Yeterince derine yüzerse balıkların da ejderhaya dönüştüğü bir masal anlatacağım bir gün sana.
Kıyıda ani bir kargaşa çıktı, birkaç misket tüfeği patladı, kalkan duvar delindi. Ronin-samurayların bazıları geri çekildi, kıyıdaki bireysel çarpışmalar yeniden başladı. Bu defa düşmanın öncü birliği kıstırıldı ve püskürtüldü. “Tanrı aşkına, yüzmesini söylesene!” “Yüzemez, Anjin-san. Ölmeye hazırlanıyor.” “Ey güzel İsa, ölmek istiyorsa o zaman oraya gitsin!” Blackthorne kavgaya doğru hızla salladı parmağını. “Niye adamlarına yardım etmiyor? Ölmek istiyorsa niye çarpışarak ölmüyor, niye erkek gibi ölmüyor?” Genç kadına yaslanmış duran Mariko, gözlerini rıhtımdan ayırmadı. “Esir düşebilir de ondan. Yüzerse de esir düşebilir. O zaman düşman onu ayaktakımına sergiler, rezil eder, korkunç şeyler yapar. Bir samuray esir düşerse samuray kalamaz artık. Şerefe sürülecek en büyük leke budur, düşmana esir düşmek. O yüzden kocam bir erkeğin, bir samurayın yapması gereken şeyi yapıyor. Samuraylar haysiyetleriyle ölür. Yaşam denen şey samuray için nedir ki? Hiçbir şey. Yaşam ıstıraptan ibarettir, neh? Şahitler önünde haysiyetle ölmek kocamın hem vazifesi hem de hakkı.” Blackthorne dişlerinin arasından, “Ne aptalca bir ziyanlık,” dedi. “Bize karşı sabırlı olun, Anjin-san.”
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yeterince derine yüzerse balıkların da ejderhaya dönüştüğü bir masal anlatacağım bir gün sana
Ejderha ve Yıldız
Şimdi bakanlar tarafından yapılan bu tekliflerden sonra kalkıp bu tip fikirlerin bir krala hiç yakışmadığını ve ona zarar verdiğini iddia etsem, güvenliğinin ve saygınlığının kendi zenginliğine değil halkının refahına bağlı olduğunu söylesem, halkın kralı kendi çıkarı için çalışsın diye değil insanlığın yararı için başa getirdiğini söylesem; krala dönüp halkı haksızlıklara karşı koruması ve kollaması ve onlara daha güvenli ve daha rahat bir hayat sürmelerini sağlaması gerektiğini iletsem, bu sebeple bir kralın halkının mutluluğunu kendi mutluluğundan daha çok gözetmesi gerektiğini anlatsam; bir çoban, sürüsüne nasıl göz kulak oluyorsa öyle, kralın da halkına öyle bakması gerektiğini ifade etsem ne olur? Desem ki, halkın güven içinde olması için toplumun ille de yoksul olması gerektiğini savunmak büyük bir yanlıştır. En çok kavgalar, gürültüler dilenciler arasında olmuyor mu? Yeniliği, mevcut durumundan rahatsız olan birinden daha fazla kim isteyebilir ki? Karışıklık yaratmak isteyen kaybedecek hiçbir şeyi olmayan kişi değil midir? Eğer bir kral halkını koruyamıyorsa, halkı baskıyla kötü yönetiyorsa, halkı soyarak dilenci muamelesi yapıyorsa, perişan ediyorsa, krallığını bırakıp gitmesi o tahtta hâlâ oturmasından çok daha hayırlıdır. Bu şekilde ayakta kalmaya çalışan bir kral sadece otoritesini korur, ancak büyüklüğü, saygınlığı çoktan kaybolmuştur. Bir kral dilencilerin üzerinde saltanat sürdüğü zaman değil, himayesinde zengin ve mutlu insanlar yaşatabildiği sürece değer kazanır. Bu noktada, yüce Fabricius şöyle demiştir: 'Kendim zengin olmaktansa zengin insanları yönetmeyi tercih ederim; eğer kendi dışındaki herkes inim inim inlerken, matem tutarken bir kral zevk ve sefa içinde, zenginlik ve bolluk içinde yüzerse ona kral denmez; dense dense gardiyan denir. Onun hali,
Sayfa 60·Kitabı okudu
Felsefe
Yeterince derine yüzerse balıkların da ejderhaya dönüştüğü bir masal anlatacağım bir gün sana.
Sayfa 292·Kitabı okudu
"Yeterince derine yüzerse balıkların da ejderhaya dönüştüğü bir masal anlatacağım bir gün sana."
Alıntı