9/10
·528 syf.··
2026 61. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 17:20
Ayperi Ak, bir okulda ücretli sosyal bilgiler öğretmenidir. Yıllar önce üniversite için Trabzon'dan ayrılmış ve İstanbul'a gelmiştir. Okul bitince de yurt arkadaşları ile eve çıkmıştır. Ve sakin bir hayatı vardır. Ancak birgün okuldan çıkıp minibüs durağına gittiğinde bir adam ona sarkıntılık yapmış ve Ayperi'nin küçükken yaşadığı travmalar gün yüzüne çıkmıştır. Ayperi nefes alabilmek için sahile gitmiş ve orada yanına gelen adam ile hayatı tamamen değişmiştir. Tanımadığı adama geçmişindeki en büyük acıları anlatmış ve oradan ayrılmıştır. Aradan zaman geçmiş ve arkadaşlarıyla karakolluk olduğu bir günde ise o adamı yeniden görmüştür. Ömer Seyirhan, başalı ve gözü kara bir polistir. Narkotik şubesinde başkomiser olarak görev yapmaktadır. Ve aylar önce karşılaştığı kadını karşısında yeniden görmeyi beklemiyordur. Ayperi'yi gördüğünde ise önüne geçemediği bir merak duygusu onu sarmaktadır. Ve Ömer her ne olursa olsun Ayperi'yi daha yakından tanımaya kararlıdır. Hatta Ayperi'ye rağmen... Yazardan daha önce okuma yapmıştım kalemini biliyordum ama bu kitapla beraber kalemi daha da bağımlılık yapmış olabilir.Hem hüznü hem de mutlulu bir arada verebilen nadir yazarlardan.Ayperi'nin geçmişi, yaşamak ve susmak zorunda kaldıkları beni paramparça ederken, sakarlıkları ve çılgın arkadaş ortamı da kahkahalara boğdu.Özellikle de Melike...Kitaptaki favorim haline geldi.Ömer ise benim için bambaşkaydı.Al oturt karşına seyret bu adamı.Hem sabrı hem de çok güzel sevmesiyle gönlümde ayrı bir taht kurdu.Ayrıca Ayperi ne yaparsa yapsın her şeyini kabul edişi ile eridim bittim.Ayperi'nin inadı ufaktan kırılmaya başlamıştı ama son olanlardan sonra işler nasıl ilerleyecek merak ediyorum.Ayrıca Şeyma ve Muharrem'de aklım kaldı.Tabi Melike ve Yavuz cephesinde de olaylar karışacak gibi
Tozlu Pembe ILoresima · Ephesus Yayınları · 2026502 okunma
Bir kahramanın acı sonu
Puan vermedi·352 syf.··
2026 10. kitabı
Arap ihanetine uğrayan Teşkilat-ı Mahsusa reisi Süleyman Askerî Bey intihar edecektir. Onun kaleminden ise şu sözler dökülecektir; "Binlerce yıl hür yaşayan bir milletin torunlarıyız. Steplerin kurdu, Arslan'ı, göklerin kartalıyız." Tarih sahnesinde nice kahramanların hikayesini yazılmıştır. Ama Süleyman Askerî Bey'in yeri ayrıdır. Türk ordusunun en şerefli subaylarındandı. Sorumlu olduğu birliği harp alanında bizzat en ön cephede yürüyemez halde ve yaralı olmasına rağmen yönetecek kurmaydı. Süleyman Askerî Bey Edirne askeri okuluna iken orada öğrenim gördüğü süre boyunca Kuşçubaşı Eşref ve Yenibahçeli Şükrü ile dost olmuştu. Bu bağlantının ileride Türk teşkilatının gizli yapılanmasına katılmasını sağlayacaktı. Harp akademisinden mezun olup Osmanlı ordusuna Yüzbaşı rütbesi ile katılmıştır. Meşrutiyetin ilan sürecinde ismi çok geçen Süleyman Askeri Bey; Makedonya'da yürütülen çete takibinde kendini göstermiş, Rumeli'de II. Abdülhamit'e karşı olan genç subaylar arasında yer almış, gayet teşkilatçı bir insandı. 2. Abdülhamid'i tahttan indirecek olan harekat ordusuyla İstanbul'a gelen Askeri Bey 4 Eylül 1909 yılında kolağası olmuş ve Bağdat'a jandarmaları organize etmek için gönderilmiştir. Trablusgarp savaşı sırasında işgal teşebbüsü karşısında kılık değiştirerek yakın arkadaşlarıyla beraber Bingazi'ye gelmiş, Enver ve Mustafa Kemal Paşalarla birlikte mücadeleye katılmıştı. II. Balkan Savaşı sonrasında Bulgarlar ile yapılan İstanbul Anlaşması öncesinde Garbî Trakya Hükümeti'nin kurulmasını sağlamıştır. Teşkilât ı Mahsûsa'nın resmen kurulmasından sonra,ilk başkan olarak teşkilatın yurt içi ve yurt dışı faaliyetlerini düzenlemiştir. Süleyman Askerî'nin kısa ve kariyerinin en önemli evresini 1914-1915 yıllarında Irak'ta yaptığı faaliyetler oluşturmuştur. Süleyman Askerî 3
