__Alnıma kısa zamanda derin bir çizgi kazıldı. Bunun altına üstüne uzanmaya hazırlanan diğer çizgilerin ince belirtilerini de aynada görüyorum. Alın yazısının ne demek olduğunu şimdi
Robert Kagan, Güç ve Ütopya ile iki farklı bakış açısına odaklanıyor. Lakin buradaki bakış açısı da yine Batı'nın ve Beyaz Adamın dünya görüşüdür. Güç ile ABD; ütopya (cennet) ile Avrupa bakış
Başka Şansın Yok kitabına başlarken elimde tek bir beklenti vardı: güçlü bir gerilim ve net bir hikâye çizgisi. İlk sayfalarda bu beklenti fazlasıyla karşılandı; daha girişte kayıp bir bebek, vurulan bir doktor ve parçalanmış bir hayatın ortasında kaldım. “Aha tamam, bu kitap beni götürür” dedim.
Ama iş ilerledikçe hikâye beklediğim gibi tek bir çizgide ilerlemedi. Aksine karakterler, geçmiş bağlantılar, eski ilişkiler, şantajlar ve gizemli figürlerle birlikte hikâye giderek genişledi. Bir noktadan sonra kitap benim için bir olay anlatısından çok bir düğüm ağına dönüştü.
Orta bölümlerde bu dağınıklık yer yer yorucu hale gelirken ana soru zaman zaman geri planda kaldı. “Tamam da bebek nerede?” sorusu zihnimin merkezinde kalmaya devam etti.
Buna rağmen hikâyeyi bırakmadım. Çünkü asıl merakım katilin kimliği değil, bu kadar parçanın nasıl bir araya getirileceğiydi. Yazarın bir jonglör gibi havaya savurduğu tüm bu karakter ve olayların düşmeden yakalanıp yakalanamayacağını izledim.
Finale geldiğimde ise tablo değişti. Dağıldığını düşündüğüm parçalar tek tek yerine oturdu ve hikâye beni ikna etmeyi başardı. Bu yüzden kitap, tüm orta kısım karmaşasına rağmen finaliyle tatmin eden bir okuma oldu.
Kitap bittiğinde bazı karakterlerin yerinde olsaydım ben ne yapardım diye düşünmeden edemedim. Çünkü hikâye sadece bir gizemi değil, insanın yanlış kararlar ve doğru sebepler arasındaki sıkışmasını da anlatıyordu. Hayat bazen doğru nedenlerle yanlış hamleler yaptırırken, bazen de yanlış nedenlere doğru hamleler yaptırabiliyor.