Kendi ismim olmasından dolayı hep okumak istemek istediğim bir kitaptı, nihayet okuyabildim. Okurken Suphi isimli karaktere çok benzeyen birini tanımamdan ötürü bu iki kişiyi kıyaslamadan edemedim. “Suphi, erkeklerin özetisin” cümlesi durmadan aklımda cereyan etti. Burada tüm erkekleri zan altında bırakmıyorum elbette. Gördüğü her potansiyel kadınla beraber olan ve özellikle Zehra ile Sırrıcemal’in hayatlarını karartan bu karakter gerçekten sınırlarımı zorladı. Öte yandan kitabın başlarında adeta bir melek gibi tasvir edilerek Zehra’nın zıttı gibi lanse edilen Sırrıcemal’in aslında Zehra’dan çok da farklı olmadığını gördük. Zehra en azından karakterini gizlemiyordu, diye düşünmüştüm bu sayfalarda ama Sırrıcemal’in de Zehra gibi detaylı bir intikam planı içerisine girmeden intihar etmesi de yüreğimi burkmuştu ve kitabın son sayfasına kadar Suphi’nin bunu öğrenip vicdan azabı çektiğini görmeyi çok beklemiştim, ne yazık ki böyle bir şey olmadı. Zehra hırsının, Suphi uçkurunun, Sırrıcemal aşkının ve Üryani ise kibrinin kurbanı oldu. Üryani’nin ölümü beni hiç şaşırtmadı ve günümüzde kadın cinayetlerinin hala aynı hastalıklı ve doyumsuz ruhlara sahip Suphi gibi yaratıklardan kaynaklı olduğunu gösterdi. Ve en
ironik olanı da kitapta herkesin ölüp de bu “hastalıklı ruhun” hala bir yerlerde öyle ya da böyle yaşamaya devam edecek oluşuydu. Olan zavallı anacığına oldu..
Açık konuşmak gerekirse başlarda pek de içime çeken bir kitap olmadı ama sonradan olaylar geliştikçe duyduğum merak duygusuna da engel olamadım. Ralph karakterini sevemedim ancak Jack ile bu konuda onu kıyaslayamam bile.. Olan Simon ve Domuzcuk'a oldu :(
Olay örgüsü bir yana Mina URGAN'ın nefis sonsözü ile her şey yerli yerine oturdu. İnsanın yaşı fark etmeksizin içinde yer alan sahip olma ve iktidar duyguları açık bir şekilde okuyucunun gözü önüne serilmişti.
Okurken elbette dizisindeki karakterle ilişkilendirmemek imkansızdı :) Okuması pek kolay olmayan, devamlı dikkati üstünde isteyen bir kitaptı aynı zamanda. Minimini Nihal'i sevmeyenler çok olsa da bence kitapta oldukça önemli bir yeri vardı ve yaşadığı şeyler hiç de kolay değildi. Dizide bu güzel ve saf kızı o hale getirmelerini hala hazmedemiyorum açıkçası.
Behlül-Bihter "aşkı" beni hiç içine çekmedi çünkü başından beri arada gerçek bir aşk değil: zincirlerinden kurtulmak isteyen genç bir kadın ile zevk peşinde dolanan genç bir erkek vardı. Kadın, o zincirlerden bir süre belki bir gün belki birkaç hafta belki daha uzun süre kurtulmayı arzularken daha sıkı bir şekilde o zincirlerin kurbanı oldu. "Firdevs Hanım'ın kızı" olduğunu kitabın ilerleyen her bir sayfasında bize derinden hissettirdi.
Hakkında söylenecek çok şeyin olduğu ama nasıl ifade edeceğimi bilmediğim bir kitap. İktidar adı altında politikacıların kendi refahları uğruna halklarını nasıl harcadıklarını açıkça görebiliyoruz.
Okuması çok yoğun ve ağır bir kitaptı. Çoğu zaman içimi öyle kararttı ki devam etmek istemedim. Buna rağmen okumaktan keyif aldım, son derece gerçekçiydi.