Süleyman Askerî BeySüleyman Tekir · Kronik Kitap · 0235 okunma
Reklam
Puan vermedi·116 syf.··
2026 35. kitabı
ZATEN O ŞARKIYI BEN SANA YAZMADIM / ORKUN GALOLAR Herkese merhabalar… Bugün sizlere Orkun Galolar'ın kaleminden çıkan öyle bir kitapla geldim ki anlatamam. O derece üzüldüm diyebilirim. İçimi parçaladı adeta. Umut'a defalarca üzüldüm, defalarca gözyaşlarım pıt dedi. O yüzden haydi gelin sizi daha fazla merakta bırakmadan kitabın konusuna geçelim. Çocukluğundan beri Elif’i seven Umut, her aile buluşmasını bir umutla bekler. İçindekileri anlatmak ister ama Elif ona hiçbir zaman bu fırsatı vermez. Ne umut verir ne de tamamen uzaklaşır. Buna rağmen Umut vazgeçmez. Hayatını, hayallerini ve hatta geleceğini bile Elif’e yakın olabilmek üzerine kurar. Zaman geçer, Elif başka birine âşık olur, evlenir ve yurt dışına gider. Ama Umut’un kalbindeki yerini hiç kaybetmez. Aradan geçen on beş yıl bile sevgisini eksiltemez. Yıllar sonra Elif geri döndüğünde Umut’un içinde yeniden bir umut filizlenir. Fakat her zamanki gibi Elif yine gider. Aslında bu ilk gidişi değildir; Elif her gelişinde gitmiş, Umut ise her defasında onu yeniden kabul etmiştir. Bu hikâye karşılıksız bir aşkın, beklemenin ve vazgeçememenin hikâyesi. Çünkü Umut’un en büyük acısı Elif’i kaybetmek değil, onu yıllarca sevmesine rağmen hiçbir zaman gerçekten ona sahip olamamaktır. ALINTILAR “Ve tabii o zaman anlamamıştım. Birini kaybetmemek için kendinden vazgeçmek, kaybetmenin başka bir biçimiydi.” “Arkamdan konuşulanları bilmiyor değilim ama hayat da gül bahçesi sunmadı bana.” “İki farklı zaman dilimindeyim. Gidip geliyorum geçen yıllarla şimdi arasında.” Hazırlayan: Alican GER Editör: Deniz İmre
Zaten O Şarkıyı Ben Sana YazmadımOrkun Galolar · İnkılâp Kitabevi · 202671 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 82. kitabı
BİLİNMEZE DOĞRU . Bilge Korkutültürsanat dan etkileyici bir romanla haftaya merhaba. Savaş, göç, aşk, kimlik mücadelesi, aile ve yurt özlemi ile harmanlanan, bizi eski İstanbul'a_ Pera'ya ve Şehremini'ne_ götüren yaşanmışlıklar... Kırım'a uzanıyoruz önce; Yulian ve Kadir'in aşkına.Babası Vladimir'in kıymetlisi Yulian, ailesini karşısına alarak Kadir'le evlenir. 1918 yılında birbirini seven bu gençlerin çocukları olur. İkizleri, Vera ve Nevriye. Ama malesef kader ağlarını örmüştür kardeşler için. Kırım Türkler'ine yapılan baskınlar, aileyi göçe mecbur bırakır. Taa ki Vladimir seneler sonra kızını görmek için gelene kadar. Babası ölüm listesindedir ve Selanik'e kaçmak ister. Fakat yanında biriciğinin de olmasını ister ve son bir teklif için kızının yanına gider. İşte o anda olanlar, Nevreste'yi Katherina yaparken ikizler ayrı kadere göz yumar. Birbirinden habersiz iki kardeş. Katherine ve Vera. Katherina, anneannesiyle Selanik'e göç edip yaşamını sürdürürken, Tatyana kızını burada anlar. O da bir Türk'e aşık olmuştur ki, Kemal birde evlidir. İçi yana yana alınan kararlar onları İstanbul'a kaçırırken Kemal'in verdiği kağıt parçası ile Pera'ya giderler. Vera ise annesinin Kıymet olması, babasının Salih Amcası ile karar verip göçe mecbur bırakılmasıyla yola çıkar. Emin vardır yanında, yemyeşil gözleri ile elini her daim tutan. Mukadder Halalarının yanına yerleşirler İstanbul'da ve yaşam mücadeleleri başlar. Varlıklarından bile haberi olmayan iki kardeş, kavuşabilecek midir? James'in aklı gidip gelse de bir türlü kalbinden gitmeyen kimdir? Ve Emin, Karadeniz'in ondan alıp veremediği nedir? Turgut, Nejat, James, Tatya, Kıymet ve diğerleri... Nesiller boyunca taşınan acılar, göçlerin_sürgünlerin ardındaki yaşamlar. Kırım'dan başlayan ve bilinmeyene uzanan yolculuk, yalnızca
Bilinmeze DoğruHülya Başarangil Demir · Bilge Kültür-Sanat Yayınları · 202562 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 99. kitabı
