Yorum

Rümeysa BALÇIN isimli okurun asıl gönderisini gör
Eleştirinde değindiğin noktaları anlıyorum. Bakış açından da hak veriyorum. Ama olaya "roman türü" olarak bakabilmen için birkaç şey söyleyeceğim. Belki sınavında bunları da yazmak istersin. "EylülEylül, Türk roman geleneğinde, psikolojik realizmin başlangıcı sayılabilecek bir eserdir. (...) Eylül romanındaki dramatik aksiyon, başkişi Suat'ın yaşadığı bireysel gelişim, değişim ve dönüşüm macerası üzerine kurulur." Bu neden önemli? "1.Başlangıç dönemi Türk romanı [Tanzimat dönemi edebiyatı ile daha çok Fransa'dan etkilenerek edebiyatımıza giren türden bahsediliyor] kendisinden önceki köklü epik anlatı geleneğinin etkisiyle olay örgütleyici bir yapıya sahiptir. [Tanzimat dönemi romanlarında, destanlarda ve diğer sözlü, geleneksel anlatılarda olduğu gibi, peş peşe olaylar sıralanır.] Türk romanı olay örgütleyici bir anlatıdan karakter sentezleyici anlatıma Servet-i Fünun romanı ile geçer. [karakter sentezlemek zordur, insanı dolayısıyla kendini iyi bilmen, gözlemlemen gerekir. Klasik edebiyattaki insan eksikliğini hatırlaman bu konuyu daha iyi anlamanı sağlayabilir.] [ Mehmet RaufMehmet Rauf , Halid Ziya UşaklıgilHalid Ziya Uşaklıgil 'dan sonra bu dönemi en iyi temsil eden yazar.] Özellikle Servet-i fünunun olgunluk dönemi eserleri, Aşk-ı MemnuAşk-ı Memnu ve Eylül'de, roman karakterleri, olayların akışına kapılıp gitmezler; olayları karakterlerin yaşantıları ve seçimleri belirler. Bu nedenle Türk edebiyatı, bireyin kendi ve dünya ile yüzleşmesini içsel bağlamda sorgulayan psikolojik roman türü ile ilk kez bu dönemde tanışır." Bu ne demektir? Bu dönemde psikolojik tahlil ve tavsirler taklit ve/veya değil, yapılmaya başlanmasaydı Türk romanı şu anki durumunda olmayabilirdi. [popüler romanlardan bahsetmiyorum.] "2.Türk romanında bireyleşme deneyimleri ve kişinin kendini toplumsal rol ve kimlik giydirimlerinin ötesinde bütün çıplaklığıyla tanıma çabaları, yine bu dönemde başlar. Bu nedenle, olgunluk dönemi Servet-i Fünun romanlarındaki entrik kurguyu, kendini yaşama arzusundaki karakterlerin iç çatışmaları idare eder. (...) Eylül'de Suad-Süreyya-Necip ilişkisini, karakteri derin ve boyutlu olmaya zorlayan bu iç çatışmalar yönlendirir." Bu şu demektir: iyiler her zaman iyi, kötüler her zaman kötüdür kaidesi bu dönem romanları ile yıkılmaya başlamıştır. İnsan, insanlığını bu 5 yılık dönemde en azından edebiyat sahasında keşfeder. Çünkü romandaki karakter düşünür, düşünce ve duygularını sorgular, bunlar karşısında üzülür, pişman olur, sinirlenir, içsel çatışmalar yaşar, yani hisseder, mukayese eder, karar verir vs. Yani onlar gerçek bir kişi olma eğilimindedirler. "3.Realist ve naturalist anlayış, sosyal çevreden genetik sistematiğe, eşyadan iklime kadar hemen her şeyin insan varlığı üzerindeki etkisini dikkate alan bir ilkeler dizgesini savunur. Bu dönemdeki ayrıntılara varan betimleme titizliği ve mekana yansıyan insanı okuma endişesi bu anlayıştan beslenir. (...) Eylül'de Suat ve Necip'in paylaştıkları tinsel ve mekansal ortamın onları birbirine dönüştürmesi, çevresel etkenlerin insan yaşamında ne kadar önemli olduğunu gösteren unsurlardır. Hatta Eylül romanının adı bile doğadaki tükenişi açımlayarak insani boyuttaki çözük ve