Bir binanın bu șekilde canlandırılması, mimarisini, birçok değişik teknik detayın birikiminden çok, bir bütün olarak algılamamıza yardımcı olur. Dickens'a göre sokaklar, hepsi kendine özgü sesiyle konuşan ve ilginç bir karakteri canlandran evlerin yer aldiğı bir tiyatro oyunuydu. Fakat bazı sokaklar öylesine garip bir geometrik doku ile doluydu ki, Dickens bile onlara yaşam veremiyordu. Yazar, Ingiltere`deki eski Shrewsbury şehrinde bulunan Lion Inn`den görülen manzarayı şöyle anlatır: "Pencerelerden baktığımda, hiçbiri düzgün biçimlerden oluşmayan yamru yumru siyah ve beyaz evleri görüyordum." Shropshire' daki kasabalardan herhangi birini ziyaret etmiş ve yarı ahşap Tudor evlerini görmüş olanlar, cephelerdeki siyah ahşap çatkıların beyaz zemin üzerinde yarattığı etkileyici izlenimi hatırlayacaklar ve burada Dickens'ın bile garip kişiliklerden çok, birtakım biçimler gördüğünü anlayacaklardır.
Yaşamı boyunca mimariye özgün bir bakış açısıyla yaklaşan Danimarkalı mimar Ivar Bentsen, bir lisenin ek binasının açılışında, yapıların konumunu hareket halindeki insanlara benzeterek şöyle demiştir: "Bazı binalar için uzanmış diyebiliriz, bazı binalar ise ayakta duruyor gibidir; kulelere gelince, onlar her zaman ayakta durur. Buradaki bina, sırtını tepeye vermiş oturuyor. Çevrede herhangi bir noktadan gözlemleyin; okul binasının başını kaldırıp şehrin güneyinde yer alan kırları gözetlediğini göreceksiniz.