Fonda Lee'den okuduğum ilk kitaptı ve yazarın kalemiyle tanıştığıma çok memnun oldum. Aslında uzun zamandır adını duyuyordum çünkü yurt dışında oldukça sevilen Yeşil Kemik Efsaneleri serisi sık sık karşıma çıkıyordu. Ülkemizde hak ettiği ilgiyi görememiş olsa da fantastik edebiyat okurlarının mutlaka keşfetmesi gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum. Bu kitabı bitirince o üç kitaplık seriyi de hemen listeme ekledim. Hikâyenin merkezinde Ester var. Bir mantikor saldırısında annesini ve kardeşini kaybettikten sonra hayatı tamamen değişiyor. Onun yasını, öfkesini ve kendine yeni bir amaç bulma çabasını okumak beni çok etkiledi. Çünkü Ester sadece canavarlarla savaşmıyor; kendi acısıyla da mücadele ediyor. Ama kitabın asıl büyüsü benim için Zahra ile başladı. Ester'in eşleştiği dev rokh kuşu... Aralarındaki bağ alıştığımız dostluk hikâyelerine benzemiyor. Zahra sevimli ya da evcil bir yaratık değil; vahşi, tehlikeli ve kendi doğasına sadık. Bu yüzden Ester ile arasındaki ilişki çok daha gerçek ve etkileyiciydi. Her sahnelerinde hayranlıkla okudum. Kitap sadece fantastik yaratıklar ve maceradan ibaret değil. Aynı zamanda kayıpla yaşamayı, kabullenmeyi ve insanın kendine yeni bir yol çizebilmesini anlatıyor. Ester'in Kraliyet Kuşhanesi'ndeki yolculuğu boyunca yaşadığı değişimi görmek çok güzeldi. Bazen en büyük savaşın dışarıdaki canavarlarla değil, insanın kendi içindeki yaralarla olduğunu hissettirdi bana. Fonda Lee'nin dünyayı anlatış biçimini de çok sevdim. Sadece 120 sayfalık bir kısa roman olmasına rağmen rokhlar, mantikorlar ve imparatorluğun atmosferi gözümde çok net canlandı. Kısa olmasına rağmen bana eksik hissettirmeyen nadir fantastik kitaplardan biri oldu. Bazı fantastik hikâyeler yalnızca yeni dünyalar gösterir; bazıları ise karakterlerinin yaralarını
Özgürleşen GökyüzüFonda Lee · Eksik Parça Yayınları · 20265 okunma
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 19:31
Son, Ayşe Kulin 302 Sayfa, Everest Yayınları Elinize yapışacak bir kitap diyerek başlıyorum sözlerime. Öyle akıcı ve sürükleyici yazılmış ki ne oldu ha ne olacak diye diye bakmışsınız kitap bitivermiş. Bir de şöyle bir tarafı var kitabın; karakterler bir yerlerden tanıdık. Nerden mi? Yazarın müdavimi olanlar bileceklerdir muhakkak. Geçmişte tanıştığımız bazı Ayşe Kulin karakterleri tekrar karşımıza çıkıyor burada. Yolları kesişiyor aynı evrende bazı karakterlerin. Kimlerin mi? Şimdi konusunu özet geçerken anımsarsınız yüksek ihtimal. Ha hiçbir kitabını okumadıysanız bile yazarın sorun değil. Çünkü öyle bir yazılmış ki hikaye sırıtmıyor hiçbir karakter. Cuk diye oturmuş kurguya. Ayşe Kulin yine yapmış yapacağını diyebiliriz. Kitabın konusuna gelecek olursak kısaca şöyle; Derya, eşi Hakan ve kızı Ada ile Ege’de bir köyde organik bir yaşam sürmektedir. Hakan uzun zamandır işsiz olan, ülkede mimlenmiş bir mimardır. Ne yapsa iş bulamaz ve bu yüzden de yurt dışındaki işleri de kovalamaktadır. Bir zaman gelir ki Çin’den kabul alır ve oraya gitmeye karar verir. Derya’nın da kızlarıyla birlikte onunla gelmesini çok ister ama Derya bazı korkularından ötürü gitmek istemez ve Türkiye’de kalmaya karar verir. Hakan Çin’e giderken köydeki evi kapatırlar ve Derya kızıyla beraber babasının yanına yerleşir. Evdeki çalışanlarla arası pek iyi olmadığından ötürü gündüzleri bebeğiyle birlikte sık sık dışarı çıkar, denize gider. Plaja gittiği bir gün denize açıldığında talihsiz bir olay patlak verir. Hikaye çok başka bir yere evrilecektir artık. Bu kitabı okuyunuz efenim. Şiddetle tavsiyedir. Bana da zorla okutan arkadaşım Özlem’e de çok teşekkür ediyorum. Kocaman bir iyi ki okumuşum dedirtti :) Sizler de eksik kalmayın okuyun, rica ediyorum. Çok sevgiler 🩵 #alıntı ”Ben seni hiç
Edebiyat
SonAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20184,387 okunma
Reklam
Reklam