Öncelikle bu bilgileri verdiğin için teşekkür ederim. Ancak bu kitabı sevmemem bunları bilmediğim anlamına gelmiyor, zira ince detaylar dışında bahsettiğin birçok şeyden, edebiyatın dönemlerinden ve akımlarından haberdarım. Zaten incelemede o zamanın modasının yasak aşk olduğundan da bahsettim, Halit Ziya'nın öğrencisi olan adamdan ne bekliyordum ki yani bir de o durum var.
İncelemede bahsettiğim noktadan eleştirilmiş gibi hissediyorum yine. Bilmemek. Hayır, biliyorum. Bir edebiyatçı veya profesör kadar detaylı bilgilere sahip olmasam da dönemin edebiyat anlayışını biliyorum, ilk defa eline klasik almış biri değilim. Ve bilmeme rağmen sevmemiş olmam da bence gayet normal.
Evet psikolojik anlamda bizim için ilk ve bu yüzden değerli bir roman ama bu ille de ona saygı duymam gerektiği anlamına gelmiyor. Eğer yazar başka elle tutulur bir konuya böyle ruhsal tasvirleri yapsaydı nefret etmezdim ama ben iğrenç bulduğum bir konu hakkında yazılmış bir kitabı sırf ilk psikolojik eser diye beğenmek zorunda değilim.
Yazım dili ve içerik konusuna gelelim. Ben konusu iyi olan bir kitabın yazım dilinin güzel olmasına gerek yok gibi bir şey demedim, öyle anlaşılmışsa affola. Ancak bir kitabı kaliteli kılan şeyin yalnızca yazım dili olduğuna inanmıyorum. İncelemede dediğim gibi yazım dili mükemmel olsa bile bu yazar bana ne anlatıyor? sorusu benim için daha kıymetli. Eğer beğendiğim veya etik değerlerime uyan bir konuysa zaten buradaki birçok incelememde görmüş olman lazım yazım dili de benim için önemli, yazım dilini övdüğüm veya eleştirdiğim çok fazla kitap var.
Diğer bir durum, koskoca profesörler doçentler bu kitabı boş yere mi değerli gördü kısmıydı ve beni yorumunda rahatsız eden tek kısım buydu. Ne yani, benim bir ünvanım adım yok diye klasikleri inceleyemez miyim? Eylül'ü değerli bir eser olarak görmüşler ki buna katılmasam da ben bu kitabın çığır açan bir eser olduğunu onlar gibi kabul ediyorum çünkü dediğiniz gibi ilk defa Türk edebiyatında detaylı ruhsal tasvirler görüyoruz. İlk olma özelliği taşıdığı için zaten doğrudan önemli bir eser haline gelmeye hak kazanıyor ancak ben kendi zihnimde bu kitabı sadece öyle hatırlamak istiyorum: ilk psikolojik eser.
Diğer bir konu, kitabı eleştirme biçimi. Feminist bir bakış açısıyla ele almış olabilir miyim? Evet. Bunu inkar etmem etmeye de gerek duymuyorum çünkü incelemede bahsettiğim gibi sırf klasik diye kitaplardaki sıkıntılı durumları görmezden gelmekten yoruldum.
Necip konusuna gelirsek bipoları zaten ciddi ciddi dememiştim. Ona bu şekilde kendimce bir tanı koymamın nedeni de Suat'a olan sevgisi değil (ki bu kısım da beni rahatsız ediyor açıkçası). Necip neden bipolar dediğimi incelemede kitaptaki olaylardan örnek vererek açıklıyorum zaten, tekrara düşmeye gerek duymuyorum.
Tekrar verdiğin bilgiler için teşekkür ederim ama zaten bildiğim şeyler olduğu için çoğu kitaba karşı bakış açım değişmedi. Klasikler o dönemin akımları tarzları yaşam biçimi bilinse de sevilmeyebilir ve ben bu kitabı sevmedim.