" Ben bir kuş öldüremem," dedi. "Bir karıncayı ezemem, incinir diye bir kelebeği, bir kuşu tutamam." Şu anda, belki en çok elindeki tüfeğe, belindeki hançere, bedenindeki koşar koşar fişeklere şaşırıyordu. Kendine bakıp bakıp gülüyordu.
- O zaman ararım.
- Hep arayacaksın sen. Ya resim, ya kitap...
- Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı.
- Anlamadım.
- Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur, kimi müdürlüğüne kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinin birinde bir çift öküzüne tutunan bir adamı tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin "Veli Ağa'nın öküzleri gibi öküz yoktur." demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben toplumdaki değerlerin iki yüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum:
Gerçek sevgiyi!