İlkel ve Kalp Kırıcı
10/10
·688 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:45
Kan Yeminliler serisinin ikinci kitabıda bitirmiş oldum ve şöyle söylemeliyim ki gerçekten bayıldım. İskandinav Mitolojisi'ne böylesine bağlayacağımı hiç tahmin etmezdim. Birinci kitaba nazaran biraz daha yavaş okudum hatta birkaö gün üst üste okuyamadığım çok oldu ama kitaba ne zaman başlasam yine beni içinde tutmayı ve önceki hikayelerde neler olduğunu hatırlamamı sağladı ki bence bu bir yazar için büyük bir başarı. Gelelim kitabımıza. Birinci kitaba ek olarak iki karakteri daha okuduk kitapta. İkisine birden gerek var mıydı biri olsa yeterdi diye düşündüğüm çok oldu ama kitabın sonlarında neden ikisinin gözünden de hikayeye baktığımızı anladım ve bu da olay örgüsünün parçalamadan devam etmesini sağlamış. Güzeldi. Bir sürü olayın, kavganın, gürültünün ardından rahat bir nefes alacaktım ta ki sonu okuyana kadar. Böyle bir son beklemiyordum. Bir annenin evladı için yapamayacağı hiçbir şey yok gerçekten. "Yaşa Breca" Biraz soluk alıp üçüncü kitaba geçeceğim. Orada görüşürüz :)
Tanrıların AçlığıJohn Gwynne · Martı Yayınları · 2024101 okunma
8/10
·430 syf.··
2026 31. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:59
Bazı kitaplar okunduktan sonra zihinde fikirler bırakır, bazıları ise insanın içine yerleşir. Bin Muhteşem Güneş benim için ikinci gruba dahil oldu. Kitabı bitirdiğimde aklımda savaşın tarihi ya da Afganistan'ın siyasi geçmişinden ziyade, hayatın en sert koşullarında bile insanı ayakta tutabilen bağlar kaldı. Meryem ve Leyla'nın hikayesi, aynı acının farklı yüzlerini gösterirken dayanışmanın ne kadar dönüştürücü olabileceğini de hissettiriyor. Khaled Hosseini , karakterlerini kahramanlaştırmadan anlatmış. Onları kusurları, korkuları ve kırılganlıklarıyla olduğu gibi bırakmış. Bu yüzden yaşadıkları daha gerçek, daha sarsıcı geliyor. Kitabın bazı bölümlerinde duygunun yoğunluğu zaman zaman okuru yorabilecek kadar yükselse de anlatının samimiyeti bunu kaldırabiliyor. Bin Muhteşem Güneş , benim için insanın umuda yer açmak için gösterdiği dirençle bile yaşayabileceğini düşündüren nadir romanlardan biri oldu. Kader bazen elinden her şeyi alır, geriye kim olduğunu bırakır.
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Seçkinler
10/10
·508 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:25
Akay ailesi en yüksek mertebeli bir aile. Herkes bu aileyi kusursuz, en üstün, seçkin bir aile olarak bilmekte. Ama içten içe örgüt halini almış, zihin kontrolü, telekinezi ile insanların düşüncelerini dahi çalan bir aile. Her zaman güç onların elinde olmalıdır, herkes bu aileye itaat etmek zorundadır! Örgütleri ULU KAN Akay ailesinden herhangi birinin canı biri tarafından sıkılırsa, cezası ölümdür ve onun kanı akıtılır… Ana Karakterler Güneş METİNER ve Çağın AKAY. Çağın örgüt lideri olmasına rağmen Güneş onun kalbini çoktan çalmıştır. Güneş’e zarar gelmemesi için elinden geleni yapar. Kitabın sonlarına doğru METİN VE AKAY ailesinin mücadelesini okuyacaksınız, hem şaşırıp hem üzüleceksiniz. Kitapta her an ne olacağı belli değil, insanı şok ediyor kesinlikle karakterler ile bağ kurmamalı..yoksa benim gibi üzülürsünüz…. Karakter sayısı fazla olmasına rağmen asla karışıklık hissetmedim Buda yazarın usta kaleminden kaynaklanıyor diyebilirim. Ayrıca bu kitabın filmi bile çekilebileceğini düşünüyorum ‍ @oceangirlbook tavsiyesi ile okudum teşekkür ederim Yorumumu okuduğunuz için teşekkür ederim, diğer yorumlarımda görüşmek üzere
1000Kitap
SeçkinlerCan Gözek · Kaktüs Sanat Yayınevi · 20267 okunma
Puan vermedi·68 syf.··
2026 26. kitabı
Stefan Zweig’den yine harika bir kitap. 1 saatte bitirilebilecek, ancak etkisi uzun süre devam edecek bir eser. Daha önce Stefan Zweig okumadıysanız bu kitapla başlamanızı öneririm. Hem yazarın diline hem de psikolojik derinliğine alışmak için güzel bir başlangıç. Gelelim kitaba… Öyle büyük bir aşk okuyoruz ki, aşk için nelerden vazgeçebileceğimizi sorgulatıyor. Kitap, ünlü bir yazarın doğum gününde isimsiz bir kadından uzun bir mektup almasıyla başlıyor. Mektubu yazan kadın, 13 yaşından beri yazara büyük bir aşkla bağlı olduğunu anlatıyor. Hayatının merkezine onu koymuş, yıllarca uzaktan sevmiş ve onun haberi olmadan yaşamını bu sevginin etrafında şekillendirmiş. Tam anlamıyla platonik bir aşk. Kadın bu karşılıksız aşk uğruna yalnızlık, özlem ve hayal kırıklıkları yaşıyor. Mektubunda, birlikte geçirdikleri kısa anların kendisi için ne kadar değerli olduğunu ve bu ilişkinin hayatını nasıl etkilediğini samimi bir şekilde dile getiriyor. Kadının tek isteği, yazar tarafından hatırlanmak. Ancak yıllar içinde yolları birkaç kez kesişmesine rağmen yazar onu hiçbir zaman hatırlamıyor. Kitap; karşılıksız aşkı, takıntıya dönüşen bağlılığı, yalnızlığı ve insanın görülme, hatırlanma arzusunu etkileyici bir dille anlatıyor. Mektup boyunca bir kadının ömrü boyunca içinde taşıdığı büyük sevginin ve derin hüznün tanığı oluyoruz. Aşkının büyüklüğü, kendinden bile vazgeçmesi ve her şeye rağmen sevdiği insanın üzülmesini istememesi insanın içini burkuyor. Kadının tek istediği şey hatırlanmaktı. Ve bu mektupla yazarın onu unutamayacağı kesin… Ben de kitabı bitirdikten sonra o kadını unutamadım.
