Rasim Özdenören kaleminden öykü ve hikaye okumamın üzerinden çok zaman geçmiş. Çoğunu okumuş ve okurken çok etkilenmiştim ancak tarzını unutmuşum ya da bu kitapta kullandığı üslup farklı. Asla kötü bulduğum için değil ancak Rasim hoca böyle bir üslup kullanıyor muydu anımsayamadım. Güray süngü ile Ömer Faruk Dönmez arası mı diyeyim? Yoksa apayrı bir kulvar mı diyeyim bilemedim. Benim zaten okumaktan hoşlandığım bir tarz olduğu için ben rahatsız olmadım. Ama garip bulanlar olmuş.
Neyse kitaba gelirsek ana karakterimiz Yusuf adında kendini henüz bulamamış, sonu nereye varacağı bilinmeyen yollarda, zamane tabirle tükenmişlik sendromunda bir genç. Yazarımız karakterin bu durumunu Yusuf Aleyhisselam’ın kuyuya düşmesiyle benzetiyor. Ve kuyu metaforunu kullanmaktan çekinmiyor. Durum buyken Yusuf’un karşısına hiç ummadığımız karakteristikte bir Zeliha (Züleyha) çıkıyor. Ve Yusuf düşmüyor adeta yuvarlanıyor kuyuya. Yine kitapta “köpek” metaforu da bolca kullanılıyor ki nefs tasavvufta köpektir. Bir yandan kamil bir şeyhe varıp tüm her şeyden tevbe edip nefsini itaat ettirme isteği. Bir yanda nefsinin heva hevesleri. Bulabilecek mi aradığını? Çıkabilecek mi düştüğü kuyudan?
Bu kitap bana çok şey düşündürdü fakat birini dile getirmek istiyorum; bence insanın ne kadar dipte olması, ne kadar günahkar olması onun yükselmesine ve arınmasına engel değil. Yeter ki bunu istesin, adım atsın. Sözlerimi hepimizin bildiği, kitapta da geçen bir cümleyle bitireceğim;
“Hakikat aramakla bulunmaz, ama onu bulanlar arayanlardır.”
Keyifli okumalar.