordu: "Hayal gücüne yaslanır, zihni iğdiş eder, düşünceleri çarpıtır, ahmakça ve tiksinç işlere yol açar, ta ki kurban hayattan bıkana ve varlığına dayanamaz hale gelene kadar." Comstock sonra şu uyarıda bulunuyordu: "Her yeni nesil, kurtların arasında kuzu olarak dünyaya gönderilir. Her tarafta onlar için tuzaklar vardır... Kurban bir kez tuzağa düştü mü açgözlülükle yoluna devam eder." O zamanlar mastürbasyonun delilik, hastalık ve ölüme yol açtığına inanmayan çok az insan vardı. İyi niyetli aileler çocuklarını mastürbasyonun belirtilerini (utangaçlık, sivilce ve kalem emmek vb.) yoklama konusunda uyarıyorlardı. Konu üzerine çok sayıdaki "otoriteden" biri olan Sylvester Graham, öğütülmüş tahılla pekmez veya şeker karışımından oluşan, seks dürtüsünü yok edici perhizi savunuyordu. Nitekim daha sonra kendi markası olan Graham krakerinde de aynı muhtevayı kullanacaktı. John Harvey Kellogg da mastürbasyona karşı kendi mısır gevreğinin tanıtımını yapıyordu.
Sayfa 362 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mastürbasyon yapma dürtüsünden muzdarip zihinsel hastalara da kısırlaştırma dayatılıyordu. Daha önce de belirttiğimiz gibi, mastürbasyon en azından Samuel Tissot'nun 1760 tarihli ufuk açıcı kitabı L'Onanisme'den itibaren tehlikeli bir zihinsel hastalık olarak sınıflandırılıyordu. Öte yandan tedavileri "hastalığın" kendisinden çok daha tehlikeliydi. 1893 ile 1898 yılları arasında Kansas akıl hastanesindeki doktorlar mastürbasyon yapan kırk dört erkek mahkumun testislerini kestiler ve yine mastürbasyon yapan on dört kadına rahim ameliyatı uyguladılar. Hemen hemen aynı günlerde Ohiolu bir doktor şöyle diyordu: "Deliliğin kadınların cinsel organlarında garip bir etki yaptığına şüphe yok. Bu durum erkeklerdeki delilik için de geçerlidir." 1864'te Atlantik'in ötesinde Fransız bir cerrah, beş yaşındaki bir kızın klitorisine dokunmak gibi "fena bir alışkanlığını" ortadan kaldırmak için bir yönteme başvurdu. Doktor, kızın cinsel organının dudaklarını dikerek kapattı, sadece idrar ve âdet sıvısının geçmesi için minik bir delik bıraktı ve "klitoris ulaşılmaz oldu". Ne var ki doktorun meslektaşları buna ikna olmamışlardı. Bir cerrah, "Bu ya da şu şekilde çocuk kötü alışkanlığını sürdürecek," dedi ve mastürbasyon yapan oğlan çocukların her zaman hadım edilmesi gerekmediğini söyledi. Bir vakada da doktor bir delikanlının penisini "acımasızca bir azimle" tam bir yıl boyunca dağladı. Penis öyle tahriş olmuştu ki, "Ona dokunmak dayanılmaz acıya yol açabilirdi," diyordu doktor. Böylece delikanlı dikkatini başka yere yöneltmek zorunda kaldı. "Bugün o delikanlı genç bir adam oldu ve azmimden dolayı bana teşekkür ediyor," diye övünüyordu doktor.
Sayfa 354 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Tesir
​“Bombardımanımızın tesiri dehşet vericiydi. Bir adam bana daha önce hiç bu kadar çok ölü görmediğini söyledi.” Savaş Muhabiri. ​“Daha önce hiç bu kadar çok ölü görmemişti.” Sarı gün ışığında uzanmışlardı onlar, o ise küfrederken Ve nefes nefese, bir zamanlar yol olan yer boyunca O bitmek bilmeyen bomba yükünü sürüklerken. “Ölüler ne kadar da huzurlu.” Kimin fikriydi bu aptalca lâkırdıyı birinin kafasına sokmak? “Daha önce hiç bu kadar çok ölü görmemişti.” Bu kıvrak kelimeler beyninde aşağı yukarı dans ediyordu, Cesetler yağmurun altında zıplayıp oynaşırken. Hayır, hayır; artık saymayacaktı onları... Ölülerin acıyla işi bitti: Boğuldular; bir daha hayata dönemezler. Geçen hafta Dick öldürüldüğünde tıpkı böyle görünüyordu, Alevli patlama onu yere serdikten sonra, Ateş basamağı boyunca bir balık gibi çırpınarak... “Kaç ölü mü? Ne kadar istersen o kadar, Sayma onları; çok fazlalar. Kim alır benim güzel, taze cesetlerimi, iki tanesi bir kuruşa?”
Yol ağızlarında yapayalnız bir rüzgârdır benim anadolum, Karın örttüğü bir izdir çınlayan boşluğunda doğanın, Sağır bir zamandır toprağın üstünde dualar gibi ağlanılan bir zaman; Avluların çürük tahta kapıları zamanı, Yıkık kerpiç duvarları zamanı, Güneşlenen bir kertenkele zamanı...
Sayfa 229 - Yaban Yazıları·Kitabı okudu
Alıntı
Hazreti İsa eve girmiş, donuk akik rengi bir salonun dibinde, lal rengi örtülere uzanmış bir adam görmüş; dağınık saçları kırmızı güllerle iç içe, dudakları şaraptan kıpkırmızıymış. Hazreti İsa adama yaklaşmış, omzuna dokunup sormuş: “Niçin böyle yaşıyorsun?” Adam dönmüş, Hazreti İsa’yı tanımış ve yanıtlamış: “Ben cüzamlıydım beni iyileştirdin. Niçin başka türlü yaşayayım?” Hazreti İsa evden çıkmış. Sokakta, yüzü, elbiseleri boyalı, ayakları incilerle süslü bir kadın görmüş: kadının arkasında, iki renk giysili, gözleri arzuyla dolu bir erkek yürüyormuş. Hazreti İsa adama yaklaşmış, omzuna dokunup sormuş: “Neden bu kadını izliyor, öyle bakıyorsun ona?” Adam dönmüş, Hazreti İsa’yı tanımış ve yanıtlamış: “Ben kördüm, gözlerimi açtın. Gözlerimle başka ne yapabilirim ki?” Bunun üzerine Hazreti İsa, kadına yaklaşmış; “Bu tuttuğun yol günah yoludur, niçin tuttun bu yolu?” diye sormuş. Kadın Hazreti İsa’yı tanımış, gülerek yanıtlamış: “Tuttuğum yol keyifli; üstelik sen bütün günahlarimi affetmiştin.” O zaman Hazreti İsa’nın yüreği kederle dolmuş, bu kentten ayrılmak istemiş. Ama çıkarken, kenti çevreleyen hendeklerin dibinde, oturmuş ağlayan bir delikanlı görmüş. Hazreti İsa ona yaklaşıp kıvırcık saçlarına dokunmuş, “Dostum niçin ağlıyorsun?” diye sormuş. Lazar doğrulup bakmış, Hazreti İsa’yı tanımış ve yanıtlamış: “Ben ölüydüm. Beni dirilttin. Yaşamımı başka ne yapayım isterdin?”