Çok sıkıntı çekeceksin alışmak için bana,
yaban ve yapayalnız ruhuma benim, kaçıran adıma herkesi.
Kaç kez yandığını gördük yıldızın öpünce gözlerinden birbirimizin
ve başlarımızın üstünde alacakaranlıkların açıldığını dönen yelpazeler gibi.
Ona göre esas olan, zaman dediğimiz şeyi insan ruhunun benimsemesi, bir meyve ısırır gibi, kendi izlerini ona kuvvetle geçirmesiydi. Her türlü saadet ve felaket düşüncesinin üstünde bir talihin kendisini tamamlaması lazımdı. Istırap insanoğlu için gündelik ekmek, ölümse sadece bir kaderdi, ikisinden de kaçılamazdı. Asıl dava, derin bir şekilde yaşamak ve kendi kendisini gerçekleştirmek, ölümlü hayata şahsi bir çeşni vermekti.
Niçin sevdiklerimiz bizim içimizden geçenleri merak etmezler? Niçin insanoğlu, insanoğluna her şeklinde kapalıdır? O dakikada, her zaman olduğu gibi Sabiha için seve seve ölebilirdim. Fakat Sabiha'nın zihninden geçen şeylerin bir tanesini bile bilmiyordum.