ölümlü ilişkilere gönderme yapar. Bu nedenle bu dönem romanlarındaki mekan, genellikle kapalı, labirent izlekli dar mekanlardır. " Burada "yazarın ülkü değerlerini simge düzleminde temsil eden yalı ile karşı değerleri temsil eden konak arasındaki çağrışım farklılıklarını, kavramsal olarak sırayabiliriz. (...) mekanların insanların yazgılarını belirleyici bir işlevle karşımıza çıktığını görüyoruz. Konak geniş aile yapısıyla geleneksel bir yaşam anlayışını temsil eder. Orada babanın otoritesi, bütün kişisel tasarrufları silen bir egemenliğe sahiptir. Kurallar, gelenekler ve alışkanlıklar vardır ama kendini keşfetme aşamasındaki bireyin rüyası yoktur. Bunun için bireyin yalnızlaşması ve düş kurması gerekmektedir. Bu yönüyle yalı, gizemli düşler dünyasına/denize açılan bir kapıdır." " 4.Servet-i Fünun romanında sosyal çevre 'aile ortamı' ile sınırlandırılmıştır. Bütün olaylar bu aile ortamı çerçevesinde geçer. Dolayısıyla entrik kurguda çatışmayı sağlayacak üçüncü kişi, yakın aile çevresinden birisi olma zorunluluğunu ortaya çıkarır. (...) Toplumsal yaşamın aileyi dışa kapayan geleneksel boyutu, çatışmayı sağlayan üçüncü kişilerin aile dışından gelmesini engeller. " [Burada ayrıca dönemin sosyal yapısını oluşturan II. Abdülhamid uygulamalarının, Osmanlının durumunun (hasta adam) ve bunların sanatkar üzerindeki etkisi de göz ardı edilmemelidir.] Bununla birlikte kitabın sonuna da değinilmeli. "Konağın ve aşıkların yanması, her ne kadar bazı eleştirmenlerce 'zorlama bir son' gibi görülürse de, sembolik anlamda, genç aşıkların yurtsuzluklarını ve Necip'in kararlılığını yansıtması bakımından önemlidir. Ayrıca ateş fenomeni, dünya edebiyatında en iyi arındırma aracı olarak kullanılmaktadır. Yazar, Suad-Necip ilişkisini, roman kişilerinin birey olarak serüvenlerini dikkate almadan, yalnızca 'kirlenme' diye değerlendirecek zihniyetten kurtarmak için, adeta zorla onları ateşin mutlak arındırıcılığına emanet eder. " [Nitekim Suad, Necip'e olan aşkına rağmen evliliğine, necip de suad'a olan aşkına rağmen arkadaşlığına ihanet etmemekte karar kılmışlardı.] "7.Bütün romanlarda aşk, kötümserlik ve kaçış üç ana izlek olarak karşımıza çıkar [dönem toplumsal olaylar hakkında yazmayı engelliyor, ayrıca bu dönem sanatkarları kalemlerde değil mekteplerde yetişmiştir, halkın durumunu bilmez]. Aşk, fark ettirici, birleştirici bir değer olarak işlenir. İlk romanlarda, aşktan ziyade kaba bir sahip olma dürtüsü ve tutkulu bağlanmalar şeklinde gördüğümüz sevgi motifi, ancak Mai ve SiyahMai ve Siyah , Aşk-ı Memnu ve Eylül romanlarında daha seviyeli bir karakter kazanarak, iki insanı birbirine taşıyan, açımlayan bir değere/aşka dönüşür. Roman karakterleri, kendilerini ve dünyayı, ancak aşık olduklarında anlamaya başlarlar." Burada Suat-Necip-Musiki ilişkisine de değinmemiz gerekiyor. "Bu durumda Suat-Necip ilişkisinin yalıtık değil [yalıtık olan Suat'ın Süreyya'ya Süreyya'nın ise denize akışkanlığıdır], aksine onları çoğaltan ve birbirine taşıyan döngüsel bir akışkanlık ağı oluşturur. Suat ve necip kendi parçalanmışlıklarını musiki ile önce keşfederler sonra yine aynı yolla onu bütünlüğe erdirmeye uğraşırlar. Musiki, iki farklı insanı birbirine taşıyan temel unsurdur. Aşk ise bir taşınma ve dönüşme süreci sonunda