"Olay, Yirminci Yüzyılın ikinci yarısında, bir gece, Turgut'un evinde başlamıştı.
O zamanlar daha Olric yoktu; daha o zamanlar Turgut'un kafası bu kadar karışık değildi."
Sayfa 25 - Bir gece yarısı evinde oturmuş düşünüyordu.·Kitabı okuyor
Bu kitabın baş karakteri olan Ömer, insanlarla iletişimi iyi olmayan biriydi.
En yakın arkadaşı Nihat ile insanlardan borç para alarak onun bunun sırtından geçinirler.
Ömerin hayatı okul yurtlarında geçmiştir.
Bir gün konservatuvar okuyan Macideyi vapurda görür.
Arkadaşı Nihat'a onu daha önce de tanıdığını anlatır.
Ömerle Macide'nin ruhları, karakterleri tamamen farklıdır.
Bu yüzden her ne kadar birbirlerini sevseler de bi yerde kopukluk yaşarlar...
Ömer sürekli onu yönlendiren ve içinde bulunan bir "şeytan" olduğunu düşünür.
İçindeki şeytanı, yaptığı hatalardan sorumlu tutar ve hep onu yönettiğini düşünür.
Bu hep böyle gider ama en sonunda bu düşünceyi; vicdanını rahatlatmak ve hatalarını, o şeytanın üzerine atmak olduğunu anlar.
....
Açıkçası kitabın başlarında çok sıkıldım.
Ama öylesine akıcı öylesine içine çeken bir kitaptı ki... sanatın sanat için olduğunu bir kere daha anladım.
Kürk Mantolu Madonna'nın Raif'i,
İçimizdeki Şeytan'ın Ömer'i gibi geldi bana.
Raif sessiz içine kapanık hiç arkadaşı olmayan biriydi.
Ömer ise insanlardan daha farklı düşününen ve arkadaşları olan biriydi.
Ama ikisinin benzerliği -bu cümleyi kullanmak her ne kadar doğru olmasa da- ruhlarında ezikliği barındıran karakterler.
...
"Onu unutamayacaksınız, ondan ayrılamayacaksınız."
Sayfa 294 - Olimpos - ömer, Macideyi Bedriye emanet eder. Ömerin tahliye emri çıkar. Bedri olanları Macideye anlatır. M ile b giderken ömerin arkadaşları görür. Tekrar baktıklarını ortadan kaybolmuştur·Kitabı okudu
"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim fakat sonucu aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu tür söz ve davranışlarımın sürekli bir sorumlusunu bulmuştum: Buna 'içimizdeki şeytan' diyordum, savunamadığım bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa uğramış bir mazlum gibi kendimi sevgi ve saygıya layık görüyordum. Oysa ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması. İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok. İçimizde güçsüzlük var. Tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey; gerçekleri görmekten kaçma alışkanlığı var."