Altay Cem Meriç’in şu sözü bana çok şey düşündürdü: “Bakmayı bilen göz, baktığı her yerde bir şey öğrenir.”
Yaşama dair meşguliyetler, hayatı ciddiyetle gözlemleyenler için boşa giden vakitler değildir. Çünkü her an bir bilgiye, her detay bir deneyime dönüşebilir. İlk kez okuduğumda düşüncelerin zarifliğinden çok etkilendim; sayfalar arasında eski dönemlerin sıcak, naif ruhunu buldum. Bazı kelimelerin gizemliliği, dinin ve bilimin hoş tezatı gibi beni cezbetti.
Aslında öğrenmeyi öğrenmek, bir eylem değil; hayatın ta kendisi. “Yaşıyorum, öyleyse varım” deme şeklimizdir. Bu, bir denklemin meselesidir.Gazâlî bu konuda güzel bir denklemi hatırlatır: Bilgi, Zaman, Gayret. Bu üçgen, zamanı içine zaman sığdırmanın en iyi yoludur.Altay Cem Meriç ise kendi denkleminde bir adım daha ileri gider: Bilgi – Zaman – Gayret – Müsade – Zeitgeist.Altay Cem Meriç’in denklemine eklediği “Zeitgeist” kavramı, öğrenmenin sadece bireysel bilgi ve gayretle sınırlı olmadığını; aynı zamanda çağın ruhunu okuyabilmekle mümkün olduğunu gösteriyor. Zeitgeist, yani “zamanın ruhu”, bir dönemin kültürel, toplumsal ve düşünsel atmosferini ifade eder. Başarı çoğu zaman sadece bireysel çabayla değil, içinde bulunduğumuz çağın eğilimlerini, ihtiyaçlarını ve fırsatlarını doğru okuyabilmekle mümkündür. Çünkü bazen koşmak kadar, doğru zamanda doğru yönde ilerlemek de belirleyici olur.Hayatın akışına müsaade etmek, hiçbir şey yapmadan çok şey görebilmek, sadece bakmak değil; baktığını görebilmektir. Bu, öğrenmeyi öğrenmenin en keyifli yoludur. Özellikle lise dönemlerinde böyle bir denklem büyük bir nimet olabilirdi.
Kitabı okurken fark ettiğim şeylerden biri de şuydu: Bir konuyu çalışırken sadece o konuyu öğrenmiyoruz. Yanında pek çok başka konuyu da getiriyor. İnsan bildiği şeyi değil, az bildiğini merak