Yabancılaşma duygularını kışkırtan, insanı hicranın tâ içine gömen, her adımında onu gurbet buhranına sokan hep yine insan.
İnsanın başı, türünün üyeleriyle belada. İnsanlarla....
Mesafe duygusunu insana veren de, insandan alan da insan. "İnsana saygımı korumak için insanlardan uzak duruyorum" sözü Dostoyevski'nin.
Cennet ve cehennem, umduğumuz ve korktuğumuz mekanlar değil artık. Meleklerle dolu değil evlerimiz ve sofralarımız. Sağ ve solumuza niçin selam verdiğimizi bilmiyoruz, bilmek istemediğimiz gibi yardım da istemiyoruz.
Uyarmıyoruz, uyaramıyoruz kimseyi, kendimizi bile.
Dedemden öğrendiğim, "insan olmak" kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir. İnsan, kendinde olmasını istediği herhangi bir şeyi bir başkası içinde aynı şiddette isteyebiliyorsa "insanım" diyebiliyor.
Birbirimizin hayatlarının içindeyiz ve insan olmak galiba "diğerkam" olmaktan geçiyor