10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
Çok sevdiği doğumuna eşlik ettiği aşkar adlı atı ile 5 yaşında bataklığa saplandıktan sonra hayatı değişen ölümün kıyısından dönen Bürküt şamanlık için doğmuş ve alametlerini göstermeye başlamıştır. Bürküt yıllar sonra ünlü bir şaman olur 15.yy da yaşanan bu olaylardan sonra 21yy aynı duruma düşen bengü 5 yaşında çığ altında kalır ve kader bu iki ruhu paralel evrende birbirine bağlar artık onlar ruh eşleridir. Bengü ve Bürküt ile iki farklı zaman iki farklı çağ iki farklı yaşamın engeller ve birbirine karışmış hikayelerini çözmeye var mısınız ?
Yoksa Sen misin?Gülten Dayıoğlu · Altın Kitaplar · 201684 okunma
DİNLENEN BEYİN
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 73. kitabı
@dogan_kitap çıkan Dinlenen Beyin’i okuduğumda, modern dünyanın "durursan düşersin" dayatması altında zihnimi ne kadar hırpaladığımı çok net fark ettim. Kitap, her an bir şeyler üretmek zorunda hissettiğimiz bu çağda, hiçbir şey yapmamanın aslında beyin için ne kadar hayati olduğunu harika bir dille anlatıyor. Dr. Joseph Jebelli, boş durmayı bir tembellik değil; beynin kendini tamir ettiği, hafızayı düzenlediği ve üretkenliği beslediği çok aktif bir süreç olarak tanımlıyor. Sürekli koşturmaktan yorulan, tükenmişliğin sınırında gezen herkesin zihnini rahatlatacak,boş zamana, çalışmaya ve dinlenmeye bakış açımı tamamen değiştiren şahane bir rehber diyebilirim. Kitap, "Azıcık mola ver, kahve iç" gibi sığ kişisel gelişim tavsiyelerinin ötesinde,aşırı çalışmanın beynimizi biyolojik olarak nasıl fiziksel bir yıkıma uğrattığını çok çarpıcı nörobilimsel verilerle kanıtlıyor. Kitapta Japonya'da resmi bir ölüm nedeni kabul edilen Karoshi (aşırı çalışmaktan ölüm) vakalarını okuduğumda şok oldum. Aşırı stres altındayken salgılanan kortizol hormonu, beynin hafıza merkezi olan hipokampüsteki nöronları kelimenin tam anlamıyla zehirleyip öldürüyormuş. Yani sürekli meşgul olmak bizi daha zeki yapmıyor, aksine beynimizi fiziksel olarak küçültüyor. Uyku pasif bir durum değil, beynin en yoğun çalıştığı vakit. Biz uyurken bu sistem devreye giriyor ve gün boyu biriken toksik atıkları, zararlı proteinleri adeta yıkayarak temizliyor. Yazar, Einstein'ın karmaşık fizik problemlerinde sıkıştığında kalkıp keman çaldığını anlatıyor. Einstein bunu tembellikten değil, beynin odak ağını kapatıp Varsayılan Mod Ağı’nı açmak için yapıyormuş. Beyin özgürce yüzdüğünde, nöronlar arasında normalde kurulmayan yaratıcı bağlar kuruluyormuş. Kitabın en özgün bölümlerinden biri olan "Ağaca Sarılma Bilimi"
The Brain at RestJoseph Jebelli · Penguin Books Publishing · 20254 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi
"Tesir etmeyen okuma neye yarar? İnsan kendisine ilave etmek için okur, unutayım diye değil." (s. 87) _____________ Ahmet Hamdi Tanpınar denince çoğumuzun aklına hemen romanlar gelir, biraz da şiirler… ama açık söyleyeyim, Edebiyat Üzerine Makaleler bambaşka bir yer. Bu kitap öyle alıp “okuyayım, bilgi edineyim” diye yaklaşılacak bir şey değil ; daha çok, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zihnine misafir olmak gibi. Sanki karşında oturmuş da sana edebiyatı anlatıyor, ama anlatırken de durmadan kendisiyle tartışıyor. Kitap dağınık gibi duruyor , çünkü makaleler farklı zamanlarda yazılmış; ama işin garibi, o dağınıklığın içinde çok sahici bir bütünlük var. Bir süre sonra fark ediyorsun ki Ahmet Hamdi aslında hep aynı meseleyi kurcalıyor: Edebiyat nedir, ne değildir ve biz onu neden sürekli yanlış anlıyoruz? Evvela, şiir meselesi... Ahmet Hamdi Tanpınar burada hiç dolanmıyor, şiiri bir fayda veya öğüt vasıtası yapmaya kalkan anlayışın karşısına âdeta bir duvar gibi dikiliyor. Zirâ ona göre "Şiirin her türlü menfaat endişesinden uzak, gayesini yalnız kendinde bulan bir mükemmeliyet olmasıdır" Fikir yürütmek, ikna etmek, bir davayı ispatlamak nesrin, yani düzyazının işidir ; lisanın o serbest mantığı "zekâmızın bütün faaliyetlerini ifade, gündelik hayatımızın bütün ihtiyaçlarını tesviye eder" . Fakat şiir dediğimiz o sıkı yapı, bir fikrin vaaz edileceği bir kürsü olamaz. Bizde şiirin sürekli bir dava taşıması istenmesine itirazı da tam buradadır ; "şiiri çok defa irşadın kürsüsünde vaaz eder gördük" diyerek bu zihniyeti eleştirir. Çünkü asıl sanat eseri "kendisinden başlar, kendisinde biter" ve bütün asaleti de buradan gelir diye anlıyorum. Saniyen, dil ve kelime meselesi de önemli ve belki de en önemli mesele... Şiirin bu "kendi içine kapalı" mükemmeliyeti, bizi ister istemez
Edebiyat Üzerine MakalelerAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 2018265 okunma
Özlemeyi Bırakanlara..
Puan vermedi·198 syf.··
2026 10. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 20:22
Uzun zamandır kitaplığımın "en yakın zamanda okunacaklar" köşesinde bekleyen, her defasında elim gidip geri bıraktığım bir yapıttı J. D. Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar 'ı. Onu raftan indirmeme vesile olan şey ise, John Fowles ’ın muazzam eseri Koleksiyoncu oldu. Koleksiyoncu’daki o klostrofobik, saplantılı atmosferde bu kitaba yapılan atıf, bende ani bir merak uyandırdı ve kendimi Holden Caulfield’ın dünyasına adım atmış buldum. Dürüst olmak gerekirse, edebi yönden -geleneksel anlamda- ağdalı, sanatsal ya da kusursuz bir dil bekleyenleri hayal kırıklığına uğratabilecek bir kitap bu. Salinger, dili bilerek ve isteyerek "yoksullaştırmış". Sürekli tekrar eden kelimeler, "falan filan", "bunu gerçekten söylüyorum" gibi ergen kalıpları, ilk başta edebi bir çiğlik gibi hissettirebiliyor. Ancak tam olarak bu tercih, kitabın en büyük gücü olan akıcılığı doğuruyor. Sayfalar o kadar hızlı akıyor ki, kendinizi Holden’ın hemen yanındaki koltukta, onun durmaksızın konuşan iç sesini dinlerken buluyorsunuz. Yüzeysel bir bakış açısıyla yaklaşıldığında, karşımızda okuldan atılmış, her şeye burun kıvıran, zengin ve şımarık bir gencin birkaç günlük bunalım hikayesi var gibi görünebilir. "Ergen tribi" deyip geçmek çok kolaydır. Fakat satır aralarına sızdığınızda, Salinger’ın ne kadar derin psikolojik saptamalar yaptığını fark ediyorsunuz. Holden’ın her şeye ve herkese "sahte" (phony) demesi, aslında dünyanın riyakarlığına karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması. Onunki basit bir asilik değil; büyümeye, yetişkinlerin o çıkarcı ve maskeli dünyasına dahil olmaya karşı duyulan saf bir dehşet ve varoluşsal bir yalnızlık."Bir şeyleri yapma biçimleri insanı öyle sıkıyor ki, neredeyse kusacak gibi oluyorsunuz." Ayrıca Holden’ın sürekli "Kışın göl donduğunda ördekler nereye gidiyor?" diye sorması,