oluşan bir durumdur. Ancak yazar, bu romanda aşkı, içeriğini yitirmiş normativ kabullerin biçimlendirdiği, ürettiği bir enstrüman olmanın ötesinde, görünür ayrılıkları aşan ve iki farklı insanı, kökten birbirine taşıyarak 'aynı yere bakarken buluşturan' büyük bir fark ettirici değer olarak işler. Romanın asıl başarısı, karakterlerin kendi içlerinde yaşadıkları değişme ve gelişmelerin bu ince duyuş refakatinde ve gerçeğimsi bir inandırıcılıkla verilmiş olmasında yatar. Sözgelimi bu aşk ilişkisi yalnızca Suat'ı değiştirmez, önceleri uçarı ve çapkın bir tip olan Necip'i de değiştirir. (...) Yazar, dışarıdan gözlemlenemeyen bu içsel gelişme, değişme ve sorgulama süreçlerini, güçlü bir 'neden-sonuç ilişkisi' doğrultusunda ve başarılı bir betimleme tekniğiyle verir. " "9.Özellikle ilk dönem romanlarında zaman, epik geleneğin etkisinde, olayların geçmesine zemin hazırlayan dış bir çerçeve gibidir. Geleneksel anlatımın olay ağırlıklı bu kurgusu ancak Aşk-ı Memnu ve Eylül'de kişilerin aydınlanma, olgunlaşma veya kendilerini tanıma sürecine dönüşür. Teknik anlamdaki zamanın yavaşlaması ve derinleşmesi, öykü zamanının süre olarak kısalmasına, dolayısıyla da bakışların dıştan içe yönelmesine neden olur. Servet-i Fünun romanının psikolojik bir derinlik kazanması, kişilerin mizaçları ile çarpılan bu zaman sorunsalından kaynaklanır." Alıntılar Yeni Türk Edebiyatı 1839 - 2000Yeni Türk Edebiyatı 1839 - 2000 ndandır. Köşeli parantez içindekiler kendi yorumum. Gelelim incelenmende veryansın ettiğin durumlara: Servet-i Fünun edebiyatının genel olarak kabul edilen başlangıç ve bitiş yılları: 1896-1901. Eylül romanının söz konusu dergide tefrika edilme aralığı: 1900-1901. O zamandan bu yana yani günümüzde dahi bu kitap inceleniyor, eleştiriliyor, farklı bakış açılarından değerlendiriliyor ve önem arz ettiği hususunda birleşiliyor. Sence bu alanın duayenleri yani yeni Türk edebiyatı profesörleri, doçentleri, doktorları, araştırmacılarının tümünün birden yanılma oranı nedir? Ki ben şartlarım bunu el verdiği için tek bir kaynak (değerli bir kaynak) kullanarak bu yorumu yazıyorum. Bir romanın klasik olmasını sağlayan etmenler arasında metnin üslubu, içeriği, evrenseli yakalayabilmesi gibi şartlar da vardır. Ama bizim gibi anlatı geleneğini yüzyıllar boyunca belirli kalıplarla sınırlayan, nesire değer vermeyen edebiyata sahip toplumlarda bazı ilkler yanında teknik ustalıklar da önem arz eder. Çünkü nazım duygunun ise nesir düşüncenin vasıtasıdır. Önem arz eden bu ilk adımlar, nasıl düşünmemiz gerektiğinin de ilk adımlarıdır: Ahmet Hamdi TanpınarAhmet Hamdi Tanpınar bizde iki önemli eksiklikten bahseder: mitoloji ve felsefe, yani sistemli düşünme. Roman incelemek basit bir iş değildir. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum. Şu yorumda bile yanlış bir şey yazmış olma ihtimalim var ve bu ihtimal benim dilimi de elimi de bağlıyor. Çünkü işin içindeyim. Yani bir romanı incelemek için onlarca kaynak okuyorum, hangi yöntemi seçmem gerektiğini çözmeye, hangi kuramla metni açabileceğimi bulmaya çalışıyorum. Bir kitabı feminist teori ile de inceleyebilirsin, ekolojik kuramla da. Ama orta çağı anlatan bir metni -örnek veriyorum- yazar, roman kişisi aptal daha dünyanın düz olmadığını bilmiyor diye