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,8bin okunma
Puan vermedi
#OkudumBitirdim #OrtakOkuma Esaret şehrinde bir kitapçı/Sharı J. Ryan Kitap 1940/2018 yılları arasında iki farklı zaman şeklinde ilerlerken, ikinci Dünya savaşı Nazi dönemini, Kitap ilerledikçe, sanki vücuduma saplanan tırtıklı bir hançerin acısı her sayfada biraz daha derinleşiyordu.Severek okuduğum bir kitap oldu benim için. Bu zorlu yolcukta bana eşlik eden değerli kitap dostum Melek Hanım'a teşekkür ediyorum. kitabı her yönüyle ele almanın keyfini yaşadık birlikte. Başka kitaplarda buluşmak dileğiyle 1940’ların Almanya’sında Matilda, çocukluk arkadaşı Hans’a aşık olur. Ancak savaşın acımasız yüzüyle birlikte Hans ve ailesi, Yahudi oldukları için Matilda’dan koparılır. Matilda, sevdiği kişiye ulaşabilmek için zorlu ve tehlikeli bir mücadeleye başlar. Yıllar sonra, Matilda’yla kan bağı olan Amerikada yaşayan Grace Laurent, Almanya’dan gelen beklenmedik bir miras haberiyle geçmişine yolculuğa çıkar. Kendisine kalan eski bir kitapçı ve içindeki mektuplar onu Matilda ile Hans’ın yarım kalmış hikâyesinde nelerle karşılaştıracak. "Etrafı ölümle çevrili Esaret şehrinde ki ablukayı aşkın gücü kırabilecek mi? Matilda, aşkı için neleri göze alacak? Grace'yi Esaret şehrinde ki kitapçı da geçmışinin sırrı çözebilecek mi? Bu soruların cevabı kitabımızda. Geçmiş ile bugün arasında kurulan bu etkileyici bağ, aşkın, kaybın ve umudun yıllara meydan okuyuşunu anlatırken, bazı sırların yıllar geçse de unutulmadığını gösteriyor.
Esaret Şehrinde Bir KitapçıShari J. Ryan · Arkadya Yayınları · 2022911 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 182. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 02:03
"RUHUN FISILTISI" "Su, yeryüzünde en çok hafife alınan şeylerden biridir. Her yerde olduğu için fark edilmez. Musluktan akar, yağmurla iner, derelerin içinde sessizce ilerler. Oysa su, hiçbir zaman olduğu yerde kalmaz. Ne kadar durgun görünürse görünsün, içinde bir hareket vardır. En sakin göl bile kendi içinde yer değiştirir. İnsan bunu fark etmez çünkü su, kendini göstermek için çabalamaz. Hayat da çoğu zaman böyledir. İçten içe ilerler. Gözle görülür bir değişim olmadan, büyük kırılmalar yaşanmadan, sessizce şekil değiştirir. İnsan bazen bunu ancak geriye dönüp baktığında anlar. Bir zamanlar aynı sandığı halin, artık aynı olmadığını. Eskiden ağır gelen şeylerin hafiflediğini ya da hafif sandıklarının aslında ne kadar yük taşıdığını..." Hayatın karmaşasında kaybolduğumuz, kendi yankımızı bile duyamadığımız anlar var. Bu karmaşanın içinde çoğu zaman güçlü görünmeye çalışırız. Omuzlarımıza yüklediğimiz "her şey yolunda" maskesiyle günleri geçiririz. Ya görmezden geldiğimiz o kırılmaların da bir anlamı varsa? Ya çatladığımız, dağıldığımız anlar aslında yeniden var olmanın ilk adımıysa? Yazar, bu soruların peşinden giderek eseri boyunca karşımıza çıkan her durak, insanın kendine varma serüveninin farklı bir yüzünü gösteriyor bize. Uyanışın verdiği farkındalık, gözlerimizi açtığımız ama henüz ne göreceğimizi bilmediğimiz o ilk an. Çatlayıp dağıldığımız anlar, aslında ne kadar dayanabildiğimizin değil, ne kadar insan olduğumuzun kanıtı. Kayboluş hissi, her şeyin anlamını yitirdiği o boşluk. Arayış ve seçimler, kaybolduğumuz yerde neyi seçeceğimize karar verme cesareti. Cevaplar vaat etmiyor; aksine, birlikte durmayı öneriyor. İnsanın kendine yabancılaştığı anlardan, kırıldığı yerlerden, susarak geçtiği eşiklerden doğarak. Hepimizde bir “ruh” var ve o sürekli fısıldıyor
Edebiyat
Ruhun FısıltısıMelda Kamhi Kosif · Destek Yayınları · 20263 okunma