Adadaki sakin günlerimizin içinde efkarlı ezgilerin dolaştığı da oluyordu. Ayrılıklar, hüzünler, acı anılar o kadar da yabancı değildi bize. Geçip giden yıllar, saçlara düşen aklar, anlatılamayan duygular... Ağıt bile çalınıyordu bazen.
Burnunu yanağıma sürtüşünü sabahları beni gazete, az pişmiş yumurta ve kızarmış ekmekle karşılayışını özlüyordum. Ben ona yalnızca bir parçamı vermişken, o tüm kalbini bana vererek bütün hayatını bana adamıştı. Benim kalbimdeyse, içinde sönmeyen bir mumun yandığı, kilitli bir oda vardı.