İnsanı ister hümanistlerin anlayışı ile tanrılaştırmaya çalışan görüş olsun ister evrimcilerin onu hayvan yerine koyan görüşleri olsun; hepsinin ortak paydası, Kitab-ı Mukaddes’in beyanlarını yalan çıkarma çabasında toplanmaktadır.
Bir Müslüman’ın kimliği basit olarak sadece Müslüman olmaktan ibarettir. Onun kimliği Allah indinde kul, Peygamber indinde ümmet, din indinde Müslüman olarak ortaya çıkar. Oysa günümüz ulus-devlet tanımı içinde insanlar başka kimliklere de sahip çıkıyor. İşin içine ideolojiler de karıştırıldığında kişinin kimliğini belirlemek karmaşık ve çapraşık süreçleri gerektiriyor. Kimliklerin böylece karmaşık ve çapraşık biçimde ortaya çıkmasının sonucunda ve işin içine ideolojilerin değer yargılarının da girmesiyle, insan kendine belirlediği kimlik içinde de rahat bırakılmıyor. Mesela kendine “Müslüman” kimliğini layık gören biri, başkası tarafından anti-laik olarak veya tutucu, gerici, bağnaz vb. töhmet altında bırakıcı keyfi etiketlerle yaftalanabiliyor. Bu adlandırmalar elbette, bir yandan kümeleşmeyi derinleştirirken aynı zamanda toplumsal huzuru da dinamitlemiş oluyor.
Aşkı, gerçek aşkı tadarsan, seni aklından kurtarıp bütün huyları güzelleştirir. Onun senin huylarında yapacağı en küçük değişiklik, seni canını feda edecek hâle getirmesi ve sana boş seyleri bıraktırması olacaktır. Hazırsan, buna layıksan, bu Yola ayak bas çünkü böyle canıyla oynamak, herkesin harcı değildir!
İnsanların çoğu, itirafın yerine iddiayı, acziyetin yerine öfkeyi, çaresizliğin yerine avuntuyu koyarak öldürüyorlar vakitlerini. Bense işi şakaya vurmadan edemiyorum.