"Meryem'in imanı şu güvenden gelir: onu çağıran kişi ondan başkasını çağırmaz ve bu adlandırmada bir sadakat mevcuttur. Vakti zamanında 'İbrahim nasıl tınladıysa 'Meryem' de öyle tınlar burada. 'Kulakları olanlar işitsin' her şeyden önce şu anlama gelir: (erkek ya da kadın) kendisine hitap edildiğini, yani başka hiç kimseye seslenilmediğini duyan işitsin. 'Seni çağırdığımı ve seni gidip diğerlerine gittiğimi söylemen için çağırdığımı işit. Başka bir şey duyma: sen, sadece sen ve benim gidişim. Sana hiçbir şey vermiyorum, sana hiçbir şey vahyetmiyorum, zira sen yalnızca bahçıvanı görüyorsun. Git tekrar et bunu, benim gittiğimi.' Ve tıpkı İbrahim gibi, Meryem de imanını, tespitlerle, hipotezlerle ya da hesaplarla göstermez."
"Sen.."' dedi Roza son kez, buz gibi netlikle. "Sadece tacinı taktığın o tahtın kölesisin. Ben ise sürgün edilmeme rağmen her şeyin efendisiyim.Şimdi git, Dante. Gelinini bekletme. Zira bir İmparator'un en büyük vazifesi, sahte bir gülümsemeyle kendi felaketine yürümektir."
Sayfa 24·Kitabı okudu
Reklam
Âdem(as)'ın boyu meselesi
İmam Buhârî ve İmam Müslim’in sahihlerinde Ebû Hüreyre’den rivayet ettiklerine göre Nebi (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allah Âdem’i kendi suretinde, altmış zira boyunda yaratmıştır. Allah onu yarattığında git şu oturmakta olan melek topluluğuna selâm ver, onların seni nasıl selâmlayacaklarını iyi dinle, zîra bu senin ve zürriyetinin selâmıdır.” buyurdu. Bunun üzerine Âdem onlara: “–Es-Selâmu aleyküm” dedi. Melekler de bu söze ilâvede bulunarak: “–Es-Selâmu aleyküm ve rahmetullah” diye mukabelede bulundular. Cennete girecek herkes Âdem’in suretinde olacaktır. Ondan bugüne kadar yaratılanlar hep küçülegelmişlerdir.”
Ceviz ağaçlarının altına hasır serdirip bahçesinin seyrânında dinlenmek istediği bir ilk yaz günü Zühre'ye çok ziyaretçi geldi. İlk önce, tâ Kumran'dan yolculuk etmiş bir Macar hâkimin karısıyla görüştü. Saltanatlı zengin soyzâde bir kâfir bânûsu idi, bu. Kocasına muhabbetinden, kendi kısırlığından, kısırlığı yüzünden erinin bir köylü kızıyla yattığından, kızın gebe kaldığından yandı yakıldı; Zühre'den medet diledi. Zühre dedi ki: - Kısırlığın çâresi yok, meğer Allah'tan ola. Kocan mutlaka döl almak isterse bırak hâline. Yalnız şunu bil ki, erkek kendini, sulbünden gelen evlâda aktarmadığı da olur. Öz çocuğudur, bakarsın ki hâzâ yabancı. Sen bir evlâtlık oğlan al, kocanın en harîm, en mukaddes düşüncesi neyse çocuğu o terbiyede büyüt. Zîra cins bir erkek her şeyi bağışlar, illâ kendisinden kadına aktarılmış Tanrı kıvılcımının heder olmasını affedemez. Kocandaki Tanrı kıvılcımı hangi mânâda toplanıyorsa sen -mâdemki kendi tarlan verimsizdir-o muazzez tohumu yabancı toprakta üret. Sana döktüğü yaratıcı bereketin yemişini öyle veya böyle dürüp ona sunmazsan ondan muhabbet bekleme. Azametli hâkim karısı anladı. Ağladı. Zühre'nin elini öpmeye davrandı. Onun arabası savulmadan hıristiyan bir köylü kız geldi, şipşirin, tâze, yosma. Evlenecekti, kendisini iki kişi isteyen vardı. Kız bir tânesine gönül bağlamış, ona gitmek dilerdi. Fakat bu, dik başlı sert bir erkekti, kızı korkutuyordu. Bileği güçlü, gözü açık, sözü sayılır, hem de ganî yürekli. İyi hoş amma pek kıskanç, titiz. Bunun karısı olmak, baskısı altında bal mumu hâline gelmek demekti. Diğer delikanlı yavaş başlı, geçimli idi; kızı el üstünde taşıyacak, rahata gömecekti. Gelgelelim kızın onda gönlü yok. Ne yapsın şimdi? Hangisini yavuklu alsın? Zühre kızın yumuk ellerini okşadı: **Gönlüne danış, yavrum. Hayatta
Sayfa 202·Kitabı okudu
Konu eğitim veya işse, düşünmeden Mars'a yollayacak adam bu ha. "Kızım git, yerçekimi şart mı?" diyecek adam! Ama konu gezme tozmaysa dur bakalım! Zira Türk babası.
Sayfa 102·Kitabı okudu
Alıntı
“Tüm uzuvlar arasında, dil en fevkalade olanıdır. Zira onu hem tatlı şarabımızı hem acı zehrimizi tadarken kullanırız, böylece aynı dille hem tatlı hem de adı sözler sarf ederiz. Git ona! Konuş onunla!”
Sayfa 204 - ithaki·Kitabı okudu
Reklam
Reklam