Ama ben kederden ne anlarım? Şimdiye dek sevdiğim hiç kimse ölmedi ya da eziyet çekmedi. Yiyecek yemeğe ya da yatacak yere hiç muhtaç olmadım. Bana beş duyu ve çekici bir dış görünüş bahşedildi. Yani konforlu küçük koltuğumda, oturduğum yerden ancak ahkâm kesebilirim. Amerika'nın en seçkin okullarından birinde okuyorum; Birleşik Devletler'in en seçkin kızlarının iki biniyle bir arada yaşıyorum. Şikâyet edecek neyim var? Pek bir şeyim olduğu söylenemez. Özsaygımı esas pekiştirme yolum burslu olduğumu söylemek; özgür irademi kullanıp lise boyunca çalışmasaydım şimdi asla burada olamazdım. Ama bunu derinlemesine düşündüğümüzde, bunun ne kadarı özgür iradeydi ki? Ne kadarı ebeveynlerimden aldığım düşünebilme kapasitesi, akademik anlamda çalışıp başarı elde etmem için evde gördüğüm teşvik, bütün o erkek ve kızların men edildiğim sosyal dünyasına bir alternatif bulma ihtiyacıydı?
Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım.
Üzerimde hakimiyet kurulmasından biraz korkuyorum, orası kesin.( Kim korkmaz ki? Sadece şu teslimiyetçi,koyun gibi uysal tipler herhalde. Ve o bu dediğim tiplerden değil,ben de değilim.) Ama bu, benim, sırf bu yüzden, hakimiyet kurmak istediğim anlamına gelmez. Hayır,bu siyah beyaz bir tercih ya da " ya ben zafer kazanıp üste çıkarım ya da sen" gibi bir alternatif değil. Benim istediğim şey yalnızca denge. Bir kişinin arzu ve isteklerinin diğerininkilerden sürekli öne çıkması adına sürekli arka planda tutulması değil! Bu büyük haksızlık olurdu.
Çünkü gerçekten kimse sevmiyor beni. Hiç kimsenin umurunda değilim ben. Anne ve babamın bile umurunda değilim sanki… Hepsi bencil, herkes bencil… Ben bencil olamıyorum. Bencilce davranıp sadece kendimi düşünmek bana acı veriyor. Bunu yapamadığım için daha çok batıyorum bataklıkta sanki…”