Bakar ama görmeyiz. Uzayıp giden ve insan denen hayvanlarla canlanan sokak, üzerindeki harflerin hareket ettiği, hiçbir anlamı olmayan, yere yatırılmış bir tabela gibidir. Evler sadece evdir. İnsan, gördüğü şeye anlam verme yetisini yitirmiş, ama var olanları kusursuzca görüyor, evet, orası öyle.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Öteki insanlarla aramda daimi, derin bir uyuşmazlık olduğunu hissetmemin nedeni, sanırım onların çoğunun duyarlıklarıyla düşünmesi, benimse düşüncelerimle hissetmem.
Doğan Cüceloğlu hayatının iki ayrı evresini, gençlik ve yaşlılık dönemini, temsil eden iki karakterin sohbeti üzerinden kişinin hayatta kendi olarak var olabilmesinin hangi düşünce sistemi ile mümkün olduğunu aktarmıştır. Anlatım sırasında hayatın içinden kişilerle sohbetler farklı hayat hikayelerine tanıklık etmemizi sağlayarak anlattığı soyut kavramların daha somut halde ifade edilmesini sağlamış ve bu bence kitabı zenginleştirmiştir.
Kitapta bazı noktalarda biraz uzatıldığını düşündüğüm kısımlar ve kitabın psikolojiyle harmanlanarak hikaye olarak aktarılması temelinde hikayede basit bularak sıkıldığım kısımlar olsa da kitabın asıl olarak hikayeden ziyade insanlarda kendilerine dair bir bilinç oluşturmak amacıyla yazılmasından dolayı buna çok takılmamaya çalıştım.
İlk olarak kişinin kendi olabilmesi için bulunduğu toplumun kültürünün ezbere öğretileriyle hareket ve seçim yapmasından ziyade şahsiyet olarak yaşamında var olabilmesi gerekliliğinden başlamıştır. Aynı zamanda günümüzde sıkça kullanılan kişilik ifadesinin yanlış kullanımına da dikkat çekerek şahsiyet ifadesini kullanmıştır. Kültürün ezbere öğretileriyle kendi fikrini sorgulamadan hareket eden kişileri ise ‘Kültür robotu’ olarak tanımlamıştır. Yaşanılan toplumda bireye çocukluğunda saygı ve değer gösterilmeyerek büyütülmesi sonucunda birey saygı ve değere layık olmak istenciyle hareket ederek toplumun ondan beklentilerine yönelik yaşamaya çalışmaktadır. Fakat bunu yaparken içten içe kendisine karşı davranışları sebebiyle mutsuz bir birey olmaktadırlar. Böyle bir toplumda içinde olmasından dolayı bireyin ‘Ben’ine ulaşması için cesaret ve güç göstermesini gerektirmektedir. Aynı zamanda savaşı sadece topluma karşı değil yıllardır kendi içinde benimsediği değerlere karşı durması gerekmektedir. Bireyin iç
Bu demek oluyor ki değerler okullarda ders vererek, nasihat ederek, ‘Atalarımız şöyle yaptı, böyle yaptı,‘ diyerek öğretilemez. Değerler, günlük yaşamda yapılan tanıklıklar aracılığıyla farkına varılmadan öğrenilir.