yorumlarsan o zaman işler biraz değişir. Çünkü bak burada da işin içine anlatıbilim giriyor. Ki eylül romanının yazıldığı dönemde hatta öncesinde kadın haklarını, eğitim almasını vs isteyen, savunan aydınlar da var (bu benim öylesine yorum yapabileceğim bir konu değil çünkü araştırmadım, araştırmalara, asıl kaynaklara bakmak lazım. böylece arkasında durabileceğim bir yorum yazabilirim.) İncelemendeki bazı hususlara ayrıca değinmek istiyorum. "Yazım dili güzel olan her kitabı öpüp alnımıza mı koyacağız? Çünkü yazım dili geliştirilir. Yazarı çağdaşlarından ayıran edebi dili değil, hayal gücüdür." şeklindeki düşüncelerin dikkatimi çekti. Edebi dilden kastın üslup ise, yani yazarın neyi nasıl anlattığıysa iyi bir konunun sırf iyi yazılmadığı için harcandığını söylememeyi kabul ediyorsun demek oluyor. Yani konu harika ama işleyememiş hükmünü baştan elemelisin çünkü yazar başka kitaplarında başka konularda nasıl olsa geliştirir? Ve sırf konu harika diye kitap da harikadır? Bana göre de üslup zamanla oturur evet ama sadece hayal gücünün hele kullanılmayan hayal gücünün bir değeri yoktur. Çünkü önemli olan elimdeki metindir yanı sıra bir kitabı yayınlamadan önce istediğimiz kadar değiştirme düzeltme hakkına sahibiz. Bipolar Necip yorumuna çok güldüm. Şöyle anlatayım. Necip bu hastalıktan muzdarip değil, sana böyle hissettiren onun yaşadığı içsel çatışma ve buhran. Diyor ki Süreyya onunla ilgilenmese bile Suat kocasına bağlı bir kadın ve ben onu bu gibi özellikleriyle sevdim. Ona aşığım, her aşık gibi aşkıma karşılık beklemek istiyorum ama bu karşılığı almam demek, benim mutluluğum ama nihayetinde hüsranım demek. Çünkü benim sadakatini sevdiğim Suat, aşkıma karşılık verirse sadık biri olmayacak, belki de herkes gibi olacak. O zaman benim sevdiğim Suat olmaktan çıkacak mı yoksa hala aynı kişi olacak mı? Onunla mutlu olma ihtimalim var mı? Yaşadığı sıkışmayı ikilemi nasıl anlatabilir başka? Adam kalbi ve beyniyle aynı anda ve ayrı ayrı düşünüyor :) Mantıklı sahne yok demişsin bir de. Kaynaklarım yanımda olmadığı için uzun uzun yazamıyorum ama "eldiven" motifi ile verilen bölümler elle tutulur mantıklı sahnelerden biriydi. Alt metninde birçok duyguyu, mesajı iletişimi taşıyordu. O dönemde küçük şeylerin ve kadınlara ait küçük eşyaların hassas narin kırılgan ayrıntıların ayrı bir önemi vardı ayrıca. Bir firkete, kadınların o dönemde kullandığı şemsiye gayet önemliydi, hayatın ayrıntısında kalan nesneleri görüyorlardı ve Eylül'de eldiven ya da Aşk-ı Memnu'da nihal'in çarşafa girme sahnesinde yazarların dikkatini görebiliyoruz ya da dönemin moda anlayışını. Bu uzun yorumu neden yazdım? Servet-i Fünun dönemi edebiyatını, romanını gerçekten seviyorum. Çünkü roman nedir, nasıl yazılır, anlamışız. Ayrıca o dönemi o dönem şartlarına göre değerlendirmemiz lazım, yukarıda II. Abdülhamid yönetimi dedim (mesela burada da yeni tarihselcilik düşünceleri giriyor işin içine), o dönemi, sanaktârların mizaçlarını şunu bunu da göz önünde bulundurmamız lazım. Bundan da öte yazmak istiyorsak önce tekniği, tekniğin tarihsel seyrini de bilmemiz gerekiyor. Ki bizde sorunun yarısı okumamaksa diğer yarısı da okuduğumuzu anlamamaktır. Hocanın neden sorularını cevaplamak yerine seni susturduğunu anlamadım ama umarım bu bilgiler ışığında yazacağın sınav metnini tekrar değerlendirir ve yüksek bir not alırsın :) (yorum çok uzun. Bazı yerleri kontrol ederek yazdım ve yoruldum haliyle. Yazım hatası, anlatım bozukluğu olabilir, affola. Bilgi hatası varsa düzeltirim)
