Uzaklaştırmak için üzerlerine üflüyor, daha daha kuvvetle üflüyor, fakat bir sonuç alamıyordum. Küçük canavarlar kıçüstü çöküyor, ağırlaşıyor, dayatıyorlar, incecik bacakları yamuklaşıyordu. Yerlerinden kımıldatmak mümkün olmuyordu. Tutunmak için muhakkak bir şey buluyor, tabanlarını ya bir virgülle, ya da kağıttaki bir pürüze dayıyor, bozulması olanaksız bir sessizlik içinde öylece duruyor, neden sonra canları isteyince kalkıp gidiyorlardı.
Eğer nasıl biri olduğumu bilseydiniz, şu anda beni selamlarken yüzünuzde gördüğüm o tatlı, dostane gülümseme kim bilir nasıl donup kalırdı dudaklarınızın kıyısında!