“Sen benim bir parçamsın”
Dün sabah 6 sularında bitirdiğim Sputnik Sevgilim, uzun zamandır okuduğum en akıcı ve etkileyici kitaplardan biri oldu benim için. Bir solukta bitirdim. Kitaba kalbimi bıraktığımı baştan belirtip, önce genel sonra spoilerlı bir şekilde kitabı incelemek istiyorum.
Murakami’den daha önce Sahilde Kafka, İmkansızın Şarkısı ve Zemberekkuşu’nun Güncesi kitaplarını okumuştum. Sanırım aralarında en kolay okunanı Sputnik Sevgilim’di diyebilirim. Bu kitapta da yine Murakami’nin tarzından alışık olduğumuz gibi edebiyat, sinema ve müzik detayları mevcut diğer kitaplarındaki kadar fazla olmasa da. Örneğin Sumire’nin okuduğu Jack Kerouac “Yolda” ve adı geçen yazar Joseph Conrad’dan “Karanlığın Yüreği”ni okuma listeme ekledim bile.
Çok özet havasına girmeden genel olarak konuyu anlatacak olursak,
Edebiyat fakültesini yarıda bırakıp yazar olma hayallerini gerçekleştirmeye adım atan genç Sumire’nin ismi belirtilmeyen dostunun ağzından aktarılıyor. Sumire tesadüfen Myu adlı kendinden yaşça büyük bir kadınla karşılaşır ve hayatının kaderi elinde olmayan bir şekilde farklı bir yönde değişir. Artık hayatında ona heyecan veren tek şey Myu’dan ibarettir. Sputnik kelimesi aslında Myu’nun kelimeleri karıştırması sonucu olaya dahil oluyor. Gerçek anlamıyla Sputnik “Yol Arkadaşı” demek, aynı zamanda Rusya tarafından uzaya fırlatılan ilk yapay uydunun adı.
“O zaman anladım; biz harika yol arkadaşlarıydık, ancak, sonunda her birimiz kendi rotasında gidecek yalnız bir metal kütlesinden başka bir şey değildik. Uzaktan bakınca kayan yıldızlar kadar güzel görünüyorduk. Gerçekte ise, tek başımıza uzaya hapsolmuş, hiçbir yere gidemeyen tutsaklar gibiydik. Ancak iki uydunun yörüngeleri tesadüfen kesişince bir araya gelebiliyorduk. Hatta birbirimize duygularımızı bile