Öncelikle bu bilgileri verdiğin için teşekkür ederim. Ancak bu kitabı sevmemem bunları bilmediğim anlamına gelmiyor, zira ince detaylar dışında bahsettiğin birçok şeyden, edebiyatın dönemlerinden ve akımlarından haberdarım. Zaten incelemede o zamanın modasının yasak aşk olduğundan da bahsettim, Halit Ziya'nın öğrencisi olan adamdan ne bekliyordum ki yani bir de o durum var. İncelemede bahsettiğim noktadan eleştirilmiş gibi hissediyorum yine. Bilmemek. Hayır, biliyorum. Bir edebiyatçı veya profesör kadar detaylı bilgilere sahip olmasam da dönemin edebiyat anlayışını biliyorum, ilk defa eline klasik almış biri değilim. Ve bilmeme rağmen sevmemiş olmam da bence gayet normal. Evet psikolojik anlamda bizim için ilk ve bu yüzden değerli bir roman ama bu ille de ona saygı duymam gerektiği anlamına gelmiyor. Eğer yazar başka elle tutulur bir konuya böyle ruhsal tasvirleri yapsaydı nefret etmezdim ama ben iğrenç bulduğum bir konu hakkında yazılmış bir kitabı sırf ilk psikolojik eser diye beğenmek zorunda değilim. Yazım dili ve içerik konusuna gelelim. Ben konusu iyi olan bir kitabın yazım dilinin güzel olmasına gerek yok gibi bir şey demedim, öyle anlaşılmışsa affola. Ancak bir kitabı kaliteli kılan şeyin yalnızca yazım dili olduğuna inanmıyorum. İncelemede dediğim gibi yazım dili mükemmel olsa bile bu yazar bana ne anlatıyor? sorusu benim için daha kıymetli. Eğer beğendiğim veya etik değerlerime uyan bir konuysa zaten buradaki birçok incelememde görmüş olman lazım yazım dili de benim için önemli, yazım dilini övdüğüm veya eleştirdiğim çok fazla kitap var. Diğer bir durum, koskoca profesörler doçentler bu kitabı boş yere mi değerli gördü kısmıydı ve beni yorumunda rahatsız eden tek kısım buydu. Ne yani, benim bir ünvanım adım yok diye klasikleri inceleyemez miyim? Eylül'ü değerli bir eser olarak görmüşler ki buna katılmasam da ben bu kitabın çığır açan bir eser olduğunu onlar gibi kabul ediyorum çünkü dediğiniz gibi ilk defa Türk edebiyatında detaylı ruhsal tasvirler görüyoruz. İlk olma özelliği taşıdığı için zaten doğrudan önemli bir eser haline gelmeye hak kazanıyor ancak ben kendi zihnimde bu kitabı sadece öyle hatırlamak istiyorum: ilk psikolojik eser. Diğer bir konu, kitabı eleştirme biçimi. Feminist bir bakış açısıyla ele almış olabilir miyim? Evet. Bunu inkar etmem etmeye de gerek duymuyorum çünkü incelemede bahsettiğim gibi sırf klasik diye kitaplardaki sıkıntılı durumları görmezden gelmekten yoruldum. Necip konusuna gelirsek bipoları zaten ciddi ciddi dememiştim. Ona bu şekilde kendimce bir tanı koymamın nedeni de Suat'a olan sevgisi değil (ki bu kısım da beni rahatsız ediyor açıkçası). Necip neden bipolar dediğimi incelemede kitaptaki olaylardan örnek vererek açıklıyorum zaten, tekrara düşmeye gerek duymuyorum. Tekrar verdiğin bilgiler için teşekkür ederim ama zaten bildiğim şeyler olduğu için çoğu kitaba karşı bakış açım değişmedi. Klasikler o dönemin akımları tarzları yaşam biçimi bilinse de sevilmeyebilir ve ben bu kitabı sevmedim.