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger · Yapı Kredi Yayınları · 202171,2bin okunma
6/10
·256 syf.·
2026 38. kitabı
Selammm Okurken keyif aldığım, çerezlik bir kitabın yorumuyla geldim. Yorum spoiler içermiyor, bilginize. Kitap bir reverse harem. Okumaya başlamadan önce bunu bilmeniz gerekiyor, aksi takdirde okuma zevkiniz ciddi anlamda körelebilir. Aynı zamanda fantastik bir kitap ama bu öğeleri kitapta çok görmüyoruz. Kitabın geçtiği evren normal dünya düzeninde gizli olduğu için çoğu zaman klasik bir üniversite hayatını okuyoruz. Karakterlerimiz bir çok yönden Kopuk Bağlar serisindeki karakterlere benziyor. Hatta neredeyse birebir aynılar bile diyebilirim. Sadece buradaki karakterin daha sığ yazıldığını düşünüyorum. Çünkü karakter tutarlılıkları pek yok. Mesela Cillian karakteri. En başından karanlık, ağır başlı, korkutucu ve alfa biri olarak betimlendi ama gerek konuşmaları gerekse davranışları kesinlikle o ağırlıkta değil. Keza diğer karakterlerde öyle. En tutarlıları Knox ve Cael. İkisinin okuma keyfide yüksek zaten. Konu klişe olsa da okutuyor. Dili akıcı ve merak uyandırıcı. Yazım dili biraz istenilen o yüksek ağırlığı yakalamamış ama yine de beni rahatsız etmedi. Kurguda bazı tutarsızlar da var. Bazı tepkilerin nedenleri olsada mantıklı değil. Kurgu için gerekli olduğundan yazılmış işte. Tüm bunlara rağmen ben kitabı okurken keyif aldım. Beklentim düşük olduğu için mi bilmiyorum ama kitabın o ciddiyetsiz havası hoşuma gitti. Çıtır çerezlik, kafa yormayan kitaptı ve kızın etrafında emrine amade 5 erkeği okumak keyifliydi. Tavsiye eder miyim? Evet. Devam kitaplarını okur muyum? Evet
Korların AlacakaranlığıTessa Hale · Nox Yayınları · 202691 okunma
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 21:03
Bazı kitaplar okurken insanı başka bir coğrafyaya götürür ya, işte Taştan ve Kemikten beni doğrudan kutupların ortasına bıraktı. Buzun sesini, rüzgârın sertliğini ve açlığın ağırlığını hissettim. Başkarakterimiz Uqsuralik, kutuplarda yaşayan bir İnuit kadını. Bir gece buzun aniden kırılmasıyla ailesinden kopuyor ve kendini sonsuz beyazlığın ortasında yapayalnız buluyor. Sonrası ise hayatta kalmanın, yeniden tutunmanın ve vazgeçmemenin hikâyesi. Yazar bir yandan Uqsuralik’in yaşam mücadelesini anlatırken bir yandan da İnuitlerin dünyasının kapılarını aralıyor. Çiğ et yiyen, avcılıkla yaşayan, şaman geleneklerine inanan ve doğayla kadim bağlar kuran bu topluluğun yaşam biçimini uzun uzun okuyoruz. Bu sayede sadece bir karakterin hikâyesini değil, bambaşka bir kültürü de tanıma fırsatı buluyoruz. Masal ile gerçeklik arasında salınan bu romanın en güçlü yanı atmosferi. Öyle ki bazı sayfalarda gerçekten üşüdüğümü hissettim. Hem sert hem şiirsel, hem yabancı hem de tuhaf bir şekilde tanıdık bir kitap. Ben çok sevdim.
Taştan ve KemiktenBerengere Cournut · Can Yayınları · 2021138 okunma