Demet Hanım ellerinize yüreğinize sağlık. Bazı şahıslar ismini vermeyeceğim onlar kendini biliyor, iki kitap okuyunca kendini Nurullah Ataç zannediyor. Beğenmeyebilirsin, bu çok doğal, ama klasik kitabı gömünce kendinin çok iyi seviyelerde edebiyatçı olduğun anlamına gelmiyor. Sadece komik olduğun anlamına geliyor. Biraz Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan okursan edebi eserlere Demet Yılmaz Hanımefendi gibi bakmayı öğrenebilirsin günün birinde.
Ceyhun guneyCeyhun guney çok affedersiniz ama ben sevmediğim bir kitabı eleştirmekte bir kusur görmüyorum. Ben bir kitabı sevmediysem popüler de olsa klasik de olsa gömerim. Tabii okuduğunuz her klasik kitabı, eleştirme yeteneğiniz olmadığı için beğenmek zorunda hissediyorsanız o ayrı konu.
Ceyhun guneyCeyhun guney daha önce ahmet hamdi tanpinar okudum ve bu kitabın normal olmadığı gerçeğini söyleyebileceğimi değiştirmiyor😢 bazı insanlar klasikleri kutsal kitap (tövbe) olarak gördüğü için eleştirme hakkını kendinde görmeyebilir😇
emiremir mesela adını vermek istemediğim bazı şahıslar buna örnek 😇
Rümeysa BALÇINRümeysa BALÇIN Kitabı beğenmeyebilirsiniz, kitabı tabi ki eleştirebilirsiniz ama Klasik kitapları gömmek için Alpay Doğan Yıldız gibi Mehmet Kaplan gibi Demet Yılmaz gibi teknik bilgilere de hakim olmalısınız. 3-5 kitap okuyup ortalıkta Nurullah Ataç gibi geziyorsunuz.
emiremir Ahmet Hamdi Tanpınar dan ne okudunuz mesela?
Ceyhun guneyCeyhun guney anlatmak istediğinizi anlıyorum fakat benimki de sınırlı bilgi. Yorumda da çoğunlukla bilgileri aktardım, bazı kısımlarda da okuyan anlar diye düşünerek bilgiyi diğerlerleriyle sentezlemedim bile. İsmimin, Tanpınar ve Kaplan hoca gibi isimlerle aynı yerde anılması beni biraz gerdi. Çünkü ben daha doktora öğrencisiyim.
Ceyhun guneyCeyhun guney Dönemin edebiyat anlayışını ve edebiyat akımlarını bildiğimi zaten söyledim. Yaşım yüzünden sanırım küçümseniyorum ama müfredattaki edebiyat dersleri o kadar ağır ki Demet Hanım'ın yazdığı her şeyi biliyordum neredeyse ve bunu ona da demiştim, sonuçta bu alana kendi ilgim de var ve kendim de araştırıyorum. Sonra hiç yoktan araya girip saçma sapan şeyler demeye başladınız. Ben zaten kaldıramayacağımı fark ettiğim bir kitabı yarım bırakırım, üst seviye gelen kitaba yorum bile yapmadan geçerim. Kendi kendinize triplere girmeye hiç gerek yoktu.
Rümeysa BALÇINRümeysa BALÇIN anlatmak istediklerim şunlardı: 1.bazı kitaplar konusu, bazı kitaplar kullandığı teknik, bazı kitaplar üslubu sayesinde zamana direnerek "kült"leşir, "klasik" haline gelir. Eylül'de, yazarın kullandığı teknikler önemlidir. Bununla birlikte sanat eseri onu ortaya çıkaran toplumsal şartlardan ayrı tutulamaz. 2.tüm kitapları herhangi bir kuramla inceleyebilirsin ama her kitabın "açar" kuramı farklıdır. Örneğin Eylül'ü psikanaliz edebiyat çerçevesinde incelediğinde feminist kuramla incelemenden daha zengin belki de daha tutarlı veriler elde edebilirsin. Yani romanı incelemek için kullanılan yöntem çok önemlidir. 3.elbette bir roman hakkında düşüncelerini belirtmek için herhangi bir ünvana sahip olmayı beklemene gerek yok ama incelemendeki gibi "iddialı" ifadeler kullanmak için bazı şeyleri iyi idrak etmenin önemli olduğunu en azından kendi açımdan düşünüyorum. Çünkü ben okudukça ne kadar az şey bildiğimi fark ediyorum. Bu elbette her insan için farklı bir süreç. Yorumda seni kırmak istememiştim, bazen bilgi aktarma isteğim şiddetleniyor :)
Rümeysa BALÇINRümeysa BALÇIN Bilginin yaşla bir alakası olmaz, kendini geliştiren kişi 18 yaşında olsa karsısındaki yerinde sayıyorsa isterse 60 olsun, bilgi öğrenmek isteyen kişinin yanındadır. İyi bir kitap okuru nasıldır biliyor musun birinin ister övsün ister gömsün kullandığı cümlelerden onun nasıl bir edebiyat bilgisi olduğunu anlar. Mesela sizin kullandıklarınıza bakın Sayın Demet Yılmaz Hanımefendinin kullandığı üsluba bakın aradaki farkı sadece nitelikli okurlar anlar. Oğuzhan Aktürk de var sitede beğenmediği kitapları oda gömüyor(klasik bile olsa) ama yazdığı her satırda bilgisi hissediliyor.
Demet YılmazDemet Yılmaz Tabiki onlar gökteki yıldızlar, onlara ulaşmak için çok emek vermek gerekiyor ama nitelikli bir okur kullanılan üslup tan ve cümlelerden ; ister övsün ister eleştirsin değerini hemen belli ediyor. Kendim amatör bir okurum, ama yıllardır okuyorum, bir köşe yazısı bile okusam kullandığı cümleden, üsluptan edebiyat bilgisi varmı yokmu hemen anlaşılıyor.
Valla ne dersem diyeyim konuyu ikiniz de yine aynı noktaya getiriyorsunuz: bilmemek. Şurada yine karşı tarafın dinlemediği bir durum yaşıyorum çünkü yorumlarınızda aynı yerde saydırmaya devam ediyorsunuz. Bildiklerimi incelemede döksem de yine kitabı sevmediğim için linçlenecektim dolayısıyla uğraşmaya bile değmez, istediğiniz kadar konuşun içinizi dökün şuraya tamam mı umurumda falan değil. Ben kendimi açıklamaya çalıştıkça dönüp dolaşıp papağan gibi aynı şeyi söylüyorsunuz zaten.
Ceyhun guneyCeyhun guney bir de şu var ki üslup, her zaman her şeydir. Bilgi olsun olmasın. "Benim bu konuda bilgim yok, bu yüzden yorum yapamam da" bir üslubun ürünü olabilir ve değerli bir bilgiye sahiptir: İnsanın kendini, yerini ve haddini bilmesine...
Demet YılmazDemet Yılmaz Mesele de zaten bu , beğenmemekte hakkı, eleştirmekte hakkı. Rümeysa Hanım öyle iddalı cümleler kullanıyor ki bunu ancak temel ve teknik bilgisi güçlü olanlar yapabilir. Kullandığı cümlelerden ve üsluptan o kadar derin bilgilere sahip olmadığı anlaşılıyor zaten.
Rümeysa BALÇINRümeysa BALÇIN Ben yılların tecrübesi ile size bir şeyler anlatmak istedim. sizi kırmak ve rencide etmek değildi amacım ama "Anlatmak istedikleriniz karşınızdakinin anlayabildiği kadardır" der Değerli yazarın birisi. O yüzden konuyu kapatıyorum.
Ceyhun guneyCeyhun guney kimseyi hiçbir şeyle itham etmiyorum. Yazdıklarım yanlış anlaşıldı sanırım. Ama ne yapabilirim... Kimsenin bilgisi hakkında yorum yapmayı kendi üzerime vazife edinmiyorum, çünkü haddim değil. Ben genel olarak muhabbet oraya gittiği için üslup hakkında konuşuyordum. Rümeysa BALÇINRümeysa BALÇIN konu hakkında ayrıntılı bilgin olması güzel... Kitabı sevmediğin için, sevmek zorunda olduğun için yorum yapmamıştım. İncelemende sahip olduğun bu bilgileri göstermemeyi tercih etmişsin, ben de farklı bakış açılarından kitabı görmenin iyi olabileceğini düşünmüştüm. Polemiğe girmek gibi bir niyetim yoktu. Sonuç olarak tüm bu konuşmalar ve incelemen ışığında feminist damarına dokunduğu ve etik değerlerine uygun olmadığı için kitabı sevmediğini düşünüyorum. Tabii ki bu normal bir şey....
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.